Ulus-devletin çıkmazları: Demokratik çözüm arayışları (9)
- 09:01 17 Şubat 2026
- Dosya
Çözümün zemini: Demokratik Ulusal Kongre ve ortak diplomasi
Leyla Ayaz
HABER MERKEZİ - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ulus-devlet diplomasisinin Kürtler açısından çözüm üretmeyen, parçalanmayı derinleştiren bir rol oynadığını belirterek, Kürtler arasında bütünsel bir platforma dayalı demokratik ulus diplomasisinin inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor; Demokratik Ulusal Kongre’yi bu sürecin merkezi zemini olarak işaret ediyor.
Diplomasi, tarih boyunca toplumlar ve devletler arasında sorunların çözümü, barışın korunması ve karşılıklı yarara dayalı ilişkilerin sürdürülmesi için geliştirilmiş bir ilişki biçimi olarak tanımlanır. Ancak ulus-devletler çağında diplomasi, kapitalist modernitenin kâr ve güç mantığına tabi kılınarak çoğu zaman savaşların ön hazırlık mekanizmasına dönüştürüldü. Bu dönüşüm sürecinde Kürtler, uluslararası ve bölgesel diplomatik hesaplaşmaların en ağır sonuçlarını yaşayan halklardan biri oldu.
Bugün ise tartışılan temel ihtiyaç, ulus-devlet diplomasisinin dar ve tıkayıcı çerçevesini aşan demokratik ulus diplomasisidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ifadesiyle, “Demokratik ulus diplomasisi, savaşların değil barışın ve yararlı ilişkilerin aracıdır.” Bu yaklaşım, Kürtler arasında ortak ve kurumsal bir platformun oluşturulmasını, Demokratik Ulusal Kongre’nin hayata geçirilmesini ve tek sesli, bütünlüklü bir diplomasi anlayışının geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Böyle bir diplomasi, yalnızca Kürtler arası bölünmeleri aşmanın değil, aynı zamanda Ortadoğu’da demokratik modernite temelinde kalıcı barışın inşasının da anahtarlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun beşinci cildi olan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü: Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adlı çalışmasında “Demokratik Ulus Diplomasisi” başlığı altında bu perspektifi kapsamlı biçimde ele alıyor. Dosyamızın son bölümünü bu tartışmaya ayırıyor ve Abdullah Öcalan’ın konuya ilişkin değerlendirmelerini aktarıyoruz.
‘Diplomasi manipülasyon aracı haline getirilmiştir’
Ulus- devlet diplomasisinin kapitalist moderniteyle birlikte içerik değişimine uğradığını belirten Abdullah Öcalan, süreci şu sözlerle değerlendiriyor: “Ulus-devletin en çok geliştirdiği bir faaliyet de ulus-devletler arasındaki diplomasi faaliyetidir. Diplomasi, devletler arasında yaşanan savaşlar öncesindeki faaliyet biçimlerini tanımlamaktadır. Ulus-devletlerin tarihindeki savaşların hazırlık safhası olarak da değerlendirilebilir. Tarih boyunca her türlü topluluk birimleri arasındaki komşuluk ilişkilerinin geleneksel ifade ediliş biçimlerinin belli ritüelleri vardır. Bunlara yüksek değer biçilir. Ulus-devletlerin bu ilişkiyi kurumlaştırmaları kapitalist modernitenin kâr eğilimiyle bağlantılıdır. Eğer ilişkiler barış döneminde daha çok kâr getiriyorsa savaşa gerek yoktur. Diplomasi ile kârlı ilişkiler kurtarılır. Azami kâr eğilimi savaşla bağlantılıysa, bütün diplomatik güçler bir araya gelseler de kârlı savaşı engelleyemezler. Dolayısıyla diplomasinin işi bitmiştir. Kâr mantığına indirgenen diplomasinin tarih boyunca görülen toplumlar arası en değerli ilişki tarzıyla bağı kalmamıştır. Diplomasi ulus-devletler arasında kârlı savaş oyunlarının bir manipülasyon aracı haline getirilmiştir. Artık barışın değil, savaşların hazırlayıcı aracına dönüşmüştür.”
‘Yararlı ilişkilerin aracıdır diplomasi’
Demokratik ulus perspektifinde diplomasinin yeniden toplumsal ve barışçıl bir anlam kazandığını ifade eden Abdullah Öcalan, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Demokratik ulus geleneğiyle tekrar toplumlar arasında daha çok barış ve dayanışmanın, yaratıcı alışverişlerin aracına dönüşen diplomasi esas olarak sorunların çözümüyle uğraşır. Demokratik ulus diplomasisi savaşların değil, barışın ve yararlı ilişkilerin aracıdır. Bilge insanların rol oynadığı ahlaki ve politik değeri yüksek bir misyonu ifade eder. Özellikle komşu halklar ve akraba topluluklar arasındaki dostane ilişkilerin, karşılıklı yarar getiren süreçlerin geliştirilmesi ve sürdürülmesinde önemli rol oynar. Ortak toplumsallıkların, daha üst seviyede toplum sentezlerinin inşa gücüdür.”
Diplomatik ilişki süreci
Kürt tarihindeki diplomatik deneyimlerin hem olumlu hem de yıkıcı sonuçlar doğurduğunu söyleyen Kürt Halk Önderi, bu durumu şöyle açıklıyor: “Kürtlerin tarihinde olumlu veya olumsuz yönde çok sayıda diplomatik ilişki süreci varlığını hep sürdürmüştür. Çok parçalanmışlık ve topluluklar arasındaki yalıtılmışlık elçilik faaliyetlerine yüksek değer biçilmesine yol açmış, doğru ifade edildiğinde toplumsal yaşama değerli katkılarda bulunmuştur. Kötü niyetle ve farklı kişisel ve zümresel çıkarlar peşinde ifa edildiğinde ise düşmanlıklara ve çatışmalara hizmet etmiştir.”
‘Kürtlere biçilen rol hep piyonluk olmuş’
Kapitalist modernite döneminde Kürtlerin diplomatik süreçlerde maruz bırakıldığı rolü değerlendiren Abdullah Öcalan, şu ifadeleri kullanıyor: “Günümüzde Kürtler gerek kendileri ile komşuları arasında, gerekse küresel çapta anlamlı bir diplomasiye şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Varlıklarını korumada ve özgürlüklerini sağlamada olumlu diplomatik faaliyetlerin büyük rolü vardır. Yakın dönemde, kapitalist modernite sürecinde belki de dünyada en çok diplomatik oyunlara kurban edilen halk Kürtler olmuştur. Bütün 19. ve 20. yüzyılda Ortadoğu’nun parçalanmasında ve kapitalist sistemin hegemonyası altına alınmasında Kürtler kurbanlık rolü oynamıştır. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının en trajik kurbanları olmuşlardır. Ortadoğu ulus-devlet diplomasisinde Kürtlere biçilen rol hep piyonluk olmuş ve bu durum çok ağır sonuçlar doğurmuştur. Kürtler soykırıma varan acı tablolarla karşılaşmışlardır. Bunda şüphesiz Kürt işbirlikçileri kadar Kürt direnişlerinin modern yöntemlerden kopukluklarının da önemli payı vardır.”
Demokratik ulus diplomasisi
Ulus-devlet eksenli diplomatik arayışların Kürt sorunu açısından çözüm üretmediğini kaydeden Kürt Halk Önderi, alternatif olarak demokratik ulus diplomasisini işaret ediyor ediyor. Kürt Halk Önderi şöyle diyor: “Hem konjonktürel hem de sınıfsal açıdan birleşik bir Kürt ulus-devletinin şansının az olduğu göz önüne getirildiğinde, bu amaçla yürütülen diplomasilerin çözümleyici şansının oldukça az olduğu görülecektir. Son iki yüz yılda bu amaçla yürütülen faaliyetlerden başarılı sonuç alınmadığı bilinmektedir. Kürt sorununun doğası bu tür faaliyetlerin başarılı olmasına elvermemektedir. Kürtlere ilişkin ulus-devlet diplomasisi çözümleyici değil, tıkayıcı, Kürdistan parçaları arasında çelişkiyi artırıcı ve düşman ulus-devletlere açık davetiye çıkaran birçok olumsuz role tanıklık etmiştir. Bu nedenle yeni bir diplomasiye, demokratik ulus diplomasisine şiddetle ihtiyaç vardır.”
Ortak bir platform geliştirmek
Parçalanmış Kürt siyasal yapılarının bütünsel bir diplomatik zeminde buluşmasının zorunluluğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, şunları ifade ediyor: “Demokratik ulus diplomasisi, öncelikle parçalanmış ve farklı çıkarlar etrafında bölünmüş Kürtler arasında ortak bir platform geliştirmek durumundadır. Kürtlerin en çok ve şiddetle ihtiyacını duydukları bu platform, diplomatik faaliyetlerin merkezine oturmak durumundadır. Diğer bütün diplomatik faaliyetler, özellikle her örgütün kendi başına ve çıkarına göre geliştirmek istediği diplomatik faaliyetler şimdiye kadar görüldüğü gibi faydadan çok zarar getirmiş, daha çok Kürtler arasındaki parçalanmaya, bölünmeye ve çatışmalara hizmet etmiştir. Dolayısıyla Kürtler arasında bütünsel bir diplomasiyi geliştirmek temel ulusal görevlerdendir. Bunun için Demokratik Ulusal Kongre’yi kurup işlevselleştirmek Kürt diplomasisinin en hayati görevidir.”
Demokratik Ulusal Kongre’nin kurulması
Demokratik Ulusal Kongre’nin merkezi bir diplomatik ve siyasal yapı olarak inşa edilmesi gerektiğine değinen Abdullah Öcalan, bu gerekliliği şu sözlerle özetliyor: “Demokratik Ulusal Kongre hem tüm Kürt örgütleri ve şahsiyetlerinin temel hedefi olmalı, hem de Kongre’nin bir an önce kurulmasıyla ona dayalı tek ağızdan konuşan, tek politikası olan, kurumlaşmış bir Kürt diplomasisi gerçekleştirilmelidir. Hiçbir örgüt hiçbir gerekçeyle bu hayati görevleri erteleyemez, savsaklayamaz. Bu görevleri sürekli erteleyenler ve savsaklayanlar farklı kişisel ve örgütsel çıkarlar peşinde koşanlardır. Tarihte bu tip zihniyetler ve kişiliklerin yol açtıkları büyük felaketler ve zararlar iyi bilinmektedir, bilinmek durumundadır. Irak Kürt Federe Devleti’ne dayalı diplomasi önemli olmakla birlikte, bütün Kürtlerin ihtiyacını karşılayamaz. Bu devletin ne bu ihtiyaca cevap verecek yeteneği vardır ne de koşulları buna müsaade eder. Bütün Kürtlerin ihtiyacına cevap verecek diplomasi ancak Demokratik Ulusal Kongre’ye dayalı olarak geliştirilebilir. Dolayısıyla öncelikli görev Demokratik Ulusal Kongre’nin toplanması ve kalıcı bir genel bütünleyici ulusal demokratik örgüt olarak ilanıdır.”
Temel görevler
Demokratik Ulusal Kongre’nin yapısal ve işlevsel görevlerini sıralayan Abdullah Öcalan, bu çerçeveyi şöyle ortaya koyuyor: “Demokratik Ulusal Kongre kalıcı bir örgüt olmalıdır. Ulusal demokratik her sınıf ve tabakadan uygun bileşimle kişiler ve örgütlerin temsili sağlanmalıdır. Bunda nüfus ve parçaların rolü, mücadele azmi ve fedakârlık ölçütleri dikkate alınmalıdır. Kongre daimi bir icra, yani Yürütme Konseyi seçmelidir. Yürütme Konseyi bütün Kürtlerin pratik-politik ilişkilerinin yürütülmesinden sorumlu olmalıdır. İç ve dış diplomatik faaliyetler, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler Konseyce kurumsal olarak yürütülmelidir. Bütün örgütler öz savunma güçlerini ortak bir Peşmerge örgütünde birleştirmeli, ortak Halk Savunma Güçleri Komutanlığı kurulmalıdır. Her örgütün gücü oranında öz savunma güçleri üzerinde belli bir inisiyatifi olmalıdır. Konseye bağlı Dış İlişkiler Bürosu veya Komitesi, başta Kürtlerin bağlı yaşadığı ulus-devletler olmak üzere diğer tüm devletler ve sivil toplum güçleriyle ilişkilerden tek başına sorumlu olmalıdır.”
KCK ve Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilişkiler
KCK ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Demokratik Ulusal Kongre ile ilişkilerinin özel bir statü altında düzenlenmesi gerektiğini işaret eden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu ilişki biçimini şu şekilde açıklıyor: “KCK ile Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Demokratik Ulusal Kongre’yle ilişkileri uygun bir statü altında düzenlenmelidir. Her iki organizasyon bir biçimde Kongre Yürütme Konseyi’yle bağlantılı çalışabilir. Bu iki organizasyonla birlikte çalışmak üzerinde tartışılıp çözüme kavuşturulması gereken önemli bir sorundur. Açık ki, KCK’nin demokratik ulus inşasıyla Irak Kürt Federe Yönetimi’nin ulus-devletçi inşacılığı arasında ideolojik ve siyasi kapsamda ilişki ve çelişkiler uzun süre devam edecektir. Bu konuda Demokratik Ulusal Kongre çözümleyici bir çatı örgütü olabilir. Demokratik ulus diplomasisi ulus-devlet diplomasisinin büyük bir kaosa ve çatışmaya götürdüğü Ortadoğu halkları ve ulusları arasında demokratik modernite bağlamında kalıcı, çözümleyici rol oynayabilir.”







