Çocuklar için değil sistem için işleyen düzen (2)
- 09:01 16 Nisan 2026
- Dosya
Avukat Meryem Ağar: Çocuklar değil, sistem suç üretiyor
Devrim Fındık
İSTANBUL - ÖHD’li Avukat Meryem Ağar, çocuklara yönelik şiddet te dahil her türlü suçun önlenmesinde mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığını belirterek, çocukların suça sürüklenmesinin ise sistemsel nedenlerden kaynaklandığını vurguladı.
Türkiye ve Kürdistan kentlerinde çocuklara yönelik şiddet, cinsel saldırı, ihmal ve çocukların suça sürüklenmesi vakalarında yaşanan artış, çocuklara dönük hak ihlallerinin münferit değil, yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. Çocukların korunması gereken alanlarda dahi güvencesiz bırakılması; yasal düzenlemelerin yetersizliği, mevcut yasaların etkin uygulanmaması, sosyal hizmet mekanizmalarındaki zayıflık ve cezasızlık politikalarıyla daha da derinleşiyor. Çocuk hakları savunucuları, çocukların maruz bırakıldığı şiddetin ve suça sürüklenme halinin bireysel değil, doğrudan sistemsel sorunların sonucu olduğuna işaret ediyor.
Dosyamızın ikinci bölümünde, çocuklara yönelik şiddet ve benzeri her türlü suça karşı hukuki çerçevenin ne kadar işlediğini, uygulamadaki boşlukları, yargı süreçlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ve suça sürüklenen çocuklara yönelik yaklaşımın hangi yapısal sorunları görünür kıldığını, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Çocuk Komisyonu’ndan Avukat Meryem Ağar’ın değerlendirmeleriyle ele alıyoruz.
Çocuklara yönelik şiddetteki yasal boşluklar
Meryem Ağar, TCK kapsamında çocuklara yönelik şiddetin farklı suç tipleriyle düzenlendiğini belirterek şunları söyledi: “Çocuğa yönelik cinsel şiddet, yani cinsel istismar, özellikle farklı bir suç tipi olarak ayrı düzenlenmiş. 18 yaşını doldurmamış çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası alır. 15 yaşını tamamlamamış veya fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı her türlü cinsel davranış suç teşkil eder; burada cebir, tehdit veya hile kullanılmasına gerek yoktur. Çocuğun rızası diye bir durum söz konusu olamaz. 15-18 yaş arası çocuklara karşı ise cebir, tehdit veya iradeyi kısıtlayan herhangi bir nedenle yapılan davranışlar cinsel istismar kapsamına girer. Rıza tartışmasının olduğu durumlarda ise TCK’ya göre ‘reşit olanla cinsel ilişki’ suçu söz konusu olur.”
Meryem Ağar, suçun nitelikli hallerini ise şöyle açıkladı: “Cinsel istismar vücuda organ veya sair cisim sokulmasıyla gerçekleştiğinde ceza 16 yıldan az olamaz. Ayrıca suçun birden fazla kişiyle, toplu yaşam alanında, aileden biri tarafından veya kamu görevi nüfuzuyla işlenmesi cezayı artıran haller arasında sayılmıştır.”
Fiziksel şiddeti de değerlendiren Meryem Ağar, “Çocuğa yönelik kasten yaralama, TCK madde 86’ya göre beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlendiğinde ceza bir kat artırılır. Madde 96’daki eziyet suçu da çocuğa yönelik uygulandığında cezayı artırıyor. Ancak fiziksel şiddet hâlâ genel hükümlerle sınırlı. Duygusal istismar, baskı ve ihmal konusunda mevzuat yetersiz. Çocuklar tırnak içinde ‘kaderine’ ve doğduğu eve mahkum edilmiş durumda” dedi.
Meryem Ağar, yasal düzenlemelerin suçu önleme ve rehabilite etme konusunda da eksik kaldığını vurgulayarak, “İyi hal indirimi, takdiri indirimler veya şartlı salıverilme gibi düzenlemeler, faillerin cezasını tam olarak infaz etmemesine yol açıyor. Bu durum, cezasızlık algısını güçlendiriyor ve failleri cesaretlendiriyor” diye konuştu.
‘Çocuk Koruma Kanunu uygulamada işlemiyor’
Meryem Ağar, Çocuk Koruma Kanunu’nun teoride güçlü olduğunu ancak pratikte etkili biçimde işletilemediğini belirterek, “Sorun mevzuattaki eksiklikten çok, teorinin pratiğe geçirilmemesi. Kurumlar arası koordinasyon eksik. Kolluk, savcılık, okul, mahkeme ve sosyal hizmet birimleri arasında etkin ve sürekli veri paylaşımı olmalı” dedi.
Sosyal hizmet altyapısındaki yetersizliklere dikkat çeken Meryem Ağar, “Uzman eksikliği, dosya sayısının fazlalığı, iş yükü nedeniyle raporlar yüzeysel hazırlanıyor, gerekli takipler yapılmadan dosya kapanıyor. Bunlar, koruma mekanizmalarının etkili işletilmesini engelliyor” sözlerine yer verdi.
‘Yargı süreçlerindeki gecikmeler çocukları savunmasız bırakıyor’
Çocuğa yönelik her türlü suça dair yargının yavaş işlemesi ve cezasızlık tartışmalarına değinen Meryem Ağar, “Bu durum, Anayasa madde 36 kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir. Delil toplamadaki gecikmeler, iş yükü gibi nedenlerle yargı süreci uzuyor. Sistem yavaş işlerse etkisiz olur. Bu da faili cesaretlendirir, çocuğu susturur ve toplumda cezasızlık algısını pekiştirir” ifadelerini kullandı.
Çocuk İzlem Merkezleri ve ikincil travma
Çocukların ifade süreçlerinde yeniden travmatize olmaması için Türkiye’de Çocuk İzlem Merkezleri bulunduğunu kaydeden Meryem Ağar, “Çocuklar tek seferde, uzman eşliğinde ifadesini veriyor ve sesli-görüntülü kayıt altına alınıyor. Ancak merkezler her yerde değil, kapasiteleri sınırlı. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında çocuklar tekrar ifade vermek zorunda kalıyor. Mahkemede faille yüz yüze getirildikleri örnekler hâlâ mevcut. Bu nedenle merkezlerin yaygınlaştırılması ve her aşamada uzman desteği sağlanması şart” diye konuştu.
‘Suça sürüklenen çocuklar sistem mağduru’
Meryem Ağar, çocukların, sistemin hedefinde olduğuna dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Suça sürüklenen çocuk kavramı, çocuk adalet sisteminin bir gereği olarak doğru bir yaklaşımı ifade ediyor. Esas fail sistemdir, çocuk sistemin mağdurudur. Ancak pratikte cezalandırma odaklı bir yaklaşım hâlâ baskın. Yoksulluk, eğitimsizlik ve aile içi şiddet gibi yapısal sebepler göz ardı ediliyor, koruyucu önlemler alınmıyor. Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirler son çare olmalı.”
‘Kurumsal sorumluluk görünmez kılınıyor’
Okul, yurt ve bakım kurumlarındaki çocuğa yönelik suçlarda sorumluluğun görünmez kılındığına işaret eden Meryem Ağar, “Sorun genellikle faile indirgeniyor ve ‘münferit olay’ olarak nitelendiriliyor. Denetim mekanizmalarının eksikliği, kurum sorumluluğunu görünmez kılıyor. Düzenli dış denetim ve zorunlu raporlama sistemi şart” diye ekledi.
‘Uluslararası mekanizmalar son çare’
İç hukuk yolları tükendiğinde AYM ve AİHM’e başvurulabildiğini söyleyen Meryem Ağar, “Bu süreçler uzun sürdüğü için çocuğa doğrudan koruma sağlayamıyor. Önemli olan, hak ihlallerinin önlenmesi ve çocuğu koruyucu ilkelerin doğrudan uygulanması. AYM ve AİHM yalnızca son çaredir” ifadelerini kullandı.
Yarın: Çocukların suça sürüklenmesi toplumsal sorunların semptomudur







