‘Süreç olumlu sonuçlanırsa ekosistem korunmuş olur’
- 09:02 4 Ağustos 2026
- Ekoloji
HATAY- Abdullah Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin ekoloji açısından da önemli sonuçlar doğuracağını belirten Helwest Karim, sürecin başarıya ulaşmasının hem halkların birlikte yaşamını hem de ekosistemin korunmasını güçlendireceğini ifade etti.
Kürdistan'da uzun yıllardır sürdürülen özel savaş politikaları yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı kalmıyor aynı zamanda kültürel, ekonomik, demografik ve ekolojik alanlarda yürütülen uygulamalar karşımıza çıkıyor. Köy boşaltmalarından doğanın tahrip edilmesine, yaşam alanlarının dönüştürülmesinden zorunlu göçe kadar birçok uygulama, bölgenin toplumsal ve ekolojik yapısını doğrudan etkiliyor. Bu politikaların en görünür başlıklarından biri ise ekokırım olarak öne çıkıyor. Daha önce askeri operasyonlarda kullanılan yöntemler ve güvenlik politikalarıyla hedef alınan coğrafya, bugün de baraj, maden, taş ocağı, GES, HES ve orman kesimleriyle farklı biçimlerde dönüştürülüyor.
Kürdistan'ın dört parçasında yürütülen ekolojik tahribata ilişkin Ekofeminist Halwest Karim, JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu.
Dört parça Kürdistan’da eko-kırım
Kürdistan’ın dört parçasında da eko-kırımın olduğunu kaydeden Halwest Karim, “Kürdistan dört parçaya bölünerek Türkiye, İran, Suriye ve Irak arasında paylaştırıldı. Eko-kırım ise Kürtlerin ekolojik yaşam alanlarını, nehirlerini ve biyolojik çeşitliliğini tahrip etmek amacıyla bir silah olarak kullanıldı. Örneğin Efrîn'de Türkiye devleti zeytin ağaçlarının büyük bölümünü kesti ve ürünlerini Türkiye'ye taşıdı. Rojhilat'ta İran rejimi, Urmiye Gölü üzerinde 50'den fazla baraj inşa etti. Bugün Urmiye Gölü büyük ölçüde kurumuş durumda ve su sanayi bölgelerine yönlendiriliyor. Irak'ta ise 1988 yılında Enfal katliamı sırasında Irak rejiminin Kürtlere karşı kimyasal silah kullanması yalnızca Kürt halkına yönelik bir soykırım değildi; aynı zamanda Kürdistan'ın doğal yaşamını ve altyapısını hedef alan bir eko-kırımdı” ifadelerini kullandı.
‘Kürtlere karşı kullanılan ekolojik yıkım araçları’
Kürdistan’ın Türkiye parçasındaki eko-kırım projelerine örnek veren Helwest Karim, “Türkiye'de de Ilısu Barajı'nı görüyoruz. Hasankeyf gibi binlerce yıllık tarihî bir alan sular altında kaldı. Binlerce köy zarar gördü ve insanlar yerlerinden edildi. Bu tür projeler ekonomik büyüme ve kalkınma adı altında inşa ediliyor. Ancak aynı zamanda bunlar, Kürtlere karşı kullanılan ekolojik yıkım araçlarıdır. Fakat özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var: Doğal kaynaklar ne zaman tahrip edilse ya da sömürülse, bundan bütün insanlık etkilenir. Türkiye'de yaşanan ekolojik yıkım doğrudan Kürtleri hedef alsa da sonuçlarından Türkiye'de yaşayan herkes etkilenir. Aynı durum Suriye'de, Rojava’da, Doğu Kürdistan'da ve Başûr'da yaşananlar için de geçerlidir” diye konuştu.
Eko-feminizm eko-krize nasıl cevap olacak?
Helwest Karim, eko-feminizmin kökenine dair aktarımlarda bulunurken eko-krizlere karşı feminizmin önemine dikkat çekti. Helwest Karim, “Eko-feminizm, 1970'lerde gelişmeye başlayan feminizmin bir dalıdır. Bu teori, doğanın sömürülmesi ile kadınların sömürülmesi arasında güçlü bir bağ kurar. Devletlerin ve ulus-devletlerin doğal kaynakları sömürürken aynı zamanda kadınların bedenleri üzerinde de tahakküm kurduğunu görüyoruz. Biz, patriyarkanın, kapitalizmin, sömürgeciliğin ve militarizmin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz. Bunların tümü yaşamımızı ve doğadaki bütün kaynakları kontrol altına almak istiyor. Görüyoruz ki bütün bu sorunlar birbiriyle bağlantılıdır. Eko-feminizmi bu krizleri analiz etmek için bir perspektif olarak kullanabiliriz. Aynı zamanda herkese, bütün halklara ve uluslara ekoloji ve barış için dayanışma içinde olma ve birlikte çalışma çağrısı yapabilecek alternatifler geliştirebiliriz” dedi.
‘Barış sağlanırsa ekosistemimiz korunmuş olur’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu sürecin dört parçada ekolojiyi olumlu anlamda etkileyeceğini vurgulayan Helwest Karim, şu sözlere yer verdi: “Bizce ekolojik barış, savaşın ve silahların yokluğu anlamına gelmiyor. Ekolojik barış; nehirlerin özgürce akabildiği, biyolojik çeşitliliğin korunabildiği ve insanların, toplulukların kendi topraklarında onurlu bir şekilde yaşayabildiği bir yaşamdır. Ekolojik barışı Türkiye'deki barış süreciyle ilişkilendirdiğimde şunu düşünüyorum: Eğer bu süreç başarılı olursa, bu Türkiye'deki bütün halklar için bir kazanım olacaktır. Türkler, Aleviler, Kürtler ve tüm topluluklar hep birlikte barış içinde yaşayabiliriz. Aynı zamanda ekosistemimiz de korunmuş olur. Çünkü herhangi bir yerde yaşanan bir olay, bütün ekosistemi etkiler.”







