Gülistan Kılıç Koçyiğit komisyon ortak raporundaki başlıkları açtı
- 09:06 19 Şubat 2026
- Siyaset
Melek Avcı
ANKARA - Komisyon raporuna dair konuşan komisyon üyesi Gülistan Kılıç Koçyiğit, özellikle 6 ve 7’nci başlıkların sürece dair önemli bir yol haritası sunduğunu belirtirken, anadil vurgusunun açık biçimde yer almamasını eleştirdiklerini söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, asıl belirleyici adımın müstakil yasanın gecikmeden çıkarılması olacağını belirtti.
Kürt sorununun çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu, dün nihai raporu oylamak üzere son kez bir araya geldi. Yaklaşık 60 sayfadan oluşan rapor, süreçte hayata geçirilmesi öngörülen idari ve hukuki düzenlemeleri kapsıyor. Rapor; “Komisyon Çalışmaları, Komisyonun Temel Hedefleri, Türk Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku, Komisyonda Dinlenen Kişilerin Mutabakat Alanları, PKK’nin Kendisini Feshetmesi ve Silah Bırakması, Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri, Demokratikleşme ile ilgili Değerlendirmeler” adında 7 ana bölümden ve Sonuç ve Değerlendirme'nin yanı sıra eklerden oluştu. Komisyona sunulan rapor 47 evet, 2 ret ve 1 çekimser oy ile kabul edildi. EMEP ve TİP ret oyu verirken, CHP'li Türkan Elçi ise çekimser oy kullandı.
PKK’nin silah bırakmasının ardından toplumsal ve siyasi hayata katılımla ilgili yasal düzenlemeler ve buna ilişkin çıkarılacak olan ‘müstakil yasa’ önerisi, sürecin yürütücülerine dokunulmazlık sağlayacak yasal güvence, AİHM ve AYM kararlarına birebir uyulması ve hayata geçirilmesi, kayyım uygulamalarına ilişkin düzenlemeler genel bir çerçeve ile somut öneriler olarak raporda yerini aldı.
DEM Parti Komisyon Üyesi ve Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit rapora ve sonraki aşamaya ilişkin değerlendirmede bulundu.
“Burada yöntem farklılıkları, bakış açısı farklılıkları olmakla beraber 6. ve 7. başlığa sirayet edenler önümüze bir yol haritası koyuyor.”
*Öncelikle şuradan başlamak istiyorum. Ağustos ayında çalışmalarına başlayan Meclis Komisyonu, nihai raporunu açıkladı ve komisyonda oy çokluğu ile kabul edildi. Bundan sonraki aşama nedir?
Orta uzunlukta bir çalışma dönemi Meclis Komisyonu açısından dün itibariyle sona erdi ve komisyon raporunu da kabul etti. Raporun, bizim açımızdan en önemli başlığını oluşturan 6. ve 7. başlıklarında da süreci güçlendirecek öneriler çıktı. Bunu söylememiz gerekiyor. Şimdi önümüzde bu raporun gereğini yapacak bir süreç duruyor. Yani raporu pratikleştirecek, onu yasal ve hukuksal zemine kavuşturacak bir sürecin işlemesi gerekiyor. Biliyorsunuz ki nihayetinde rapor, bir tavsiye niteliğindedir. O anlamıyla Meclis iç tüzüğüne göre ya da özel bir kanunla kurulmadığı için tavsiye dışında yetkisi yok. Ama bu ortak raporun, bütün itirazlara, eleştirilere rağmen geniş siyasi bir mutabakatla çıkmış olmasını çok önemsiyoruz. Bu ne demek; Meclis'te bulunan siyasi partiler, komisyona katılan siyasi partilerin ekseriyeti Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda yol alınmasını, mesafe alınmasını istiyor. Burada yöntem farklılıkları, bakış açısı farklılıkları olmakla beraber 6. ve 7. başlığa sirayet edenler önümüze bir yol haritası koyuyor. Şimdi tabii ki özellikle yasal başlık, yani özel yasa, müstakil yasa diye ifadelendirdiğimiz; silah bırakanların ülkeye dönüşü, siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlayabilecek yasal adımların hızlı bir şekilde tasarıların hazırlanması ve bunların Adalet Komisyonu'na gönderilip oradaki süreç te bittikten sonra yasa olarak genel kurula gelmesi gerekiyor. Tabi açıkçası biz, bu sürecin zamana yayılmadan, hızlandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Çok uzun, ötelenen bir zamanda değil, hızlı bir şekilde bu tasarıların, kanun tekliflerinin hazırlanması ilgili komisyonlar eliyle de genel kurula getirilip yasallaşması gerekiyor.
“Bu hukuksal ve siyasal zeminde ilerlemenin bugün motor gücünü de Meclis oluşturuyor. Beklentimiz hızla bu sürecin yasayla taçlanmasıdır.”
*Yasa yapım süreçlerinin hızlanmasından bahsettiniz, hızla bu sürece girilmesini neden önemli görüyorsunuz?
Bu ne için önemli? Çünkü sonuçta bölgeye bakıyoruz, bölgede çok ciddi bir alt üst oluş var. Gerçek anlamda konjonktür çok hızlı değişiyor. Çok hızlı bir şekilde yeni risklere gebe bir bölgede yaşıyoruz. Ortadoğu'da, Irak'a müdahale ihtimalleri, İran'a müdahale ihtimalleri…Bütün bunlar bölgeyi çok kırılgan hale getirmiş durumda ve gerçekten her gün yeni büyük savaş ve çatışma risklerinin tetiklenmesi an meselesi. Bütün bunların içerisinde bunların yaratacağı handikapları, zorlukları da gören bir yerde olmalı ve tüm bu süreçler geldiğinde gerçekten Türkiye'nin kendi iç barışını sağlamış, Kürt sorununu demokratik yollarla çözmüş, Kürt halkının haklarını yasal ve anayasal güvenceye alan bir adım atılması, mesafe kat edilmesi gerekiyor. Günün sonunda halkımızın da bu sürece omuz verenlerin de beklentisi, bu sürecin hukuki ve siyasal bir zeminde ilerlemesidir. Bu hukuksal ve siyasal zeminde ilerlemenin bugün motor gücünü de Meclis oluşturuyor. Buna uygun adımlar atılması gerekiyor ve bizim de beklentimiz hızla bu sürecin yasayla taçlanmasıdır.
“Bu müstakil yasa, tam da kendini, silahlı yapısını feshetmiş, örgütsel varlığına son vermiş ve silah bırakma kararını da pratikleştirmiş olan PKK üyelerinin siyasal ve toplumsal hayata katılımını sağlayabilecek bir özel yasa olmalıdır.”
*Sizde ifade ettiniz; raporda 6 ve 7’nci başlıklar dikkat çekiyor. 6’ncı başlıkta, ‘müstakil- geçici bir yasa’ oluşturmaktan söz ediliyor fakat detaylandırılmamış. Nasıl olmalı bu müstakil yasa, kastedilen nedir, yasal çerçevesi nasıl olacak?
Biliyorsunuz, 27 Şubat tarihinde Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı oldu ve bu çağrının bir muhatabı kendi örgütü PKK’ydi, bir muhatabı devlet ve diğeri ise de toplumun bizzat kendisiydi. O anlamıyla PKK bu süreçte üzerine düşeni yerine getirdi. Eksiksiz bir şekilde bu çağrıya icabet etti. Kongresini topladı. Fesih ve silah bırakma kararı aldı ve bu kararı almakla da yetinmedi, aynı zamanda bu kararı 11 Temmuz tarihinde de pratikleştirdi. Ama bu pratikleşmenin sonucunda yani 11 Temmuz'da silahını yakan 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu ülkeye gelemedi. Niye gelemediler çünkü bir yasa yoktu. Onların nasıl bir hukuksal statüye tabi olacağına dair Meclis bir yasa yapmamıştı ve bu nedenle de hali hazırda da dönebilmiş değiller. Bu müstakil yasa, tam da kendini, silahlı yapısını feshetmiş, örgütsel varlığına son vermiş ve silah bırakma kararını da pratikleştirmiş olan PKK üyelerinin siyasal ve toplumsal hayata katılımını sağlayabilecek bir özel, müstakil yasa olması gerekiyor. Tabii biz ortak raporda biraz daha bunun ilkesini ortaya koymaya ve gerekçesini yazmaya çalıştık; bu yasaya neden ihtiyaç duyulduğunu ve nasıl bir yasa olması gerektiğini belirttik. Çok genel bir çerçevesi var. En nihayetinde mevcut komisyon, bir yasa yapma komisyonu değildi. Bir tavsiyede bulunabilir ve bunun genel ilkesini, genel çerçevesini ve gerekçesini ortaya koyabilirdi. Biraz o sınırlılıkta kaldı ve bu doğru bir yöntemdi.
“Sayın Öcalan'ın bu yasa yapım sürecinde de etkin bir rol oynaması gerekiyor. O nedenle gerçekten silah bırakma sürecinin devam etmesini sağlayacak ve aynı zamanda silah bırakanlar nasıl bir hukuksal rejime tabi olacaklarını ifade edecek ve burada da bir kategoriye gitmeyecek bir yasa yapılmalı.”
*Yasanın çerçevesi tartışılırken diyalog ve müzakere süreci nasıl yürütülmeli?
En nihayetinde bu yasanın yapım süreci, yani bu müstakil yasa çıkarken bunu sadece Meclis zemininde müzakere edilmesi yetmez. Aynı zamanda muhataplarıyla da konuşulması gerekiyor. Yasanın etkileyeceği, yasaya icabet edecek kişilerin, yapının, onun liderinin, Sayın Öcalan'ın bu yasa yapım sürecinde de etkin bir rol oynaması gerekiyor. Biliyorsunuz, Türkiye'de çok yasa çıkarıldı. Geçmiş dönemlerde de pişmanlık yasaları çıkarıldı, başka yasalar çıktı. Ama bunların hiçbirisi bir karşılık bulmadı. Bugün gerçekten çıkarılacak bu müstakil yasanın karşılık bulması ve gerçek anlamda bir yasallığa dahil olmak isteniliyorsa o zaman buna uygun bir yasa yapım sürecinin de işletilmesi gerekiyor.
Başta da söylediğim gibi bunun muhataplarıyla konuşulması gerekiyor. Diğeri, tabii ki ihtiyaca cevap veren bir yasa olmalıdır. Gerçek anlamda burada özel olarak altını çizelim, raporda da vardı; ‘Kürt'ün onurunu, Türk'ün gururunu kırmayacak’ şekilde bir yaklaşım ile, bir yenme yenilme ilişkisi üzerinden değil, gerçekten yeni bir ortak geleceği yazma perspektifiyle, yeni bir ortak geleceği adım atma perspektifiyle bu yasaların da ele alınması ve bu anlayışla yazılması gerekiyor. Burada tabii ki oradaki teknik başlıkların da tıpkı komisyondaki raporun yazım aşamasında olduğu gibi bir ortak akılla müzakere edilmesi gerekiyor ve koşullara da bağlanmaması gerekiyor.
*Yine bir diğer tartışmayı da yasanın zamanlaması ve hangi isimleri, üyeleri ne kadar kapsayacağı konusunda yapılıyordu. Buna ilişkin ne söylersiniz?
Şimdi başında Meclis komisyonunda şöyle bir anlayış vardı, ‘yasa yapma süreci silahların tespit ve tescilinden sonraya bırakılır.’ Yani bütün PKK'li bütün üyeler silah bırakacak, ondan sonra yasa çıkacak. Fakat dünyadaki hiçbir çatışma çözümünde bunun böyle bir örneği olmadığını, bunun eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini ifade ettik. Hali hazırda yasa olmadığı için silah bırakma süreci devam etmedi. Oysa eğer yasa olmuş olsaydı gerçekten bu süreç muhtemelen devam edecekti. O nedenle gerçekten silah bırakma sürecinin devam etmesini sağlayacak ve aynı zamanda silah bırakanlar nasıl bir hukuksal rejime tabi olacaklarını ifade edecek ve burada da bir kategoriye gitmeyecek bir yasa yapılmalı. Yani üst düzey, alt düzey gibi çok büyük ayrışmalara yol açmayacak, bütünlüklü, gerçekten barışın kapısını aralayan, şiddeti ve çatışmayı hayatımızdan çıkarabilecek bir perspektifle, bir anlayışla kaleme alınması gerekiyor. Dediğim gibi komisyondaki gibi de bir uzlaşıyla, geniş bir siyasal mutabakatla da müzakere edilmesi ve öyle çıkmasının daha doğru olduğunu düşünüyoruz.
“Siyasetin bu süreci izlemesi, raporlaması, halka duyurmasının önemli olduğunu ifade etmiştik. Şimdi bu gerçekleşemedi. O süreç ilerleyemediği için yeni bir mekanizma kurulacak.”
* Yine 6’ncı başlıkta süreci takip edecek bir mekanizma “Yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir” sözleri ile ifade ediliyor. Burada nasıl bir mekanizmadan söz ediliyor?
Bu daha önce de konuşulmuştu. Bu tespit ve tescil meselesinin bir mekanizma üzerinden izlenmesine dair tartışmalar var. Şimdi Türkiye'de yürüyen sürecin dünya örneklerinden farkı, burada bir üçüncü göz yok, bir üçüncü ülke yok, bir uluslararası kurum bu sürecin müdahilli değil. Daha ziyade PKK, Sayın Öcalan ve devlet yetkileri, güvenlik bürokrasisi ve onun ekseninde yürüyen bir süreçten bahsediyoruz. Fakat tespit, yani silahların bırakılma sürecini izleyecek, bunu rapor altına alacak, kayıt altına alacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu ifade ediyorlar. Biz aslında, komisyon ilk kurulduğunda Meclis Komisyonu'nun bu süreci izleyebilecek bir işlev görmesi gerektiğini söylemiştik. Evet, güvenlik bürokrasisi bunun bir paydaşı olabilir ama en nihayetinde gerçekten bunun siyasetle olan bağını kurmak, siyasetin bu süreci izlemesi, raporlaması, halka duyurulmasının önemli olduğunu ifade etmiştik. Şimdi bu gerçekleşemedi. O süreç ilerleyemediği için yeni bir mekanizma kurulacak. Detaylarını hiç konuşmadık. Bir mekanizma ihtiyacı tarif ediliyor. Muhtemelen biraz daha güvenlik bürokrasisi içerisinden kurulacaktır. Ama bunu mutlaka insan hakları örgütlerinin, STK'ların, baroların dâhiliyetiyle daha geniş bir zeminde oluşması; sadece yürütme içerisinden, devlet kurumlarından bir izleme heyeti değil, aynı zamanda bir bağımsız izleme heyetinin de bu sürecin ya paydaşı ya eş zamanlı izleyeni olarak ikame edilmesi ya da kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Ama tabii ki bu zamanla açığa çıkacak. Henüz detayları konuşulmuş bir şey değil. Sadece bir mekanizma ihtiyacına vurgu yapıyoruz.
“Bir anayasaya bağlılık, burada yeterli olacaktır. Ek bir mekanizmaya ihtiyaç yoktur. Hükümet bugün, yargının AYM ya da AİHM kararlarına uymaması noktasında pekala bunu bir günde, bir saatte, bir dakikada çözebilir.”
*Çok konuşulan diğer konu ise “umut hakkı” ilkesiydi bu isim olarak geçmese de raporda AİHM kararlarının uygulanmasından söz ediliyor. Eksiksiz uygulanması için de “mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi veya etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı” deniyor. Nedir bu, açar mısınız?
Burada çok özel bir mekanizma kurmaya ihtiyaç yok. Sonuçta bir hukuk devletinin gereği eğer ki bir anayasal hukuk devleti iseniz o zaman anayasaya uymak da zorundasınızdır. Anayasaya uyma meselesi de herkes bağlar. Kişileri, kurumları, yapıları ve bütün organları bağlıyor. Bir anayasaya bağlılık, burada yeterli olacaktır. Ek bir mekanizmaya ihtiyaç yoktur. İdarenin hem AYM kararları açısından hem AİHM kararları açısından bağlayıcılığını hatırlatacak bir ifadenin kendisi aslında güçlendiricidir. O anlamıyla burada aslında biraz daha yürütmeye ve hükümetin kendisine iş düşüyor. Hükümet bugün, yargının AYM kararlarına ya da AİHM kararlarına uymaması noktasında pekala bunu bir günde, bir saatte, bir dakikada çözebilir. AİHM, AYM kararlarının uygulanıp uygulanmaması sadece bir talimata bakıyor. Burada bir yeni bir mekanizmadan ziyade, aslında AYM ve AYM kararlarının uygulanmasının zorunluluğuna ve bunun olması gerektiğine dair bir vurgu söz konusudur. Yoksa biz orada özellikle hiç özel bir mekanizma kurulsun diye ifadelendirmedik. Ama belki şu yapılabilir; hakikaten bu sürecin şeffaf izlenmesi ve uymayanlar için aslında yeni yaptırımlar belki gündeme gelebilir. Bugün bir yerel mahkeme eğer Anayasa Mahkemesi kararına veya AİHM kararına uymuyorsa gerçekten bunun bir yaptırımının olması gerekiyor. Bu anlamıyla hakime rücu etmekten tutalım da uymayan mahkemenin ya da uymayan hakimin sorumluluğunu, ki bu sorumluluğun bir yönü de mutlaka cezai olmalıdır, böyle bir mekanizma belki kurulabilir ya da böyle bir düzenleme yapılabilir. Ama onun dışında ayrıca bir kurul teşekkül edilmesi gibi bir şey anlamıyoruz bundan.
“Özellikle bazı partiler ana dil vurgusunun raporda geçmesini istemediler. Özel olarak oraya ana dilini koymak bizim açımızdan çok önemliydi ki rapora yönelik eleştiri ve itirazımızda da bunun konmamış olmasının eleştirisini yaptık.”
* Diğer tartışma, “Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir” ibaresi. Anadilin doğrudan belirtilmemesine parti olarak katılmadığınızı söylediniz. Bu ibareyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim oradaki temelimiz, ana dilinde eğitim. Anadilinin önündeki kamusal engellerin kaldırılması ve uluslararası sözleşmelere uyulması ilk ve temel talebimizdi. Ama şimdi burada anadil ile ilgili çekinceler olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle de bazı partiler ana dil vurgusunun raporda geçmesini istemediler ve günün sonunda bizim ısrarımız neticesinde bunun olmazsa olmaz olduğunu, özellikle Kürt halkının ve diğer bütün halkların ana dil kullanımının önündeki engellerin kaldırılması konusunda mutlaka bu kadar önemli bir işlev görülmüş bir komisyonun bir tavsiyede bulunması gerektiğini, bir belirleme yapması gerektiğinin özel olarak altını çizdik. Siz, Kürt sorununu konuşuyorsunuz, sonuçta bu komisyon adı farklı olsa da belki tam olarak yüzde yüz Kürt sorunun demokratik çözümüne özgü bir komisyon olmasa da sonuçta bu nedenle kurulmuş bir komisyon. O zaman Kürt sorunu demokratik çözümüne katkı koymak için kurulmuş bir komisyonun Kürt sorununun en temel kök nedenlerinden biri olan ana dilin kullanımının önündeki kamusal engelleri kaldırması için bir paragraf yazabilir ve bunu tavsiye edebilirdi. Ama ne yazık ki bütün bu talebimiz karşılık görmedi ama daha genel bir ifadeye kavuştu. O da doğuştan gelen ve devredilemez hakların kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması…Bu aynı zamanda ana dilini de kapsar, bu kültürü de kapsar. Bu kişiye sıkı sıkıya bağlı olan bütün hakları kapsayan bir şeydir. Biz bunu ana dilini dışlar anlamında anlamıyoruz ama vurgu yetersiz diye anlamak gerekir. Özel olarak oraya ana dilini koymak bizim açımızdan çok önemliydi ki rapora yönelik eleştiri ve itirazımızda da bunun konmamış olmasının eleştirisini yaptık ki görüşmelerde de bunu çok sıkça dile getirdik. Ama dediğim gibi daha genel bir çerçeve yazıldı. Bu çerçeve iyi değerlendirilirse, eğer gerçekten bu çerçeveye sadık bir yaklaşım gösterilebilirse doğuştan gelen ve devredilemez olan kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların korunması, geliştirilmesi ve önündeki kısıtlayıcı engellerin kaldırılması noktasında bir yaklaşım sergilenirse buradan da çok mesafe kat edilebileceğini söyleyebilirim.
*Son olarak, bundan sonra komisyon üyeleri olarak nasıl bir çalışma yürüteceksiniz?
Şimdi komisyon artık kendi misyonunu tamamladı ve raporunu yazarak bunu genel kurula gönderdi. Bundan sonra artık Meclis'in ihtisas komisyonları bu sürecin asli aktörleri olacak, asli unsuru olacak. Tabii ki biz de grup olarak bu yasa yapım sürecinde ihtisas komisyonlarında yer alan, orada bizi temsil eden milletvekili arkadaşlarımızla beraber ve diğer bütün milletvekili arkadaşlarımızla beraber bu sürece katkı koyacağız. Elimizden gelen bütün çabayı sarf edeceğiz.







