Tülay Hatimoğulları: Yasal düzenlemeler gündeme alınmalı
- 12:49 12 Mayıs 2026
- Güncel
ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirtti. Tülay Hatimoğulları, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenerek, “Bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na değinerek konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, Hawar’la başlayan tarihsel yürüyüşün bugün Perwedeya Kurdî talebiyle sürdüğünü kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Bir dilin 100 yılı aşan bir mücadelesi, bir dilin kendini konuşmadaki ısrarı, bu bir onur mücadelesidir. Bir dili susturmak demek bir halkın hafızasını ortadan kaldırmak demektir. Kürtçe ve tüm anadiller bu coğrafyanın ortak mirasıdır ve anamızın sütü kadar bizlere haktır, helaldir. Kürtçe evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede, mecliste her yerde yaşamalı. Eğitim hakkına kavuşmalı. Anayasal güvence altına alınmalı. Celâdet Ali Bedirhan şahsında Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum. Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum. Cejna Zımanê Kurdî pîroz be” dedi.
Eşbaşkanlara dönük ceza ve kayyımlar
Geçtiğimiz günlerde ceza verilen Van Cezaevi’nde Colemêrg Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıddık Akış’ı ve önceki dönem belediye eşbaşkanı Cihan Karaman’ı ziyaret ettiğini anımsatan Tülay Hatimoğulları, “2014’ten bu yana Hakkari’de seçilen her belediye eşbaşkanı ne yazık ki cezaevini gördü. Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son Mehmet Sıddık Akış. Geçtiğimiz günlerde Mehmet Sıddık Akış belediye eşbaşkanımıza tam 19,5 sene hapis cezası verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bugünlerde bizler barışı konuşuyoruz. Bugünlerde bizler Türkiye’yi demokratikleştirmeyi konuşuyoruz. Bu verilen cezayı kabul etmek, hele de bu süreçte kabul etmek mümkün değil. Bakın her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi. Mazbata yerine kayyımlar konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz zulüm ve kesintisiz kayyım. Bunlar, hele de tekrar altını özellikle çiziyorum, böylesi dönemlerde kabul edilebilecek konular değildir. Kürt meselesi sandığa Kürt’ün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu tastamam zulümdür. Tastamam yok saymadır. Tastamam seçimleri de yok saymaktır. Yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır. Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı. Kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmeli. Ve sevgili Sıddık ve Cihan eşbaşkanlarımız başta Hakkari halkı olmak üzere bütün halklarımıza selam ve sevgilerini ilettiler ve ayrıca da Amedspor’un başarısından duydukları büyük mutluluğu ifade ettiler. Onlar mesajlarını iletelim istedi. Ben burada onlar adına bir kez daha onların mesajını iletiyorum ve Amedspor’un başarısını bir kez daha hep birlikte kutluyoruz” diye belirtti.
Doğa talanı
Doğanın hızla talan edildiğini dile getiren Tülay Hatimoğulları, yaşam alanlarının sermayelere son hızla peşkeş çekildiğine vurgu yaptı. Tülay Hatimoğulları, “Talan edilen yerlerden biri Peri Vadisi. Bu vadi yıllardır kuşatma altında; baraj, HES, av turizmi derken şimdi de JES tehdidi altında. Bingöl’ün, Dêrsim’in, Elazığ’ın kesişimindeki bu kadim vadi, bereketli topraklarıyla, balıyla, horoz fasulyesiyle, dünyaca ünlü açan bitkileri ve çiçekleriyle çok güzel bir yer. Ve gerçekten gitmeyen, görmeyen varsa içimizde lütfen gitsin ve bu cennet parçası olan doğa harikasını görsün. Ama bu doğa harikasını şimdi zehirlemek istiyorlar. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu yıllardır bu tehditlere karşı mücadele veriyor. Suyun şirketlere, toprağın sermayeye, doğanın talana açılmasına karşı ortak yaşamı ve temiz bir yaşamı savunuyoruz. Jeotermal, bu vadinin balına hayat veren çiçekleri zehirleyecek. Arılar çiçeğe değil, ölüme konacak. Horoz fasulyesinin kökü kurutulacak. Kalkınma, enerji, yatırım derken anlatılan bu hikâyenin bedelini şirketler değil, başta oranın insanı, köylüsü, orada yaşayan insanlar ve bütün canlılar olmak üzere bütün canlılar coğrafyamızda bunun bedelini en ağır şekilde ödüyor. Varto’nun, Karlıova’nın, Kaynarpınar’ın buna rızası yoktur” sözlerini kullandı.
Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının satır başlıkları şöyle:
“Geçen hafta Danıştay önemli bir karar aldı. Birçok mahkeme davasına da emsal teşkil edecek bir karar; Akbelen’de acele kamulaştırma kararındaki yürütmeyi durdurdu. Bu, hukuksuzluğun mahkemece açıkça tescil edilmesi demektir. Ve diğer davalara da örnek olmasını temenni ediyoruz. Biliyorsunuz Esra Işık, bu kürsüde çok dillendirdik Esra Işık’ın tutukluluğunu. Esra Işık hava, su, doğa için ve bütün canlılar için mücadele etti. Onların sesi, sözü oldu. Bu nedenle tutukluydu. Ve dün Esra Işık serbest bırakıldı. Kendisiyle ve değerli annesiyle dün bir telefonla görüştüm. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Onun da buradan selamlarını iletmek isterim size ve gördüğü dayanışmadan dolayı da teşekkür ettiğini, duygu ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizler de buradan Esra Işık’a bir kez daha aramıza hoş geldin diyoruz. Mücadeleye de kaldığımız yerden hep beraber devam edeceğiz.
Yaşamı savunanlar kazanacak
Akbelen’den Peri Vadisi’ne, Giresun Sekü’den Varto’ya, Karlıova’ya, Besta’ya bu mücadeleler artık birbirinin sesi olmuş durumda. Toplumda doğanın savunulmasıyla ilgili duyarlılık her zamankinden çok daha fazla artmış. Bu çok önemli bir şey. İşte bu parçalı olan direnişlerin bir araya gelmesi, bakışması, Türkiye’de sayısız olan çevre ve doğa savunmacılığı yapan platformların bir arada olması daha güçlü bir sinerji yaratacaktır. Bundan da eminiz. Köylüler, halk direndikçe sonuçlar aldığını da gördük. Burada Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı savunanlar kazanacak ve talan düzeni er ya da geç kaybedecek. Bu ülkede işçiler katlediliyor. Sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor. İktidar ise talan ruhsatı dağıtmaya devam ediyor.
Yılın ilk 4 ayında 99 kadın katledildi
Kadınlar katlediliyor. Failler ise korunuyor. Sadece geçen ay, Nisan ayında 24 kadın katledildi. 14 kadının ölümü şüpheli diye açıklandı. Bu yılın ilk 4 ayında 99 kadın katledildi erkekler tarafından. Yani neredeyse her gün en az bir kadın katlediliyor. Peki bu iktidar ne yapıyor? Bu iktidar bu katliamı, katliamları durdurmak için hangi somut adımı atıyor? Şiddet failleri için caydırıcı bir yasa mı çıkardı? Ya da mevcut olan yasaları etkin bir şekilde mi kullandı? Hayır. Hepsine hayır. Ama aile ve nüfus 10 yılı ilan etti. Geçen yıl da aile yılı ilan etmişlerdi. Sonucu ne oldu? Aile yılı ilan ettiklerinde 99 kadın katledildi. Kadınların katledilmesinin önüne geçmek için tek bir somut eylem planları yok. Alınan tek bir acil tedbir de yok. Bakanlığın adı, kadının adı bakanlıktan silindi. Yani şu anda kadının bakanlıkta adı yok. Onun yerine aile getirildi. Kadının onlardaki algısı ne biliyor musunuz? Doğuran bir makine, bir robot. Kadın insan ve eşit yurttaş değil onların algılarına göre. Ve “Kadının adı yok” diyenler, kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır. Bu anlayış kadının özgürlüğünü, emeğini, hayalini, eğitim hakkını elinden alıyor. Kadınlar şaşaalı kampanyalar istemiyor. Yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Söz değil, koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce herkes harekete geçsin istiyor. Yeter artık. Biz kadınlar güven içinde yaşamak istiyoruz. Eşit, adil ve özgür yurttaşlar olarak ölüm tehlikesiyle her an şiddet yaşayabiliriz korkusuyla değil, özgürce bu coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kadın, yaşam, özgürlük. İşte biz kadınların yaşam felsefesi ve mücadele felsefesi budur. Mara, haya, hürriye, jin, jiyan, azadî.
Enflasyonda Avrupa’da birinci, dünyada 5’inci sırada
Biz nasıl bir Türkiye olduk. Nasıl bir Türkiye olduk ki zengine sınırsız kaynak, yoksula sonsuz açlık. Yılın ilk 4 ayında enflasyon ve vergiler nedeniyle işçi ücretleri eridi. Rakamları çarpıtan TÜİK verilerine göre bile asgari ücret yılbaşından bu yana 3 bin 585 lira erimiş durumda. Emekli maaşı ise 2 bin 554 lira değer kaybetti. TÜİK Başkanı buzdağının sadece bir kısmını gösterince hemen görevden alındı. Ey AKP, ey AKP bakın. TÜİK başkanını görevden aldığınızda tamam mı oldu yani? Bütün sorunlar halloldu mu yani? Enflasyon sorununu çözdünüz mü TÜİK başkanını görevden aldığınızda? Bu mu yoksullukla mücadele planınız? Gerçekten bu yurttaşla düpedüz alay etmektir. Düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Türkiye enflasyonda bakın Avrupa’da 1’inci, dünyada 5’inci sırada. Bu korkunç bir şey. Yoksulluk tanımı artık lüks kalıyor.
Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı 113 bin
Ülke sefaletin dibinde, Türkiye sefaletin dibinde artık yeter, edi bese, edi bese, edi bese diyor halk. Bu tablonun sorumlusu çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten AKP’dir. Şimşek programı sorunları çözmedi, büyüttü. Enflasyon yüksek, enflasyon devam ediyor. Hayat pahalılığı gittikçe derinleşiyor. Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı 113 bin. Bu sayılar gerçek. Bu sayıları yoksulun çocuğunu okula gönderirken çantasına bir ekmek, bir süt koyamamasında görüyoruz bizler. Ve buna karşın yılın ilk çeyreğinde bankaların başını çektiği 21 şirket milyarlıklarla ödüllendirildi. Milyarlarca para bu şirketlere harcandı ve bunlar ödüllendirildi. Bu aleni bir servet transferidir. Emekçinin cebinden alıp sermayenin cebine akıtan bir hortum kurmuşlar adeta. Ve şimdi de varlık barışı adıyla yeni vergi muafiyetleri getiriyorlar. Yurt dışındaki sermayeyi getireceğiz, İstanbul’u yeni Dubai yapacağız diyorlar. Bunun Türkiye’ye maliyeti çok büyük. 34 milyar TL. Peki sermayeye kıyak çeken bu 34 milyar TL’nin boşluğunu nereden dolduracak bu iktidar? Emeklinin cebinden, emekçinin, yoksulun cebinden, küçük esnafın, çiftçinin, işçinin cebinden, öğrencinin sofrasından, çocukların ekmeğinden; buradan kısarak sermayeyi daha fazla zengin etmenin peşindeler. Evet, sermaye için burayı Dubai yapmaya çalışıyorsunuz ama işçi, emekçi, yoksul, işsiz, esnaf, çiftçi kan ağlıyor. Onlar için artık bu ülkede yaşam zehre dönüşmüş.
Barış Anneleri’nin ziyareti
Barış Anneleri geçen hafta siyasi partileri ziyaret ettiler ve siyasi parti liderlerine kenarları iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbenti hediye ettiler. Bu beyaz tülbentin anlamı çok büyük. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve buradan bir kez daha bunu hatırlatmak istiyoruz. Kürt geleneğinde kadınların kavga anında attığı tülbent sulha davettir. O tülbent bugün Mecliste barış yasasının çıkarılmasının talebidir. O tülbentlerin gösterdiği yol, barışın kapısının açılması için olan tülbentlerdir. Ve DEM Parti olarak bizler bu çağrıyı aldık ve bu çağrıya, anaların bu çağrısına asla kayıtsız kalmadık, kalmayacağız. Annelerin bize teslim ettiği beyaz tülbentleri barışın vesikası yapacağımızın sözünü veriyoruz ve acılarına rağmen, yaralarına rağmen, yaslarına rağmen barış mücadelesi vermekten bir an bile geri durmayan, barışı dillerinden düşürmeyen, barış için her an ve her yerde mücadele eden değerli Barış Annelerine buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Süreç bir müddettir durağan
Barış ve Demokratik Toplum Süreci Türkiye’nin kritik gündemlerinden biri. Süreç bir müddettir durağan. Bu yavaşlama halinden mutlaka ama mutlaka çıkılmalı. Bunun bir yolu bulunmalı. İvmenin artması için de bizler DEM Parti olarak yoğun bir çaba içindeyiz ve somut önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Bakın geçen hafta sürecin ilerletilmesi için bazı mekanizmaların kurulmasıyla ilgili çeşitli açıklamalar yaptık. Bizler de yaptık, başka siyasi partiler de yaptı. İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir ama bir gerçek var ki o tartışılamaz. Bakın siyaset kurumu, taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizma ihtiyaçtır ve bu hızla oluşturulmalı. Hem bugünkü tıkanıklığı giderecek hem de süreç içerisinde ileride oluşma ihtimali olan sorunları çözmek, o sorunlardan başarıyla çıkabilmek için de bu tür mekanizmalara ihtiyaç var. Önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Kurulacak bu mekanizma sürecin siyasi muhataplığını da üstlenebilir pekâlâ. Bu mekanizmaya dair tartışma, komisyon raporunun yasalaşma sürecini asla geciktirmemeli. Bu iki mesele eş güdüm içerisinde birbirini tamamlayarak pekâlâ ilerleyebilir. Birini diğerinin bekletilmesi için bir gerekçe haline getirmemek lazım.
Süreç sürüncemede bırakılamaz
Bakın komisyonun yayınladığı sonuç raporunda 6’ncı bölümde, 6’ncı bölümün 1’inci başlığında şu ibare geçiyor. Hatırlatmak istiyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal bir çerçevenin belirlenmesi. Yani açık bir şekilde adımların birlikte ifa edilmesi belirtilmiştir. Bu süreç, değerli yurttaşlarımız ve özellikle buradan yetkililere, bu sürecin muhataplarına sesleniyorum; bu süreç benim ihtiyacım, senin ihtiyacın diye sürüncemede bırakılamaz. Süreç barışın ihtiyacına göre şekillenmek durumunda. Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor. Bu ülkenin ekonomisinden, barış umudundan, özgürlük ve demokrasi umudundan çalınıyor. Allah muhafaza bizler bu tarih fırsatını kaçıracak olursak, bu tarihi eşiği başarıyla atlayamazsak bunun hesabını kim ve nasıl verecek? Bunu hiç düşünüyor musunuz? Bakın bayram sonrası dendi. Bir dönem döndü, ikinci bayram geldi, Kurban Bayramı. Zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemeler gündeme alınmalı. Ve Sayın Kurtulmuş’a önerimiz; lütfen bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun. Mecliste istişare edelim hep birlikte. Olmazları sonraya bırakalım.
‘Barış İçin Adım At’ yürüyüşüne çağrı
Olurları öne alalım ve buradan ilerleyelim. Bu tıkanıklığı aşalım. Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim hep beraber. Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz. Zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu da çok iyi biliyoruz. Çok büyük emek isteyen ve cesaret isteyen bir süreç olduğunun da farkındayız. Ama bütün bu zorlukların üstesinden istersek hep birlikte gelebiliriz. Ve bizler şunu ifade ediyoruz ki zaman kaybetmeden, hemen bu hafta somut adımların atılmasıyla ilgili mutlaka bir pratik gerçekleşmeli. Ve bir yol haritası çıkarılmalı. Bu konuda sorumluluk alalım. Hep birlikte sorumluluk alalım ki memleket rahatlasın. Bakın bizler DEM Parti olarak 16 Mayıs’ta Türkiye genelinde “Barış İçin Adım At” şiarıyla Türkiye’nin, Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında alanlarda olacağız. Meydanlarda olacağız. Ve buradan bütün halkımıza barışın sesini daha güçlü kılabilmek için, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlayabilmek için, bu sürecin en sağlıklı şekilde ileriye adım atmasını sağlamak için 16 Mayıs’ta alanlara, meydanlara davet ediyorum. O gün hep birlikte barışın sesini en yüksek şekilde haykıralım.
Karşımıza negatif pratikler çıkıyor
Bu kadar güzel umutlardan bahsediyoruz ama sürekli karşımıza negatif pratikler çıkıyor. Şırnak’ta barış arayışının ruhuna aykırı bir şekilde işleyen bir mekanik var. Ve Şırnak sürekli bu kürsülerde gündem. Farkındayız değil mi hepimiz? Bu kürsülerde Şırnak sürekli gündem. Ve bu mekanik Eğitim Sen Şırnak Şube Başkanı, Eğitim Sen Şırnak Şube yöneticileri ve Şırnak Sağlık Emekçileri Sendikası üyeleri hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası istemiyle soruşturma başlattı. Peki nedir bunun gerekçesi? Cenazeye gitmişler, Fatiha okumuşlar. Suriye’de insanların öldürülmemesi için alanlara çıkmışlar, barış eylemlerine demokratik zeminde destek olmuşlar. Yani bir yurttaş olarak yasal haklarını kullanmışlar. Bir de gerekçede ceza istemi için de diyorlar ki DEM Parti’nin düzenlediği etkinliğe katılmak. Valinin imzasıyla gelen belgede bu cümle yazıyor. DEM Parti bu ülkenin en büyük 3’üncü partisidir. DEM Parti Kürt’ün, Alevi’nin, Türk’ün, Ezidi’nin ve burada şimdi sayamadığım çok sayıda farklı halkların ve inançların partisidir. DEM Parti ezilenlerin ve sömürülenlerin partisidir. DEM Parti bugün devam etmekte olan bu süreçte müzakere ve diyaloğu yürüten siyasi partidir ve bu partinin bir çağrısına, bir etkinliğine katılmayı suç addedemezsiniz. Ve buradan bizler Milli Eğitim Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na ve İçişleri Bakanı’na apaçık çağrı yapıyoruz. Bu hatanın önüne geçin.
ODTÜ saldırıları
Şırnak’ta işleyen bir paralel mekanizma varsa bu paralel mekanizmanın yargılanmasının önünü açın. Şayet bir paralel mekanizma değilse o zaman bu antidemokratik uygulamaların önüne geçecek somut adımları bir an önce atın. Bakın yine Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden bahsederken bizler umudu büyütmeye çalışırken yine karşılaşılan pratikteki bir diğer sorun, çok da önemli bir sorun ODTÜ’de yaşananlar. Bakın iktidar durdukça süreç karşıtı karanlık odaklar provokasyonlarına hız veriyor. Geçen hafta ODTÜ’deki bahar şenliklerinde karanlık bir provokasyon senaryosu devreye girdi. Bu öyle milliyetçi hassasiyeti olan birkaç gencin yaptığı bir şey değil. Bayrak üzerinden provokasyon gerçekleştirerek barış sürecinin ortaya çıkardığı siyasi iklim zehirlenmek isteniyor. Bizler bu tabloyu çok iyi tanıyoruz değil mi değerli arkadaşlar? Çok tanıdık gelmedi mi size de bu tablo? Burada barışa gönül veren, bu ülkenin aydınlık yüzü olan gençlere sesleniyoruz. Sakın provokasyonlara gelmeyin. Unutmayın. Karşınızda milliyetçi akranlarınız yok. Karşınızda karanlık güçlerin kurduğu tuzaklar var. Yılınızı derslerin yüküyle, geçim derdiyle, özgürlüklerinizin kısıtlandığı ve ülkenin siyasal ağırlığıyla olan bir ortamda geçirdiniz. Şimdi şenlik elbette ki sizin en doğal hakkınız. Ama şunu hatırlayalım değerli arkadaşlar. ODTÜ şenlikleri köklü bir üniversitenin sadece şenliği değil.
Mücadele ettikçe kazanacağız
Aynı zamanda özgürlükçü, bilimsel bir üniversite kültürüdür. Bu nedenle de sıklıkla hedef alınmıştır. Buradan iktidara ve istihbarat başta olmak üzere güvenlik bürokrasisine sesleniyorum. Üniversitelerde, medyaya, tribünlerden mahkemelerin ceza yağdıran kararlarına kadar geniş bir yelpazede sürecin zehirlenmesiyle ilgili çok sayıda provokasyonla karşı karşıyayız. Hem kendi içinizdeki karşıt güçlere bakın hem de bu provokasyonları önleyin. Barışa giden yolun temizlenmesi için bu çok önemli bir pratik adım olacaktır. Bakın, bu sorumluluk iktidardadır. Bu sorumluluk devlettedir ve güvenlik güçlerindedir. ODTÜ’den Boğaziçi’ne, Hacettepe’den Türkiye’nin dört bir yanında zor ekonomik ve siyasi şartlara rağmen, eğitimin delik deşik edildiği koşullara rağmen eğitim almaya çalışan, eğitimini tamamlamaya çalışan sevgili gençler, sevgili öğrenciler. Bakın bizler haklı mücadelenizin her daim yanındayız ve ODTÜ’de yaşananları asla kabul etmiyoruz. Bu provokasyonlar mutlaka son bulmalı. Ve sevgili gençler, sizler bu ülkenin gururusunuz. Sizler bu ülkenin onurusunuz. Sizler bu ülkenin geleceği, yarınlarısınız. Bizler hep birlikte bu ülkenin yarınlarıyız. Ve buradan sözlerimi tamamlarken bütün gençleri Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların ruhuyla selamlıyorum. Bizler mücadele ettikçe kazanacağız, örgütlendikçe kazanacağız, mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız. Denizlerin, Mahirlerin ruhuna yakışır bir şekilde mutlaka başaracağız.”







