Tülay Hatimoğulları: Çözüm savaşta değil demokratik cumhuriyette!

  • 12:39 3 Mart 2026
  • Siyaset
 
ANKARA- 8 Mart haftasında DEM Parti kadın grubunda konuşan Tülay Hatimoğulları, bölgedeki savaşların kadınları ve çocukları hedef alan sonuçlar ürettiğini söyledi. “Savaş kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor” diyen Tülay Hatimoğulları, “Çözüm savaşta değil demokratik cumhuriyettedir” ifadelerini kullandı.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla partisinin kadın grubunda konuştu. Grup toplantısına Barış Anneleri, Tevgera Jinên Azad (TJA), Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, siyasi partilerden kadınlar, hukuk dernekleri, kadın platformları, kayyım atanan belediye eşbaşkanları, çok sayıda sivil toplum kuruluşunun kadın yapıları katıldı. Kadın mücadelesini anlatan sinevizyon gösterisinin ardından grup toplantısı başladı.
 
Epstein dosyaları
 
Kadın mücadelesinde yaşamını yitiren, katledilen kadınları anarak ve cezaevlerindeki kadınları selamlayarak konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, “Kapitalist erkek egemen sistemin son ifşası Epstein dosyaları” ile başladı. Tülay Hatimoğulları, “Bu dosya patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünü görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek düzenin suçlarını nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında Türkiye'de adı geçen bu kirli ağın içinde iş birliği yapan isimler hakkında hâlâ bir soruşturma başlatılmış değildir. Bu utanç vericidir. Belgelerde adı geçenler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır” dedi.
 
‘Bölge kanlı bir kaosa sürükleniyor’
 
Bugün Rusya, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, ABD, İran, İsrail’e bakıldığında dünyanın bir savaş içerisinde olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, bu savaşların emperyalistlerin kendilerini yeniden dizayn etme savaşı olduğunu söyledi. Tülay Hatimoğulları, “ABD, İsrail, İran'la masada müzakereleri devam ettirirken İran'a saldırı gerçekleşti. Bu savaşın bölgenin tamamını sarma ihtimali son derece yüksek ve daha şimdiden Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerini sarmış durumda ve bölge adeta kanlı bir kaosa sürükleniyor. Bu saldırılarda İran'da bir kız okulu bombalandı. Hepiniz izlediniz. Bombalanan bu okulda yaklaşık 170 kız çocuğu, belki daha fazla, katledildi. Yüzlercesi yaralı. Yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri ve yine erkeklerin başlatmış olduğu savaşların sonuçları. Bizler bu saldırıyı kadınlar olarak şiddetle kınıyoruz. Bu topraklarda çok kan aktı, çok kan döküldü. Artık yeter” diye konuştu.
 
‘Çözüm savaşta değil demokratik cumhuriyettedir’
 
İran Molla rejiminin tüm kesimlere ve kimliklere yönelik baskısının ise karşısında olduklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, çözümün emperyalist savaşta olmadığını dile getirdi. Tülay Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: “Savaşın bölgeye yayılarak çok sayıda sivilin katledilmesinde hiç değildir. Bölgenin istikrarsızlaşmasında hiç değildir. ABD ve İsrail'in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz. İran'ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi, kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil, çözüm otoriter rejimde değil; çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır. Buradan Jina Mahsa Amini'nin şahsında özgürlüğü için direnen bütün İranlı kadınları ve bölge kadınlarına binlerce kez selam olsun. Selam olsun Ortadoğu bölgesinde kadın yönetim modeli oluşturan bütün Rojavalı kadınlara binlerce kez selam olsun.
 
‘Savaş kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor’
 
Savaşlar, sistemin erkek aklının işgalci, fetihçi, iktidarca yaklaşımının sonucudur. Ama en ağır bedelleri de biz kadınlar ödüyoruz savaşlarda. Göç eden, tacize, tecavüze uğrayan kadınlar; göç yolunda insan kaçakçılarının ellerine düşen kadınlar ve çocuklar… Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz. Savaş kadınların kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor. Bugün Şengal'de birçok kadın kazanımı söz konusu ve Şengal'e yönelik tehditler bunun en önemli göstergesidir. Savaşların kadınların kazanımına saldırısının en önemli göstergesi. 74 fermanla yok edilemeyen Êzidîlerin, Êzidî kadınlar öncülüğünde Şengal'de inşa edilen özgür ve eşit yaşamın tehdit edilmesi, hedef gösterilmesi nasıl bir Ortadoğu istediklerinin apaçık göstergesidir. Aynı şekilde Rojava'ya dönük saldırılarla kadınların, kadın devriminin kazanımlarının hedef alınması da hiç tesadüf değildir. Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. Bakın, o kesilen ve teşhir edilmek istenen saç örgüsü nerede biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu'da, Suriye'de değil; bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi. Saç örgüsü burada. O kadınların direnişleri burada. O kadınların direnişi kadın örgütlerinde devam edecek. Bu da o karanlık zihniyete ders olsun.
 
Afganistan ve Irak
 
Afganistan'da Taliban'ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi, kadına yönelik şiddeti yasal bir hale getirmeye çalışmaları da nasıl bir Ortadoğu istediklerinin bir diğer göstergesidir. Boko Haram, El Nusra, El-Kaide ve uzantısı örgütlerin bölgede geliştirilmek istenen siyasal İslam çizgisinin kadınlar üzerindeki yarattığı baskının nasıl bir Ortadoğu ve nasıl bir yönetim şekli ortaya koymak istediklerinin en temel göstergesidir. Bakın, daha dün Irak'ta 2003'ten beri kadın haklarını aktif olarak savunan Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü'nün kurucusu Yenar Muhammed Bağdat'ta katledildi. Yenar Muhammed Irak'ta feodalizme, siyasal İslam'a ve emperyalizmin bölgedeki oyunlarına karşı kadın haklarını çok açık bir biçimde, kararlılıkla savunmuş bir aktivisttir. Bir mücadele insanıdır. Şengal'de IŞİD’in esir aldığı Êzidî kadınların sesi oldu. Yenar Muhammed'i öldüren karanlık zihniyeti şiddetle kınıyorum. Bölgede ve dünyada kadınlar, savaşa hayır diyor. Şili, Arjantin, İran, Suriye, Rojava, Afganistan, Pakistan, Lübnan, Filistin… Bütün dünyadan yükselen kadın mücadelesinin sesidir. Ve bizler bütün dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir parçasıyız. Ve ne mutlu ki bize, bütün dünyanın sahiplendiği Jin, Jiyan, Azadi felsefesinin kurucu özneleri olduk. Ve mutlu bize ki Jin, Jiyan, Azadi sloganının bütün dünyada yükselmesine vesile olduk.
 
İktidarın ‘Aile Yılı’ politikaları
 
Kadın emeğinin sömürülmesini, güvencesizleştirilmesini, yok sayılmasını sistemin ve bu iktidarın bir vesikası olarak görüyoruz. Kadın istihdamını arttırıyoruz diyorlar. Allah aşkına hangi kadın istihdamını arttırıyorlar? Siz kadınlar evlerinizde istihdamın yansımasını hissediyor musunuz? Siz kadınlar istihdam ediliyor musunuz? Tabii ki hayır. Kadınlar güvenceli iş bulamıyor. Merdiven altı atölyelerde güvencesiz bir şekilde çalışmak zorunda kalıyor. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımını kadınların omuzlarına yüklerken ev içi emek görünmez kılınıyor. İktidarın aile politikaları kadınları kamusal alandan çekiyor. Evin içindeki yoksulluğa, kamusal yoksulluğa ve aile içi şiddete çekiyor. Sonra ‘istihdam yarattık’ diyorlar. Kim inanır bu yalanlara?
 
Şiddet her yerde
 
Bakın sömürü bitmiyor her yerde. MESEM uygulaması bu sömürü düzeninin en çıplak halidir. Çocuklar ve gençler eğitim adı altında ucuz işgücü olarak patronlara teslim ediliyor. Kız çocukları hem emek sömürüsüne hem de tacize açık hale getiriliyor. Bu zihniyetin ne yazık ki Meclis’e kadar uzandığını stajyer öğrencilere yönelik istismar ve taciz vakalarıyla gördük. Şiddet yalnızca sokakta değil; iş yerinde, okulda, Meclis’te, devletin tam kalbinde üzeri örtülüyor, failler korunmaya devam ediliyor, şiddete maruz bırakılanlar yalnızlığa terk edilmek isteniyor. Bu yaşananların hiçbirisi münferit değil. Erkek egemen devlet aklının sistematik sonucudur. Biz buna razı değiliz.
 
Katledilen kadınların hikayesi tüm kadınların hikayesidir
 
Biz kadınlar iktidarın erkek egemen politikalarıyla kuşatılmış durumdayız. Devletin dili erkek, hukuku da erkek, uygulanma biçimi de erkek. Bu anlayışın sonucu olarak artan kadına yönelik şiddet, sistematik kadın cinayetleri ve kadın kırımına varan bir tablo. Bakın, bu ülkede sadece bir günde altı kadın katledildi. Sadece bir günde altı kadın. Yine İstanbul Çekmeköy'de öğretmen Fatma Nur Çelik öğrencisi tarafından katledildi. Bu kadınların her birinin hikayesi katledilen ve kaybettirilen bütün kadınların hikayesidir. Boşanmak isteyen, hakkında koruma kararı olmasına rağmen korunmayan kadınların hikayesidir. Arabuluculuk sistemiyle kadınları şiddet gördüğü mekânda hapsetmeyi hedefleyenler, bu cinayetlerden sorumludur. İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamayıp sözleşmeden geri çekilen, 6284 sayılı kanunu uygulamayan siyasi iktidar bu cinayetlerden sorumludur. Bakın, erkek yargı Ceyda Yüksel davasında ilişkin verdiği kararla bir kez daha kadından yana değil, failden yana olduğunu göstermiştir. 24 Şubat 2026'da Yargıtay Ceyda Yüksel'in davasında kadının cinsel yakınlaşmayı reddetmesini faili erkek olan failin açısından değerlendirmeyi nasıl yapmış biliyor musunuz? Haksız tahrik diyerek indirim uyguladı. Kadının hayır demesi suç sayılıyor ama erkeğin öfkelenmesi hukuki indirimin sebebi olarak görülebiliyor.
 
Kadınların yaşamlarını yargı paketlerine sıkıştırarak koruyamazsınız
 
İşte erkek yargı ve erkek adalet dediğimiz tam da budur. Kadınların yaşamlarını yargı paketlerine sıkıştırarak koruyamazsınız. Bakın, şimdi yeni Adalet Bakanı 12. yargı paketini ve yapay zekâ destekli bir Alo Adalet hattının kurulacağını duyurdular. Biz soruyoruz: Katiller sokakta gezerken, kadınlar karakol kapılarından çevrilirken bu hat kimi, nasıl koruyacak? Bu adaletsizliği çözmek değil; yargıdaki çürümeyi gizlemek… Kadınların hak ettiği adalet nasıl sağlanır biliyor musunuz? En iyi ihtimalle müşteri hizmetleri gibi çalışacak telefon hatlarını sembolik olarak kullanmakla olmaz bu iş. Kadınlar bu hatları aradığında gerçekten çözüm üretmekle mümkündür. Erkek yargı anlayışının kadın lehine değişmesiyle mümkün. Kadınların gerçekten korunmasıyla mümkün. Yine aynı pakette genel ahlak bahanesiyle kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamı hedef alınmış durumda. Cinsiyetsizlik diyerek toplumsal cinsiyet eşitliğini suç kapsamına sokmak istiyorlar. Ayrıca yine kadınların nafaka hakkını tırpanlamak istiyorlar. Bizler bunu asla kabul etmeyeceğiz.
 
Kadına yönelik şiddet bir aile içi mesele değildir
 
Nefret siyasetiyle erkek egemen düzen tahkim edilmeye çalışılıyor. Kadın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. İktidarın makul ve makbul görmediği yaşamlara karşı nefret rejimini sürdüren, barıştan ve özgürlüklerden, demokrasiden söz edemez. Burada bir kez daha söylüyoruz: Kadına yönelik şiddet bir aile içi mesele değildir. Toplumsaldır, kamusaldır, siyasaldır. Kadınların yaşamını koruma devletin sorumluluğudur. Ve biz bir kez daha bu kürsüden diyoruz ki, "İstanbul Sözleşmesine derhal dönülmelidir." 6284 sayılı kanun bütün maddeleri en aktif ve etkin bir biçimde hayata geçirilmelidir. Nefret suçlarını tetikleyen politikalardan ve söylemlerden acilen kaçınılmalıdır. Ve burada ez cümle diyeceğimiz şudur: Elinizi bedenimizden, kimliğimizden, yaşamlarımızdan, ruhumuzdan çekin, çekin, çekin.
 
Kız çocuklarının eğitim sorunları
 
Bakın, eğitimde uygulamaya koydukları her model kadınları, kız çocuklarını tahkim altına almak üzere hazırlanıyor. Kadın erkek eşitsizliği çocukluktan empoze ediliyor. Türkiye yüzyılı Maarif Modeli adı altında toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayan dinci, tekçi, cinsiyetçi bir eğitim modelini bizler asla kabul etmiyoruz. İtaat, sabır ve kader mantığıyla kız çocuklarının yaşadığı eşitsizliklerin görünmez kılınmasına asla razı gelmeyeceğiz. Cinsiyet eşitlikçi, bilimsel, anadilinde eğitim haktır. Toplum olarak da ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur. AKP iktidarı laiklik bildirisi imzacısı 168 aydın, yazar, sanatçı ve akademisyen hakkında soruşturma başlattı. 91 yaşındaki hocaların hocası iktisatçı, bilim insanı, değerli Korkut Borotav dâhil olmak üzere… Bu ülkede ifade özgürlüğü haktır. Bu ülkede düşünceni ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü haktır. Bu hakları gasp etmek isteyen anlayışlara asla evet demeyeceğiz ve onların karşısında biz kadınlar sonuna kadar mücadele edeceğiz.
 
Kadın özgürlükçü yerel yönetimler anlayışı
 
Kadın özgürlükçü yerel yönetimler anlayışımızı bulunduğumuz her yerde inşa ediyoruz. Mor çizgimiz olan eşbaşkanlık ve eşit temsiliyeti, bizler bunu her alanda sonuna kadar işletmek için çalışıyoruz. Belediyemizdeki kadın müdürlükleri ve bağlı birimlerdeki birimlerle birlikte kadınların ekonomik, eğitim, şiddete karşı mücadele bütün bu alanlarda bütüncül bir şekilde hizmetlere ulaşabilmesi ve çalışma yürütebilmesi için belediyelerimiz, yerel yönetimlerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında tüm belediyelerimizde kadın yaşam ve dayanışma merkezlerini hayata geçirdik. Bütün belediyelerimiz şiddet tutum belgeleri imzaladı. Kadına karşı suç işleyen hiçbir personeli kabul etmeyeceğimizin beyanıdır bu aynı zamanda. Geçtiğimiz hafta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve 13 ilçe belediyesi ile beraber Diyarbakır Barosu arasında kadına yönelik şiddetle mücadele protokolünün imzalanması kadınlar açısından çok büyük bir kazanımdır. Diyarbakır Belediyesi ve 13 ilçe belediye eşbaşkanlarımızı bu protokolü imzaladıkları için kendilerine buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve bütün belediyelerimizin benzer bir protokolü imzalayacaklarına da inanıyorum. Bizler açısından bu protokol aynı zamanda kadınların yaşam hakkını önceleyen ortak bir sorumluluk beyanıdır. Bu işbirliği ile kadınların adalete erişimini güçlü ve sürdürülebilir bir zemine taşıyacağımızın sözünü yineliyoruz.
 
Taleplerimiz yerine gelene kadar mücadeleye devam 
 
Geçtiğimiz cuma günü Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı tarihi çağrı olan barış ve demokratik toplum çağrısının yıldönümüydü. Bizler de bu vesileyle Ankara'da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Sayın Öcalan'ın göndermiş olduğu çok önemli mesaj kamuoyuyla paylaşıldı. Sayın Öcalan mesajında bir yıllık gelişmeleri özetleyerek bundan sonraki yeni aşamaya, yani demokratik entegrasyon aşamasına vurgu yaptı. Demokratik entegrasyon, en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar, başlangıcı kadar önemlidir. Bu tespitten hareket ederek aslında tarihin bir anın içinden geçtiğimizin altını çizdi. Demokratik entegrasyon aşaması için kendisinin ve örgütünün üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp bundan sonra yeni bir siyaset döneminin kapılarını araladığını, demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin açılması gerektiğinin altını önemle çizdi. Her defasında ifade ettik. Bizler farkındayız, çok tekrarlıyoruz. Ama tekrarlamaya devam edeceğiz şimdi söyleyeceklerimi. Sadece sözlerle tekrar etmeyeceğiz. Aynı zamanda eylemimizle, mücadelemizle, bahsini ettiğimiz bütün bu talepler yerine gelene kadar da tekrarımızı, yaratıcılığımızı kullanarak ve gerekirse tekrarımızı bizler devam ettireceğiz.
 
Sayın Öcalan’ın statüsü sürecin devamı için önemli
 
Mesela Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki Kürt halkının talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek. Bütün Türkiye'nin demokratikleşmesine kapı aralayacak. Ve buradan bir kez daha şunların altını çiziyoruz: AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Kayyım atanan belediyelerin halka, yani seçilmişlere, yani kendi iradelerine iade edilmesi. Cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması. Bütün bunlar için yeni bir anayasa düzenlemeye gerek yok. Mevcut olan yasaların hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşmeli. Bu kararlar yerine getirilmeli. Ve Sayın Öcalan'ın koşulları ve statüsünün yasal bir düzenleme ile tanınması ve hukuki bir güvenceye alınması… Bu sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalı. Somut adım atılmadığı müddetçe de toplumun bu sürece inancında gittikçe zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var.
 
Ceza değil çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık inşa edilebilir
 
Toplumda bu süreçle ilgili güven arttırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece DEM Parti'de değil. Bu parlamentonun tamamındadır. Toplumun tamamındadır. Devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir. Ve bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz. Bu üç adım, biraz önce de ifade ettiğim için, sadece Kürtler için değil; Türkiye halklarının tamamı içindir. Birincisi; Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukuku güvencesinde yaşayabilir. Buna özgür yurttaş yasası da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa, özgür yurttaş yasası olarak tamamlanabilir. Ceza değil çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir.
 
Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir
 
İkincisi, yerel yönetimlerin güçlenmesi konusu. Yerel yönetimler güçlendiğinde insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa'nın yerel yönetim özerklik şartı bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır'ın değil; Trabzon'un, Tekirdağ'ın, Antalya'nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değildir. 21. yüzyıla yakışır çok temel bir haktır. Yeni bir sivil demokrasi toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı ve bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki hem kalıcı bir barış tesis edilebilir hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir.
 
Adımlar Türkiye'nin demokratikleşmesine katkılar sağlayacak
 
Bu adımlar Kürt meselesini siyasi ve hukuki bir zemine çekebileceği, çekeceği gibi Türkiye'nin demokratikleşmesine de çok önemli katkılar sağlayacaktır. Biz kadınlar her zaman şunu vurguladık: Barış, eşitlik, demokrasi; demokratik siyaset, kadın özgürlükçü mücadele, demokratik entegrasyon ve nihayetinde demokratik toplum mücadelesinin en özgürlükçü ve en önde mücadele gücüyüz. Şiddet ve çatışmanın hüküm sürdüğü, barışın olmadığı bir toplumda kadına yönelik erkek ve devlet şiddetinin en katmerlisini yaşıyoruz. İşte bunun için biz kadınlar barış ve demokratik toplum çağrısını son noktaya kadar destekliyoruz. Ve bu çağrının gereklilikleri için de çalışmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye de devam ediyoruz.
 
8 Mart ruhuyla meydanlarda olacağız
 
Bizler onurlu barıştaki ısrarımız, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemiz, farklı cinsiyetlerin, dillerin, kimliklerin, inançların bir arada eşit yurttaş olarak yaşaması için barış ve demokratik toplum inşacıları olarak bu çalışmaların doğrudan merkezinde olmaya devam edeceğiz. Evet sevgili kadınlar, haklarımıza, hayatlarımıza yönelik yapılan saldırılara karşı 8 Mart ruhuyla 8 Mart'ta alanlarda, meydanlarda olacağız. İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizi haykıracağız. Ve bizler vardık, varız, var olacağız. Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir. Yaşasın kadın dayanışması. Jin, Jiyan, Azadi.”