
Sebahat Tuncel: Barış istiyorsak elimizi taşın altına koyacağız
- 14:37 7 Mart 2025
- Güncel
MERSİN - Akdeniz'de 8 Mart kadın şöleninde konuşan TJA aktivisti Sebahat Tuncel, "Asrın Çağrısı"na dikkat çekerek, "Gerçekten barış istiyorsak hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve barış inşa edeceğiz" dedi.
Tevgera Jinên Azad (TJA) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Kadın Meclisi Mersin Akdeniz ilçesinde bulunan Barış Parkı’nda kadın şöleni gerçekleştirdi. Şölen alanına Türkçe ve Kürtçe "Kadın Kırımına İsyan Ediyor. Özgürlüğe Yürüyoruz" pankartı asıldı. Miting alanına ulusal kıyafetleri ile gelen kadınlar seslendirilen şarkılar eşliğinde halay çekerken, sık sık "Jin jiyan azadî" sloganları attı.
Tutsak Eşbaşkanın mesajı okundu
Şölende ilk olarak DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, alanda toplanan kadınların 8 Mart'ını kutladı. Bedriye Kuş, yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eşbaşkanı Nuriye Aslan'ın şölene gönderdiği mesajı okudu.
Nuriye Aslan'ın mesajı şöyle: "Bugün, dünyanın dört bir köşesindeki kadınların özgürlük, eşitlik ve adalet için verdiği mücadelenin gücünü ve kararlılığını bir kere daha göstermek için toplandığımız, tarihsel bir anlam taşıyan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, kadınların sadece toplumsal değil, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda hala mücadele etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Her geçen yıl, kadınların gücü, direnci ve birliğiyle dünyada daha fazla eşitlik ve adalet inşa edebilmek adına attığımız adımların büyüklüğünü görmek, bu mücadelenin en güçlü öncülerinin bizler olduğumuzu bir kez daha kanıtlıyor. Son dönemde barışın ve demokratik çözümün yeniden tartışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Ancak barışı konuşmanın en büyük şartı, halkın iradesine saygı duymak, hukuksuz tutuklamalara ve kayyum rejimine son vermektir. Çünkü barış, ancak adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün olduğu yerde yeşerebilir. Ve biliyoruz ki, kadınlar bu sürecin en güçlü öncüleridir. Hayatın her alanında kadının özgürleşmesi ve eşit eş yaşam sağlanmadan ortaya koyulan demokratik toplum paradigmasının başarıya ulaşması mümkün değildir.
Eş yaşam mücadelesini bırakmayacağız
Cinsiyet eşitliği temelinde bir Demokrasi ve halk iradesi, bu paradigmanın en temel dayanaklarıdır. Ancak bugün, yerel yönetimlerde halkın seçtiği temsilciler yerine kayyumlar atanmakta, pek çok kişi fikirleri ve mücadelesi nedeniyle cezaevlerinde tutulmaktadır. Bugün halk iradesi ile seçilen belediye eşbaşkanları tutuklanırken, gerekçe olarak eş başkanlık uygulaması soruşturma dosyalarında suç dayanakları olarak öne sürülmektedir. Amerikalı siyahi kadın aktivist Rosa Park eşit yurttaşlık mücadelesi verirken otobüste koltuğunu beyaz bir erkeğe vermediği için tutuklanmış ve cezaevine gönderilmiş fakat mücadelesi hiçbir zaman kesintiye uğramamıştır. O günden bu yana kazanılmamış koltukların gasp edilmesi yaklaşımı güncelliğini korumaktadır. Tıpkı Rosa Park gibi; bizler de tutuklansak da, cezaevlerine de atılsak eş yaşam mücadelesini hiçbir zaman bırakmayacağız. Gerçek barış; baskıların sona erdiği, halk iradesine saygı duyulan, hukukun üstünlüğüne ve cinsiyet eşitliğine dayanan bir dünyada mümkündür. Ve biliyoruz ki, kadınlar bu sürecin en güçlü taşıyıcılarıdır. Bu yüzden, cezaevlerinde de dışarıda da mücadele eden tüm kadınları selamlıyorum. Eşit, özgür ve demokratik bir geleceği birlikte inşa edeceğimize olan inancımla, tüm emekçi kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Serkeftin!"
'Barış olsun'
Mesaj okunduğu sırada kadınlar alkış ve zılgıtlarla sık sık; "jin jiyan azadî" sloganı attı. Bedriye Kuş’un ardından konuşan Barış Annesi Emine Eren, tüm kadınların 8 Mart'ı kutlayarak, 8 Mart'ın barış ve özgürlük olması dileğinde bulundu.
394 kadın katledildi
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, tüm direnen ve mücadele eden kadınların 8 Mart'ı kutlayarak, "Biz kadınlara her gün kadın cinayetleri dayatılıyor. Cumhuriyet’in en yüksek kadın cinayetleri oranlarını yaşadık. Her gün erkekler tarafından kadınlar katlediliyor. 2024'te 394 kadın kardeşimiz erkekler tarafından katledildi. Her gün onlarca kadın kardeşimizin ölümü şüpheli bir şekilde kadın cinayetleri rekorları olarak yazılıyor. Ancak kadın cinayetlerine karşı kadınlar ve hakları için mücadeleyi sokaklarda, meydanlarda büyütmeye ve yeni bir yaşamı müjdelemeye devam ediyorlar" dedi.
'Barışı getireceğiz'
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısına değinen Perihan Koca, "İşte Orta Doğu’da, dünyada ve Türkiye’deki savaş politikalarına, yüzyıldır Kürtlere dayatılan imha ve inkar politikalarına karşı, 27 Şubat’ta, İmralı’da Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Kürt halkı bu memlekete bir kez daha barış elini uzatmıştır. O barış elini bu topraklarda, bu memlekette en önde, en büyük sorumlulukla, işte beyaz tülbentli, barış annelerimiz öncülüğünde biz kadınlar yeşerteceğiz. Kadınların hakları için mücadele edeceğiz. Ve ama bir yandan savaşın en büyük mağduru olan kadınlar olarak barışı biz inşa edeceğiz. Bu duygularla, bu umutla, barışın umuduyla, özgürlüğün umuduyla hepinizi tekrardan saygıyla selamlıyorum. Yolumuz açık olsun. Mutlaka başaracağız. Bu topraklara barışı da özgürlüğü de getireceğiz" diye belirtti.
'Belediyeleri halka teslim edin'
Şölende son olarak ise siyasetçi Sebahat Tuncel konuştu. Sebahat Tuncel, "Bir haftada Türkiye ve Kürdistan kadınlar alanlarda hem kadına yönelik şiddete hem de kadınların emek sömürüsüne karşı durmak, hem de barış taleplerini ifade etmek için alanlarda direniyorlar. Diyorlar ki kadın kırımına isyan ediyorum, özgürlüğe yürüyoruz diyen tüm kadınlara alanlarda olan, direnen, mücadele eden tüm kadın yoldaşlarımıza selam olsun" dedi. Cezaevlerinde tutulan siyasi tutsak kadınlara ve siyasetçilere selam gönderen Sebahat Tuncel, bu sürecin barışla taçlanması sonrası kadın tutsakların özgürlüklerine kavuşarak, aralarına döneceğini vurguladı. "Bu süreç içerisinde bir yandan barışı konuşurken bir yandan çözümü konuşurken hala kayyum siyaseti devam ediyor" diyen Sebahat Tuncel, Akdeniz Belediyesi'ne atanan kayyıma işaret ederek, "Halkın iradesini zorla gasp ettiler. Bu kayyum siyasetinin, kayyum rejiminin hukuk düzeninde yeri olmadığını, bunu bilerek ve isteyerek Kürt halkının iradesinin gasp edildiğini ve üç dönemdir sistematik olarak sürdürüldüğünü biliyoruz. Bu sömürge hukukudur. Bu hukuku kabul etmiyoruz ve kayyum atamalarını tanımıyoruz. Derhal belediyeler halka teslim edilmelidir" diye konuştu.
'Barışı konuşuyoruz'
Barış umuduna dikkat çeken Sebahat Tuncel, "Bir yandan barış konuşuyoruz, bir yandan demokrasi konuşuyoruz. Diyoruz ki Kürt sorununa demokrasi ve barış için çözüm olsun. Herkes barış içinde yaşasın. Ama diğer yandan siyasi operasyonlar devam ediyor. HDK'ye yönelik operasyonda onlarca arkadaşımız tutuklandı. Önceki dönem HDK Eş Sözcümüz Esengül Demir'e yönelik bir erkek devlet şiddetiyle karşı karşıya olduğumuzu öğrendik. Arkadaşımıza zorla çıplak arama dayatılmış, arkadaşımız da buna karşı direnmiştir. Direnişini selamlıyoruz burada" dedi.
Cezaevleri vurgusu
Cezaevi türlerine işaret eden Sebahat Tuncel, S Tipi, Y Tipi cezaevleriyle tecridi daha da derinleştirdiğine dikkat çekerek, "Bu insan haklarına da aykırı. Bu insanlığa da aykırıdır. Bu uygulamalardan derhal vazgeçilmesini özellikle çıplak arama, ağzınızı ağızdan arama yapma. Bunlar çünkü sevgili arkadaşlar aynı zamanda sağlık hakkını elinden alıyor. Kelepçeli tedavi yapmak gibi uygulamalar insanlık suçudur. Derhal bunlardan geçirmelidir" diye belirtti. Bu sırada kitle sık sık "siyasi tutsaklar onurumuzdur" sloganı attı. Sebahat Tuncel, alanda yer alan Sara Kaya'yı işaret ederek, "Gördüğünüz gibi tutuklarsanız da rehine alsanız da sonuç değişmiyor. Yine alanlardayız. Yine buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz" sözlerini kullandı.
'Köle değiliz'
Kadına dönük saldırılara değinen Sebahat Tuncel, sözlerini şöyle ekledi: "Biz kadınlar köle değiliz. Biz kadınlar nesne değiliz. Bizim bedenimiz, emeğimiz alınıp satılamaz. Biz kadınlar özgür bireyleriz. Beş bin yıldır erkek egemen sistem bize köleliği dayatıyor. Zulmü dayatıyor. Sessizliği dayatıyor. Bize tek vaat ettiği şey nedir? Erkeğin kölesi olmak, devletin kölesi olmak. İşte biz bunu kabul etmiyoruz. Reddediyoruz. Buna karşı özgürlük mücadelesi veriyoruz. Özgürlük mücadelemizin bence en güzel sloganı da bu. Jin, jiyan, azadî. Yani kadın yaşam özgürlük. Yani kadınlar olmadan yaşam olmaz, yaşam olmadan da özgürlük olmaz. Sevgili arkadaşlarım, ilk eşitsizlik kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikle başlamıştır. İlk emek sömürüsü kadının emeği sömürülmüştür. İlk kadının bedeni sömürülmüştür. İlk eşitsizliğin yaşadığı yerde adaletsizliğin, hiyerarşinin, tahakkümün, şiddetin zorun olduğu yer orasıdır. Bu şiddet politikasını, eşitsizlik politikasını gidermek kadın özgürlük mücadelesi yürüyenlerin en temel görevidir."
'Kazanacağız'
Sebahat Tuncel, kadınların her alanda sömürüldüğünü ifade etti. "Kürt halkının mücadelesi, Kürt kadınlarının onurlu mücadelesi yeni bir hikaye yazıyor" diyen Sebahat Tuncel, çağrıya dikkat çekerek,"Bütün dünya 27 Şubat'ta saat 17'ye kilitlendi, tarihi bir andı. Ve Sayın Öcalan bütün dünya halklarına onların şahitliğinde dedi ki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için yeni bir dönem başlıyor. Kürt sorununu çatışma ve savaş zemininden demokratik siyaset zeminine çekmek için sorumluluk üstleniyorum. Ve PKK'yı feshetme kararını ve çağrısında bulundu. PKK cevap verdi, dedi ki ateşkes ilan ediyoruz. Ve Sayın Öcalan'ın kongre toplama kararını da kabul ediyoruz dediler. Bu önemli ve tarihi bir çağrıdır sevgili arkadaşlar. Bu kongrenin nasıl toplanacağı çünkü Sayın Öcalan'ın katılıp katılmayacağı ayrı bir konu. Bu Sayın Öcalan ile örgütü arasında olan bir durum. Ama kongrenin toplanması konusunda bunun olanaklarının yaratılması lazım. Gerçekten Kürt sorununun savaş ve çatışma zemininden çıkması isteniyorsa yapılması gereken şey bunun olanaklarını yaratmasıdır” sözlerini kullandı.
‘Özgürlüğümüzü kendimiz kazanacağız’
Sebahat Tuncel şöyle devam etti: “Yani Sayın Öcalan'ın özgür çalışır koşullarının yaratılması lazım. Özgürlük koşullarının yaratılması lazım. Bu önemli tarihi bir fırsattır. Devlet bu kez bu fırsatı heba etmemelidir. Neden devlet diyorum? Çünkü biz Kürtler yıllardır barış olsun diye mücadele ediyoruz, direniyoruz. Bunun da bedelini ödüyoruz. Barış olsun dediğimiz için zindanlara atıldık. Değil mi? Şimdi çıktık yine barış olsun diyoruz. Cezaevine girmeden kayyum atıyorlardı. Çıktık, hâlâ kayyum atıyorlar. Bunun değişmesi lazım. Bunun değişmesi için de Kürt sorununun demokratik siyaset alanında çözülmesi konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekir. Bunun bir ayağı devlet, bir ayağı halk, bir ayağı kadınlar. Devlet, demokratik siyaset alanının önündeki engelleri kaldırmalıdır. Yasakçı yasaları kaldırmalıdır. Düşünce ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, eylem özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmalıdır. Demokratik siyaset dediğimiz şey nedir? Ben konuşuyorum, cezaevine giriyorum. Değil mi? Sokakta şarkı söylüyor, sanatçı cezaevine giriyor. İşte akademisyen araştırma yapıyor, cezaevine giriyor. Genç diyor ki ben barış istiyorum. Ya da Kürt sorunu çözülsün diyorum, cezaevine giriyorum. Böyle bir koşulda demokratik siyasetin olanakları olabilir mi? O yüzden öncelikle demokratik siyaset önündeki engeller kaldırılmalıdır. Diğer bir konu sevgili arkadaşlar, bizim yapacaklarımız. Yani her şey Sayın Öcalan da diyor ya, her şey devlete bırakılmaz. Ben özgür olmak istiyorum, devlet özgür etsin beni. Yapmaz. Hak verilmez, alınır. O yüzden biz mücadele edeceğiz. Özgürlüğümüzü kendimiz kazanacağız.”
‘Yeni dönemin dili müzakere’
27 Şubat’ın yeni bir başlangıç olduğunu vurgulayan Sebahat Tuncel, “Orta Doğu halkları açısından özgür yaşayabiliriz. Biraz önce Perihan vekilimiz anlattı. İşte Rojava'da Aleviler kendisini tehlike altında görüyor. Dürziler öyle. Ermeniler öyle. Türkiye'de halkları mutlu mu değil mi? Baskı altında görüyor. Yine Kürtler direniyor. Bak sokakta Türklerin hali daha vahim. Onlar en azından korkuyor, sokağa bile çıkmıyor. Yeni dönemin dili müzakere ederek kazanacağız. Barışın dilini inşa ederek kazanacağız. Bu da bir mücadeledir. Yani bitmiş bir süreç değil. Yeni bir başlangıç süreçtir. İşimiz çok, zamanımız yok. O açıdan herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lazım. Biz bugün mitingde buluştuk. 8 Mart'ı kutladık. Şimdi evinize gideceksiniz. HDK'de, DBP'de, örgütlenerek demokratik toplumu inşa edeceğiz. Var mısınız? Birlikte çalışmaya var mısınız? Bir daha soruyorum. Birlikte çalışmaya, demokratik toplumu inşa etmeye, barışı inşa etmeye var mıyız? Bak söz verdiniz. Bizlerde söz mühimdir. Bundan sonra ben gittim, işim vardı, evim vardı, hastam vardı, çocuğum vardı. Yok bilmem şuydu buydu bu kabul değil bak ona göre. Bak hem de mübarek Ramazan günü. Allah kabul etsin orucunuzu. Oruçlu oruçlu söz verdiniz. Bundan hep birlikte daha çok çalışacağız. Çok büyük emek verildi, çok büyük bedel verildi. Ama en nihayetinde her savaşın bir barışı vardır. Barışı güçlüler yapar. Ve barışın inşa edilmesi için hepimize görev düşüyor. Beklemek olmaz. Gerçekten barış istiyorsak hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve barış inşa edeceğiz” şeklinde konuştu.
Sebahat Tuncel'in konuşması ardından şölen, sanatçı Nuray Balık'ın seslendirdiği stranlar ve halaylarla sona erdi.