Ailesinin Leyla Qasim'ı, mücadelenin Sema Yüce'si
- 09:03 16 Haziran 2026
- Portre
Büşra Turan
AGIRÎ - Kızı Sema Yüce’nin mücadelesine dikkat çeken annesi Zennure Yüce, “Sema iyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Amcası ona 'Leyla Qasım' diye hitap ediyordu” dedi.
Sema Yüce, 1971 yılında Agirî'nin Tutax (Tutak) ilçesine bağlı Aşağı Kargalı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğundan itibaren çevresinde öncü ve liderlik vasfıyla tanınan, ailesi tarafından direniş geleneğinin sembollerinden Leyla Qasim’ın ismiyle çağrılan Sema Yüce, ilkokul, ortaokul ve liseyi Agirî’de tamamladı. 1989 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü'nü kazanan Sema Yüce, üniversite dördüncü sınıftayken eğitimini yarıda bırakarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Mêrdîn, Lübnan ve Serhat alanlarında yürüttüğü çalışmaların ardından 1992 yılında Agirî'de tutsak düşen ve hakkında 22 yıl hapis cezası verilen Sema Yüce, Nevşehir, İstanbul ve Çanakkale cezaevlerine sürgün edilerek bu alanlarda ağır hak ihlallerine ve işkencelere maruz kaldı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 Mart 1998’de Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni kadınlara armağan etmesinin ardından, 21 Mart 1998’de tutulduğu Çanakkale Cezaevi'nde “Bedenimi 8 Mart’tan 21 Mart’a köprü yapmak istiyorum” diyerek bedenini ateşe verdi. Eyleminin ardından kaldırıldığı hastanede ağır tecrit altında tutulan ve 17 Haziran 1998’de yaşamını yitiren Sema Yüce, ardında bıraktığı mektuplarla Kürt kadın mücadelesinin sembolleşmiş isimlerinden biri hâline geldi.
Annesi Zennure Yüce, o süreçte yaşananları ve Sema Yüce’nin direnişini anlattı.
‘Öncü ve liderlik vasfı çocukluğundan itibaren vardı’
Zennure Yüce, kızı Sema Yüce'nin çocukluğundaki liderlik ruhuna ve cezaevinde maruz kaldığı zorlu süreçlere dikkat çekerek onun diğer çocuklardan farklı olduğunu anlattı. Zennure Yüce, “Sema iyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Arkadaşlarıyla çok farklı bir diyaloğu vardı. Sema, babasını ve ailesini çok seviyordu, büyük bir bağlılığı vardı. Amcası ona 'Leyla Qasım' diye hitap ediyordu” dedi.
Cezaevi görüşlerini anlattı
Sema Yüce'yi bir kere Nevşehir'de gördüğünü kaydeden annesi Zennure Yüce, “Ceza aldıktan sonra Çanakkale'ye götürüldüğünde de onu bir kez görme şansım oldu. Çanakkale'de bayağı sorun ve sıkıntı çektiler, işkence gördüler. Bir kere de telefonla görüştüm fakat bana hiçbir şeyden bahsetmedi. Ben üzülmeyeyim diye bana olumsuz bir şey söylemiyordu. İstanbul Cezaevi'ndeyken görüşe her gittiğimde, 2-3 dakika konuştuktan sonra gözleri doluyor ve arkasını dönüp gidiyordu. Sonra gözlerini silip geri geliyordu. Niye öyle yaptığını sorduğumda ise bana başının ağrıdığını söylüyordu” sözlerine yer verdi.
‘Kızımı görebilmek çok zordu’
Zennure Yüce, kızı Sema Yüce'nin hastanedeki zorlu tedavi sürecine değinerek, “Eylem yapıp hastaneye yatırıldıktan 18 gün sonra görebildim. Gözlerini açıp bana ilk söylediği şey, 'Anne, Önderlik benim eylemim için eleştiri yaptı mı?' oldu. Ben de 'Ne demişse bir bilgim yok' dedim. Sema hastanedeyken kapıda bir komutan vardı, sadece bir dakika süre veriyordu; ben galoş giyene kadar süre bitiyordu. Önderlik tutuklanmasından sonra işkenceler artmış. Bana herhangi bir vasiyeti yoktu. Durumu iyiydi aslında; ne olduysa iki gün içerisinde boğazı delindi, sonrasında konuşamamaya başladı” diyerek yaşamını yitirme sürecinden bahsetti.







