Ulus-devletin çıkmazları: Demokratik çözüm arayışları (6)

  • 09:02 14 Şubat 2026
  • Dosya

  

Demokratik ulus perspektifinde hukuk: Çoğulcu ve yerel bir model
 
Leyla Ayaz
 
HABER MERKEZİ – Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ulus-devletin gücünü büyük ölçüde tek taraflı düzenlenmiş hukuk erkinden aldığını belirterek, demokratik ulusun farklı, çoğulcu ve yerel temelli bir hukuk anlayışına duyduğu ihtiyaca dikkat çekiyor.
 
Ulus-devlet hukuku, kapitalist modernite içinde meşruiyet üretmenin başlıca araçlarından biri olarak merkezî biçimde düzenlenmiş ve toplumun özgürlük alanlarını daraltan bir işlev görüyor. Buna karşılık demokratik hukuk anlayışı, çeşitliliği esas alan, daha sade ve yerel yönetim yasalarına dayalı bir yaklaşımı ifade ediyor. Güncel tartışmalar, merkeziyetçi ulus-devlet hukukunun toplum üzerindeki baskısına karşı, demokratik özerklik statüsüne dayalı yeni bir hukuk düzenine duyulan ihtiyacı giderek daha görünür kılıyor.
 
Bu yönelim, hem Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü hem de yerel kimliklerin korunması açısından önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Demokratik modernitenin güncel çözüm modeli olarak tartışılan ulusal demokratik anayasal uzlaşma da bu çerçevede ele alınıyor.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, “Ulus-devlet gücünü büyük oranda tek taraflı düzenlenmiş hukuk erkinden alır” tespiti, demokratik modernitenin neden farklı bir hukuk anlayışına ihtiyaç duyduğunu ve toplumların kendi özgün hukuklarını geliştirme zorunluluğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Dosyamızın bu bölümünde Abdullah Öcalan’ın “Demokratik ulusun hukuk yapısı”na ilişkin değerlendirmelerini ele alıyoruz.
  
Tek taraflı düzenlenmiş hukuk erki
 
Ulus-devlet hukukunun kapitalist modernite koşullarında nasıl bir iktidar ve meşruiyet aracı hâline getirildiğini ele alan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik hukuk ile ulus-devlet hukuku arasındaki temel farklara şu ifadelerle dikkat çekiyor: “Demokratik hukuk çeşitliliğe dayanan hukuktur. Daha da önemlisi, hukuk düzenlemesine az başvurur ve basit yapılıdır. Egemen ulus-devlet tarih boyunca hukuki düzenlemeleri en çok geliştiren devlet biçimidir. Bunun nedeni toplumun her şeyine karışması, özellikle ahlaki ve politik toplumu tasfiye etmeye çalışmasıdır. 
 
Eski toplumlar büyük ölçüde ahlaki ve politik düzenlemelerle sorunlarını çözmeye çalışırlardı. Kapitalist modernite bütün meşruiyetini hukuka dayandırmaya çalıştı. Topluma aşırı müdahalesi ve onu sömürmesi hukuk denilen adaleti biçimselleştiren, karmaşık araca başvurmasına yol açtı. Hukuk çokça söylendiği gibi birey ve toplum haklarını ve görevlerini düzenleyen yasalar bütünlüğü olmaktan çok, kapitalizmin tarih boyunca yol açtığı büyük haksızlıkları biçimsel adalet anlayışıyla meşrulaştırmaya dayalı aşırı sayıda yasalarla yönetme sanatıdır. Ahlaki ve politik kurallarla yönetmek yerine yasalarla yönetmek daha çok kapitalist moderniteye özgüdür. Ahlâkı ve politikayı inkâr eden burjuvazi kendisine muazzam güç sağlayan hukuk erkine başvurur. Burjuvazinin elinde hukuk büyük bir silahtır. Kendisini hem eski ahlaki ve politik düzene hem de alttaki emekçilere karşı hukukla savunur. Ulus-devlet gücünü büyük oranda tek taraflı düzenlenmiş hukuk erkinden alır. Hukuk ulus-devlet tanrısının bir nevi ayetleridir. Toplumunu bu ayetlerle yönetmeyi tercih eder.”
 
Ulusal yasalar ve yerel yönetim yasaları
 
Demokratik ulusun hukuku merkezîleştirmek yerine yerel ve çoğulcu yapılar üzerinden kurmayı hedeflediğini belirten Kürt Halk Önderi, ulusal yasalar ile yerel yönetim yasaları arasındaki ayrımın önemini vurguluyor. Kürt Halk Önderi şöyle devam ediyor: “Demokratik ulus bu nedenle hukuka, özellikle anayasa hukukuna karşı duyarlıdır. Demokratik ulus hukuk ulusundan çok ahlaki ve politik ulustur. Ulus-devletlerle ortak bir siyasi çatı altında uzlaşarak yaşama esas alındığında hukuka ihtiyaç duyulur. Bu durumda ulusal yasalar ve yerel yönetim yasaları ayrımı önem kazanır. Tek yanlı merkezî bürokratik çıkarları esas alan ulus-devlet hukuku sürekli demokratik yerel ve kültürel grupların direnişiyle karşılaştığında zorunlu olarak yerel yönetim yasalarını benimser. Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde federal ve federe hukuk sistemleri geçerlidir. Merkezî bürokrasi ve tekelci kapitalizme karşı yerel halkın çıkarlarını dengeleyen sistemler daha çok gelişmektedir.”
 
 ‘Kürtlerin kendilerine özgü bir hukukları olmamıştır’
 
Kürtlerin tarihsel olarak kendi özgün hukuk sistemlerinden koparıldığını ifade eden Abdullah Öcalan, inkâr ve imha politikalarının bu süreci derinleştirdiğine şu sözlerle dikkat çekiyor:  “Kürdistan ve Kürtlerin varlığı inkâr ve imhayı yaşadığından, kendilerine özgü bir hukukları olmamıştır. Osmanlı sisteminde Kürtlerin hem yazılı hem de geleneksel bir hukukları vardı. Ulusal kurtuluş sürecinde de Kürt ve Kürdistan kimliği, hatta Kürt Reform Yasası resmen kabul edilmesine rağmen, 1925’ten itibaren komplo, darbe ve asimilasyon yöntemleriyle kimlikleri yok sayılıp tarihten silinmek istendiler. PKK’nin direnişi Kürt varlığını kesinleştirmesine karşılık yasal tanımını henüz sağlayamamıştır. Bu dönemde ulus-devletleri Kürt varlığını yasal olarak da tanımaya zorlayacak, bunun gerçekleşmemesi hâlinde kendi özerklik hukukunu tek taraflı geliştirmeyi esas alacak olan KCK, ulusal anayasalar içinde kendine yer bulmaya öncelik tanıyacaktır.”
 
Ulusal demokratik anayasal uzlaşma
 
Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün hukuki zemininin ancak demokratik özerklik statüsüne dayalı bir anayasal uzlaşmayla mümkün olabileceğini belirten Abdullah Öcalan, bu yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor: “Zaten Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünden kastedilen de demokratik özerklik statüsüne dayalı ulusal demokratik anayasal uzlaşmadır. Irak’ta gerçekleştirilen, Türkiye ve Kürdistan’da yoğun olarak tartışılan bu yönlü bir çözümdür. KCK öncelik verdiği uzlaşmaya dayalı demokratik özerklik statülü ulusal demokratik anayasal çözümde başarılı olamazsa, ikincil öncelik tanıyacağı yol olan tek taraflı Demokratik Özerklik Yönetimi’ne geçiş yapacaktır. Kürdistan’da Demokratik Özerklik Yönetimi bir ulus-devlet hukuk yönetimi olmayıp, yerel ve bölgesel çapta demokratik modernite yönetimidir.”