Ömür Yaşayan: Krizin eşiğinde değil tam ortasındayız
- 09:03 4 Ağustos 2026
- Ekoloji
Devrim Fındık
İSTANBUL –İstanbul'un çöp konusunda bir krizin "eşiğinde" değil tam olarak "ortasında" olduğunu belirten ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, yukarıdan aşağıya dayatılan merkezi politikaların yerine halkın doğrudan katılımını esas alan ekolojik bir kent modelinin aciliyetine dikkat çekti.
Sermayenin ve rantsal dönüşüm dalgasının kıskacındaki mega kent İstanbul, her geçen gün büyüyen devasa atık miktarıyla ekolojik bir felakete sürükleniyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi Başkanı Ömür Yaşayan, kenti nefessiz bırakan çöp krizini, kentsel dönüşüm adı altında yayılan asbest tehlikesini ve sokaktaki atık işçilerine yönelik devlet şiddetini değerlendirdi.
İstanbul’da sanayi, tıbbi kurumlar ve konutlardan kaynaklı devasa bir atık çeşitliliği yaşandığını belirten Ömür Yaşayan, mevcut depolama alanlarının bu yükü taşıyamadığını ifade etti. ÇMO’nun 2026 yılı Çevre Durum Raporu verilerini paylaşan Ömür Yaşayan, kentte yıllık 5 milyon ton, günlük ise yaklaşık 12 bin ton evsel atığın düzenli depolama alanlarına gittiğini aktardı. İSTAÇ verilerine göre evsel atıkların yalnızca yüzde 15’inin ayrıştırılabildiğini vurgulayan Ömür Yaşayan, şu uyarıda bulundu: "Aslında bir çöp krizinin eşiğinde miyiz değil, tam olarak krizin ortasındayız. Atık yönetiminde ilk hedef, atığın oluşmasını önlemek; ardından azaltmak ve geri dönüştürmektir. Ancak mevcut sistem sadece bertaraf etmeye ve depolamaya odaklı. Bütüncül ve döngüsel bir politika üretilmediği sürece bu kriz derinleşecektir."
'Sıfır Atık reklam kampanyasından ibaret'
İktidarın "Sıfır Atık" projelerinin birer reklam kampanyasının ötesine geçemediğini belirten Ömür Yaşayan, ambalaj atıklarına dair yönetmeliklerin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen geri dönüşüm oranının hâlâ yüzde 10’larda kaldığına dikkat çekti. Başarısızlığın temel nedeninin halkı dışlayan, yukarıdan aşağıya buyurgan yöntemler olduğunu ifade eden Ömür Yaşayan, yerel demokrasinin önemine değinerek şunları dile getirdi: "Merkezi bir direktifle, halkı sürecin parçası yapmadan hiçbir şeyi yönetemezsiniz. Mahalle meclislerini kurmadan, muhtarları, meslek örgütlerini ve üniversiteleri sürece dahil etmeden atık sorunu çözülmez. En önemlisi de evin içinde bu atığın oluşmasından, temizlik ve bakım emeğinden sorumlu tutulan kadınlar, bu sürecin hiçbir yerinde yok. Kadınların iradesini, sözünü ve emeğini dışlayan her politika başarısız olmaya mahkûmdur."
Atık toplayıcılarına yönelik baskılar
Sıfır Atık Projesi ile birlikte sokaklarda güvencesiz ve sağlıksız koşullarda çalışan atık toplayıcılarına yönelik polis baskılarının arttığını hatırlatan Ömür Yaşayan, bu işçilerin aslında kamu yararı sağladığını belirtti. Ümraniye’de geçmişte yaşanan polis müdahalelerini örnek gösteren Ömür Yaşayan, "Bu insanlar plastik ve kâğıtları ayrıştırarak ekonomiye ve ekolojiye büyük katkı sunuyor. Onları dışlamak yerine, belediyelerle ilişkilendirildikleri, kooperatifler çatısı altında güvenli ve sağlıklı çalışma alanlarına kavuşturuldukları bir model inşa edilmelidir" dedi.
'Kadınların bakım emeği sömürülüyor'
Sarıyer Belediyesi ve Geri Dönüşüm Derneği ile geçmişte yürüttükleri bir pilot projeden örnek veren Ömür Yaşayan, ev kadınlarının, öğrencilerin ve esnafın katıldığı yerel kompost çalışmalarının başarıya ulaştığını anlattı. Kent yönetimindeki eril bürokrasiyi eleştiren Ömür Yaşayan, "Bakım, beslenme ve hijyen emeği toplumsal olarak kadının üzerine yıkılmış bir yük. Madem atığın yönetiminde pratik olarak özne biziz, o hâlde politikanın belirlenmesinde de söz hakkı kadınların olmalıdır. Tabii ki bu yük sadece kadının değil, erkeklerin de sorumluluk alması gereken toplumsal bir mücadele alanıdır" şeklinde konuştu.
'Sağlıklı gıdaya erişim kamusal haktır'
Derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle belediyelerin ekolojik yatırımlarının lojistik maliyetler altında ezildiğini belirten Ömür Yaşayan, pazar artıklarından veya çöpten geçinmek zorunda bırakılan kadınların yaşadığı dramın sadece bir "hijyen" sorunu olarak görülemeyeceğini şu sözlerle vurguladı: "Sokaklarda, pazarlarda çöpten besin toplayan yaşlıları ve kadınları görüyoruz. Sermaye sınıfı krizden etkilenmezken emekçiler açlığa mahkûm ediliyor. Bu bir biyolojik risk ve hijyen sorunu, evet; ama asıl tartışmamız gereken şey, bu insanların neden tüketime itilen atıklara muhtaç bırakıldığıdır. Sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim, devletin veya belediyelerin bir 'lütfu' ya da 'sosyal dayanışma projesi' değildir; anayasal ve kamusal bir haktır."
Kentsel dönüşüm ve asbest tehlikesi
Kenti devasa bir şantiyeye çeviren rantsal dönüşüm dalgasına da değinen Ömür Yaşayan, İstanbul’da 2024 verilerine göre yıllık yaklaşık 738 ton hafriyat ve inşaat atığı çıktığını belirtti. Maraş merkezli depremlerde ortaya çıkan asbest tehlikesinin bir halk sağlığı felaketine dönüştüğünü hatırlatan Ömür Yaşayan, İstanbul’daki tehlikeye karşı şu uyarıda bulundu: "Fikirtepe’den Kirazlıtepe’ye kadar kentin her yerinde denetimsiz bir yıkım var. Kaçak dökümler, çevreye saçılan tozlar ve asbest, doğrudan mahallelerde halk sağlığını ve işçi sağlığını tehdit ediyor. Yıkım aşamasından lojistiğe kadar çok sıkı bir denetim ve ayrıştırma mekanizması şart."
'Her atık bir ham maddedir'
Çözüm önerilerini sıralayan Ömür Yaşayan, atık yönetiminde zihniyet değişiminin şart olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Üniversitede bize öğretilen ilk şey şuydu: 'Her atık bir ham maddedir ve o atığı oluşturmamak için elinizden geleni yapmalısınız.' Bizim, 'Bu çöpü nasıl yok ederiz?' anlayışından çıkıp, 'Bu atığın oluşmasını en başta nasıl önleriz ve halkı bu sürecin parçası nasıl yaparız?' sorusunu sormamız gerekiyor. Çözüm; eril, şeffaf olmayan, rantçı belediyecilikte değil, halkın, kadınların ve mahalle meclislerinin katılımıyla örülecek ekolojik bir kent politikasındadır."







