Kimin hikâyesi haber oluyor?

  • 09:04 14 Haziran 2026
  • Medya Kritik
Derya Ceylan 
 
HABER MERKEZİ - Nafaka tartışmaları medyada çoğu zaman "erkek mağduriyeti" ekseninde ele alınıyor. Ana akım ve dijital medyada nafaka ödeyen erkeklerin hikâyeleri öne çıkarılırken, boşanma sonrası yoksullaşan kadınlar, görünmeyen bakım emeği ve ekonomik güvencesizlik çoğu zaman haberlerin dışında bırakılıyor.
 
Nafaka tartışmaları uzun yıllardır medyanın en çok işlediği toplumsal cinsiyet başlıklarından biri. Ancak bu tartışmaların kamuoyuna nasıl sunulduğuna bakıldığında, gazeteciliğin temel ilkelerinden biri olan hak odaklı ve dengeli habercilikten uzaklaşıldığı görülüyor. Nafaka meselesi çoğu zaman kadınların boşanma sonrasında yaşadığı ekonomik güvencesizlik üzerinden değil, "nafaka mağduriyeti" söylemi üzerinden ele alınıyor.
 
Özellikle son yıllarda televizyon kanalları, gazeteler ve dijital haber sitelerinde nafaka haberlerinin önemli bir bölümünde "ömür boyu nafaka", "nafaka mağdurları", "süresiz nafaka" gibi ifadeler öne çıkarılıyor. Tartışma çoğu zaman hukuki ve toplumsal boyutundan koparılarak bireysel mağduriyet hikâyeleri üzerinden kuruluyor. Böylece nafakanın ortaya çıkış nedeni olan kadın yoksulluğu, görünmeyen emek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği görünmez hale geliyor.
 
Medyanın kurduğu hikaye: Mağdur erkekler 
 
Nafaka haberlerinde dikkat çeken ilk unsur, haber kaynaklarının seçimi. Birçok haberde nafaka karşıtı platformlar, çeşitli dernekler ve nafaka ödeyen erkeklerin görüşlerine geniş yer verilirken; kadın örgütleri, hukukçular ve nafakayla yaşamını sürdürmek zorunda kalan kadınların deneyimleri daha sınırlı biçimde aktarılıyor.
 
Ana akım televizyon kanallarında yayımlanan birçok haberde nafaka ödeyen erkeklerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar merkeze alınırken, nafaka alan kadınların yaşam koşulları ve ekonomik güvencesizliği çoğu zaman tartışmanın dışında bırakılıyor. Benzer şekilde çeşitli televizyon programlarında ve dijital yayınlarda nafaka konusu, kamuoyunda güçlü tepki yaratabilecek bireysel örnekler üzerinden ele alınıyor.
 
Bu durum tesadüf değil. Çünkü yıllardır dolaşıma sokulan "ömür boyu nafaka" söylemi, kamuoyunda nafakanın kadınlara tanınmış ayrıcalıklı bir hak olduğu algısını güçlendiriyor. Oysa Medeni Kanunu'ndaki düzenleme kadınlara değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa tanınan bir hak olarak tanımlanıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle ise bu haktan çoğunlukla kadınlar yararlanıyor.
 
‘Ömür boyu nafaka’ söylemi gerçeği yansıtıyor mu?
 
Medyada en sık kullanılan ifadelerden biri "ömür boyu nafaka". Ancak hukukçular uzun yıllardır bunun eksik ve yanıltıcı bir söylem olduğuna işaret ediyor.  Yoksulluk nafakası; nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi, ekonomik koşullarının değişmesi, yoksulluğun ortadan kalkması ya da taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda sona erebiliyor veya kaldırılması talep edilebiliyor. Buna rağmen birçok haberde nafaka, hiçbir koşulda sona ermeyen bir yükümlülük gibi sunuluyor. Böylece kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinden çok belirli bir algının güçlenmesine hizmet eden bir yayın dili ortaya çıkıyor.
 
Görünmeyen kadın emeği ve kadın yoksulluğu 
 
Nafaka tartışmalarında en çok görünmez kılınan alanlardan biri kadın emeği. Bir kadın yıllarca çocuk bakımını üstlenmiş, ev içi emeğin yükünü taşımış, ücretli çalışma hayatından uzaklaşmış veya güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmış olabilir. Boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik kırılganlık da çoğu zaman bu eşitsiz koşulların sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ancak nafaka haberlerinde bu yapısal sorunlardan çok daha az söz ediliyor.
 
Kadın örgütleri ve hukukçular ise nafaka tartışmasının merkezine tam da bu noktayı yerleştiriyor. Onlara göre nafaka, kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil; toplumsal eşitsizliklerin yarattığı ekonomik sonuçları hafifletmeye yönelik bir sosyal koruma mekanizması.
 
Muhalif ve özgür basında yer alan haberlerde ise nafaka; kadın yoksulluğu, görünmeyen bakım emeği ve boşanma sonrası ekonomik güvencesizlik bağlamında ele alınıyor. Kadın örgütleri, nafakanın bir lütuf değil, hak olduğunu vurguluyor.
 
Manşetlerde kadınlar yok
 
Nafaka haberlerinin önemli bir bölümü incelendiğinde dikkat çeken başka bir tablo ortaya çıkıyor: Kadınlar çoğu zaman haberin öznesi değil, tartışmanın nesnesi olarak yer alıyor. Erkekler yaşadıkları mağduriyetleri anlatıyor, siyasetçiler çözüm önerileri sunuyor, yargı mensupları değerlendirmelerde bulunuyor. Ancak nafakayla yaşamını sürdürmeye çalışan kadınların hikâyelerine çok daha az rastlanıyor. Daha da dikkat çekici olan ise medyada hangi hikâyelerin hiç yer bulamadığıdır. 
 
"Nafakasını alamadığı için geçinemeyen kadın", "Mahkeme kararına rağmen nafaka ödenmeyen çocuk" ya da "Boşanma sonrası yoksullukla mücadele eden kadınlar" gibi başlıklar oldukça sınırlı sayıda haberle gündeme gelirken, "nafaka mağduriyeti" söylemi yıllardır televizyon ekranlarında, gazetelerde ve dijital medyada yeniden üretiliyor. Bu durum, medyanın mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üreten bir işlev gördüğüne dair önemli bir gösterge oluşturuyor.
 
Aynı tartışma, farklı hikayeler
 
Nafaka tartışmaları, farklı medya kuruluşlarının habercilik anlayışları arasındaki farkı ortaya koyan çarpıcı örneklerden biri. Aynı konu, yayın politikasına göre bambaşka çerçeveler içinde sunulabiliyor.
 
İktidara Yakın Medya
 
İktidara yakın yayın organlarında nafaka konusu çoğunlukla "nafaka mağduriyeti" ekseninde ele alınıyor. Haberlerde nafaka ödeyen erkeklerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ön plana çıkarılırken, nafaka alan kadınların yaşam koşulları ve ekonomik güvencesizliği çoğu zaman tartışmanın dışında bırakılıyor. Muhafazakâr medya kuruluşlarında nafaka sıklıkla "aile kurumunun korunması", "erkek mağduriyeti" ve "süresiz yükümlülük" çerçevesinde tartışılıyor. Bu yayınlarda kadınların boşanma sonrası yoksullaşma riski çoğu zaman ikincil planda kalıyor.
 
Odatv ve Dijital Haber Siteleri
 
Odatv ve benzer dijital haber sitelerinde nafaka tartışmaları çoğu zaman polemik ve gündem eksenli ele alınıyor. "Süresiz nafaka", "nafaka mağdurları" ve "nafaka reformu" gibi başlıklar üzerinden yürütülen haberlerde taraflar karşı karşıya getirilirken, tartışmanın hukuki ve toplumsal boyutundan çok çatışma alanları öne çıkarılıyor.
 
Dijital medyanın tıklanma odaklı yapısı da bu yayıncılık biçimini besliyor. Kamuoyunda tepki yaratabilecek bireysel örnekler ve dikkat çekici başlıklar üzerinden kurulan haberlerde, karmaşık bir toplumsal sorun çoğu zaman bireysel mağduriyet hikâyelerine indirgeniyor. Bu yayınlarda sıklıkla karşıt görüşlerin çatıştırıldığı bir habercilik dili kuruluyor. Kadın örgütleri ile nafaka karşıtı platformlar, hukukçular ile siyasetçiler arasındaki görüş ayrılıkları öne çıkarılırken, kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yapısal boyutları geri planda kalabiliyor.
 
Muhalif ve Özgür Basın
 
Muhalif ve özgür basın yayın organları ise nafaka tartışmasını ağırlıklı olarak kadınların ekonomik hakları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın yoksulluğu ekseninde ele alıyor. Bu yayınlarda nafaka yalnızca hukuki bir düzenleme olarak değil; kadınların ekonomik güvencesi, görünmeyen ev içi emek, bakım yükü ve toplumsal eşitsizliklerle bağlantılı bir hak olarak değerlendiriliyor.
 
Haberlerde kadın örgütlerinin görüşlerine, hukukçuların değerlendirmelerine, kadın yoksulluğuna ilişkin verilere ve nafaka alamayan kadınların deneyimlerine daha fazla yer veriliyor. Böylece tartışmanın merkezine erkek mağduriyeti değil, kadınların yaşam koşulları ve ekonomik bağımsızlığı yerleştiriliyor.
 
Gazetecilik kimin yanında duruyor?
 
Nafaka meselesi yalnızca boşanmış çiftler arasında yaşanan bir hukuk tartışması değildir. Kadın istihdamı, ücretsiz bakım emeği, yoksulluk, sosyal politika ve toplumsal cinsiyet eşitliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle gazeteciliğin görevi en yüksek sesi çıkaranı mikrofonla buluşturmak değil; görünmeyeni görünür kılmaktır.
 
Bugün nafaka haberlerine bakıldığında karşımıza çıkan temel sorun da burada düğümleniyor. Medyanın önemli bir bölümü kadınların neden nafakaya ihtiyaç duyduğunu sormak yerine, nafakanın neden kaldırılması gerektiğini tartışıyor. Kadın yoksulluğunu haberleştirmek yerine erkek mağduriyetini manşetleştiriyor.
 
Medyanın karnesi 
 
Nafaka tartışmalarına ilişkin medya karnesi incelendiğinde temel ayrım açık biçimde ortaya çıkıyor: Bir grup medya kuruluşu nafakayı erkek mağduriyeti ekseninde ele alırken, diğerleri kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği perspektifinden değerlendiriyor. 
 
Dolayısıyla mesele yalnızca nafakanın sürüp sürmeyeceği değil; medyanın hangi hikâyeyi haber yaptığı, hangi hikâyeyi görünmez bıraktığıdır. Çünkü nafaka tartışmalarında asıl mesele yalnızca kimin konuştuğu değil, kimin susturulduğudur. Medya kadınların yoksulluğunu görünmez kıldığında, yalnızca bir haberi eksik anlatmış olmaz; toplumsal eşitsizliğin yeniden üretilmesine de ortak olur.