Tülay Hatimoğulları: Stockholm benzetmesi akıl tutulmasıdır

  • 21:06 30 Kasım 2025
  • Güncel
ÇANAKKALE- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP lideri Özgür Özel’in “Stockholm Sendromu” benzetmesini sert bir dille reddederek, Kürt halkının tarihsel direniş geleneğine vurgu yaptı. Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun siyaset üreterek ve ortak mücadeleyle aşılacağını belirterek, “Celladımızı yakılan köylerimizden, zindanlardan tanırız” dedi.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Çanakkale’de çok sayıda sivil toplum kuruluşuyla bir araya geldi. Çanakkale Belediyesi Nikâh Salonu’nda yapılan toplantıya çok sayıda sivil toplum kuruluşunun yanı sıra halktan da yoğun katılım oldu.
 
"Barış ve Demokratik Toplum" çağrısı kapsamında Çanakkale’de bir araya gelmenin önemini kaydeden Tülay Hatimoğulları, Çanakkale’nin emperyalizme karşı kazanılmış halkların başarısının kenti olduğunu ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Çanakkale’de başta Kürtler ve Türkler olmak üzere diğer halklarla birlikte büyük bir mücadele verilmiş ve büyük başarılara imza atılmış. Çanakkale’den Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yapmak, bu tarihsel gelişimle uyumlu olarak bu süreci yürütmek bizim için son derece anlamlıdır. Geçmişte halkların bir arada vermiş oldukları mücadele, ne yazık ki halkların ortak kazanımları ve eşit temsiliyetleriyle sonuçlanmadı. Bu haklar, eşit yurttaşlık anlamında uyumlu bir kazanıma dönüşmedi. Bizler yüz yıllık cumhuriyet tarihinde, cumhuriyetin demokratikleşmede eksik kaldığı noktaların altını çizerek, cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratikleşmesi için bu tarihî çağrıya yanıt üretmek, barışın bu topraklarda tesis edilmesi için hepimizin görev ve sorumluluğu var” dedi.
 
Yasal ve hukuki süreç
 
Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla tarihî bir süreç başladığını ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tarihî bir çağrıydı. Sayın Öcalan’ın çağrısından sonra PKK kendini feshettiğini açıkladı ve akabinde Süleymaniye’de gerçekleşen törenle silahlarını yaktı. Silahların yakılmasıyla verilen mesaj, demokratik bir Türkiye’nin inşası için Kürt halkının bundan sonrası için Türkiye’de yürüteceği mücadelenin tamamen demokratik zeminde yürütüleceğine yöneliktir. Yasal ve hukuki kazanımların ilerlemesi için adımların atılması anlamını taşıyor. Sayın Öcalan’ın ifade ettiği: ‘Elli yıllık mücadelemizde bizler Kürdü inkâr eden, varlığını yok sayan, dilini inkâr eden yaklaşımlara karşı halkın verdiği güçlü bir mücadeleyle bugün gelinen nokta artık yasal ve hukuki süreç’ olduğunu altını çizdi” ifadelerini kullandı.
 
Ortadoğu’daki savaş
 
Üçüncü dünya savaşının yaşandığı bir dönemin arifesinde olduklarını belirten Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti: “İkinci dünya savaşında ağırlıklı olarak savaş Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dayken şimdi savaş giderek batıya yayılıyor. Dünyada başlayan sermaye krizi, bütün dünya ölçeğinde milliyetçiliği, cinsiyetçiliği ve ırkçılığı körüklüyor ve güçlendiriyor. Ortadoğu’da savaşın giderek derinleştiğini görüyoruz. İsrail’in Filistin’i işgali, iki yıldır Gazze’de yürüttüğü savaş ortada. Aynı zamanda orada bulunan Hizbullah ve diğer örgüt yapılanmalarına dönük operasyonlarda İran’ın zayıflatıldığını görüyoruz. Bu sadece İran ve İsrail arasında yaşanan bir savaş değil. Bu hepimizi etkiliyor. Böylesi bir süreçte Türkiye’niniç barışını tesis etmesi çok önemli. Türkiye, Kürt sorununu demokratik yollarla çözerse bölgede diplomatik, siyasi ve ekonomik anlamda etkili olur. Bugün Devlet Bahçeli’nin meclis sıralarında gelip Eş Başkanlarımızın elini sıkmasının nedeni budur. Şimdi yeni bir strateji deneniyor. Kendileri adına ne derlerse desinler; bizim açımızdan olması gereken Barış ve Demokratik Toplum sürecidir. Bizce adı budur.”
 
'Kürt sorunu terör parantezine almaktan vazgeçilmeli'
 
Herkesin Kürt sorununu “terör” parantezine alınmasından vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak görmek ve terör parantezine almak, ‘terörsüz Türkiye’ kavramını kullanmaktan vazgeçilmelidir. Kürt sorunu sosyolojik, toplumsal ve iktisadi bir sorundur ve halklar sorunudur. Halklar sorununa bu şekilde yaklaşılması şarttır. Bu süreç devam ederken bizler Türkiye’nin dört bir yanında DEM Parti olarak sürecin toplumsallaşması için en az iki bin halk buluşması ve toplantıları gerçekleştirdik. Birçok kesimle bir araya geldik ve bütün herkesin barışı sahiplenmesiyle bu süreci başarıya ulaştırabiliriz. Sayın Öcalan çok önemli bir noktaya değinmişti, ‘Biz devletin elinden terör parantezini alırsak demokratik siyasetin önü açılır’ diyor. Türkiye’nin batısı, bu ülkenin işçileri, kadınları şunu hep birlikte akıllarından çıkarmamalıyız: Kürt sorununu çözmüş bir ülkenin demokratikleşmenin önündeki temel bir engel ortadan kalkar. Bu bir mücadeledir, bunu mücadeleyle değiştirip dönüştürmek zorundayız” diye belirtti.
 
Bütçe tartışmaları, açlık ve yoksulluk
 
İktidarın sendika ve grev yasaklarını “terör” faaliyeti olarak nitelendirdiğini aktaran Tülay Hatimoğulları, sendika ve grev eylemlerinin asla bir “terör” faaliyeti olmadığını söyledi. Sürece yönelik atılacak adımların emek mücadelesinin ve kadın mücadelesinin önünü açacağını belirten Tülay Hatimoğulları, “Türkiye’de artan yoksulluk, işsizlik ve barınma; yine elli milyon insanımızın açlık sınırında yaşadığı eşine az rastlanır bir krizle karşı karşıyadır. Bugün emekliler kirasını ödeyemiyor, asgari ücretli bir kişi kirasını ödeyemiyor. Bizler açlık ve yoksulluğun arttığı bu süreçte Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde iktidarla görüşmelerimizi devam ettiriyoruz. Ama bütçeye dair etkin bir muhalefet yürütüyoruz ve yürütmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda bir kampanyamız başlıyor. 12-13-14 Aralık’ta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere dört koldan bir yürüyüş gerçekleştireceğiz. Yürüyüşümüzün finali 14 Aralık’ta Ankara’da gerçekleşecek. Bu kampanyamıza herkesin güç vermesini bekliyoruz” dedi.
 
İmralı görüşmesi
 
Meclis komisyonunun İmralı görüşmesinin tarihsel bir gelişme olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları şunları söyledi: “Görüşme ağırlıklı olarak Sayın Öcalan’ın sunumlarıyla geçmiş. Rojava ana gündem olmuş. Sayın Öcalan şunu çok net ifade etmiş: ‘Suriye, Türkiye’ye benzemez, orada bulunan bütün farklı halkların ve inançların eşit temsil edildiği bir Suriye’nin inşa edilmesi şarttır.’ Demokratikleşme yasalarında ortaklaşma sağlandıkça demokratik entegrasyon süreci gelişecektir. Görüşmenin diğer bir önemli noktası ise sürecin ilerlemesi için beklenen yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasıdır. Silahsızlandırmayı sağlayacak özel bir yasa, İnfazda eşitlik yasası, TMK ve TCK’nın yeniden gözden geçirilmesi. Çünkü Türkiye cezaevlerine baktığımızda gazetecilerin, aydınların ve Kürt siyasetçilerin bulunduğu bir yer. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. Bu konuda ciddi yasal adımların atılması gerekiyor. Bazı konularda somut adımlar atılmalı ki bunlar da bir yasal düzenleme gerektiren şeyler değil. Türkiye’nin mevcut yasaları hayata geçirilse sorunların bir kısmı çözülür. Bunların başında hasta tutsaklar ve infazı yakılan tutsaklardır. Bunların bir an önce bırakılması gerekiyor. Biz bu süreci konuşurken hâlâ infaz yakmalar devam ediyor. Bunlar toplumun sürece olan inancını zedeliyor. 11. Yargı paketiyle getirilen Kovid yasasıyla binlerce tutuklu tahliye ediliyor. Kovid yasasının örgütlü suçları kapsamaması asla kabul etmiyoruz, sürecin ruhuyla bağdaşmıyor. Bir kez daha altını çiziyoruz: Kovid yasasındaki kapsam mutlak siyasi tutsakları da kapsayacak şekilde düzenlenmeli, bunun başka yolu yok.”
 
'Bizim meselemiz seçimlerin çok üstündedir'
 
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in "Stockholm Sendromu" benzetmesine sert yanıt veren Tülay Hatimoğulları, “Yargı sopası, adaletsizlik ve celladına âşık olmakla anlatılamaz. Bu ancak siyaset üretmekle anlatılır ve ancak ortak mücadeleyle aşılır. Bu metaforun bizler için kullanılması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır ve reddediyoruz. Bizler Şark Islahat Planı’ndan umumi müfettişlere, askerî cunta yönetimlerinden OHAL yönetimine, kayyumlara uzanan uzunca bir direniş ve geleneğin sahibiyiz. Bizler tarih boyunca bıkmadan, yılmadan bütün baskılara rağmen direnen devrimci, sosyalist bir geleneğin temsilcileriyiz. Hiçbir konuda geri adım atmayız. Biz celladımızı çok yakından tanırız. Onları yakılan köylerimizden, Alevi katliamlarından, mezarlıklardan, faili meçhullerden ve zindanlardan tanırız. Bu konuda bilincimiz herkesten berrak, mücadelemiz herkese örnektir. Ondan fazla partisi kapanmış olan bir parti olarak, kapatılma tehdidi altında olan bir siyasi parti tarafından böylesi sözlerle itham edilmemiz, demokratik siyasetin sınırlarıyla bağdaşmaz. Umut ediyoruz ki bize karşı kullanılmış bu sözler, bu sürecin içinde olunmaması, sorumluluk üstlenilmemesiyle ilgili sarf edilmiş sözler olmaz. Biz demokratik cepheyi biz inşa edemezsek, yan yana gelemezsek Barış ve Demokratik inşada hep birlikte zorlanırız. Süreç bağlamında devletle görüşmeler yapabiliriz; bundan bir seçim ittifakı çıkarmaya çalışanlar yanılırlar. Bizim meselemiz seçimlerin çok üstündedir. Bu mesele seçim meselesi değil, Kürt meselesini seçim, Kürt seçmeni de kendi seçmeni gözüyle görmeye çalışanlar yanılır, bunu iktidar için de muhalefet için de söylüyorum. Bu süreç seçimden ve dar manada bir partinin çıkarlarının çok üstünde bir süreçtir. Barışı inşa etmek, yüz yıllık bir hasreti bu topraklarda tesis etmek için bu süreci yürütüyoruz. Burada sosyal demokratik kesime seslenmek istiyorum. Bugün her birimizin üstleneceği sorumluluk, demokratik bir cumhuriyetin inşasında bir tuğla görevi görecektir. Bu tuğla görevini üstlenmekten hiçbirimiz imtina etmemeliyiz” dedi.