Kayıp yakınları: Cezasızlık politikalarına son verin
- 13:21 30 Mayıs 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları, Amed, Riha, Colemêrg ve Êlih'te sürdürdükleri eylemlerde, faillerin yargılanması ve cezasızlık politikalarının son bulması çağrısını yineledi.
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla, her hafta eylemlerine devam ediyor. Amed, Riha, Colemêrg ve Êlih’te kayıp yakınları, bu hafta da faillerin bulunması için çağrılarını yinelemeye devam etti.
Riha
Riha’da kayıp yakınları ve İHD Riha Şubesi, sürdürdüğü eylemin 75'inci haftasında, 3 Haziran 1994 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mustafa Saygı'nın akıbetini gündeme taşıdı.
Xeliliye ilçesindeki Novada Park önünde gerçekleştirilen eyleme, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha İl Örgütü de katıldı. Kayıpların fotoğrafları ve posterlerinin taşındığı eylemde, Mustafa Saygı'nın hikayesini İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Komisyonu Sözcüsü Demet Aykut okudu.
'Etkili soruşturma yürütülmedi'
Mustafa Saygı'nın yaşamına ve kaybedilme sürecine ilişkin bilgi veren Demet Aykut, Saygı'nın 1980'li yıllarda yurtsever çevrelerle tanışmasının ardından toplumsal sorunlara duyarlılık geliştirdiğini ve ihtiyaç sahiplerine destek olmaya çalıştığını belirtti. Demet Aykut, “3 Haziran 1994 tarihinde Suruç'un Yoğurtçu köyünden kendi köyüne giderken gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Tanık anlatımları, o dönemde bölgede faaliyet yürüten güvenlik güçleri ve JİTEM bağlantılı yapılar tarafından alıkonulduğunu ortaya koydu. Ailesi yıllar boyunca Mustafa Saygı'nın akıbetini öğrenmek için mücadele etti; ancak devlet makamları etkili bir soruşturma yürütmedi” dedi.
Kemik parçaları bulundu
Demet Aykut, yıllar sonra Suruç'a bağlı Alacık köyü yakınlarında definecilerin yaptığı kazılarda bulunan kemik parçalarının Mustafa Saygı'ya ait olabileceğine dair bulguların ortaya çıktığını hatırlattı. Olay yerinde bulunan kırmızı renkli motosiklet parçaları ve tanık anlatımlarının bu ihtimali güçlendirdiğini belirten Demet Aykut, ailenin durumu savcılığa bildirdiğini ifade etti.
Jandarmanın olay yerine gelmemesi üzerine belediye ekiplerinin kazı çalışması yaptığını belirten Demet Aykut, 2010 yılında insan kemiklerine ulaşıldığı ancak Adli Tıp Kurumu'nun kemiklerin köpeklere ait olduğunu ileri sürdüğünü kaydetti.
'Cezasızlık politikalarına son verilsin'
Demet Aykut, “Buna rağmen aile ve insan hakları savunucuları, gerçeğin açığa çıkarılması için mücadeleden vazgeçmedi. Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmelerden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Açıklama, bir dakikalık oturma eylemiyle sona erdi.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 903’üncü haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilen ve katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı eylemde, 1 Haziran 1994 tarihinde Amed’in Pasûr (Kulp) ilçesinde Bolu Tugayı'na bağlı askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Vasıf Öztürk’ün akıbeti soruldu.
Eylemde ilk olarak konuşan Şube Eşbaşkanı Ercan Yılmaz, uzun yıllardır bu alanlarda seslerini yükseltmeye çalıştıklarını belirterek, “Bayramlarda ilk ziyaret edilen hep yaşamını yitirenler oluyor. Ama ailelerimizin bir mezarı bile yok. Amacımız sadece mezarlar bulunsun değil, aynı zamanda failleri de bulunsun. Kayıpların bulunmasını ve buna sebep olanların yargılanmasını istiyoruz” dedi.
Daha sonra Vasıf Öztürk’ün oğlu Erol Öztürk, bu meydanda bulunan herkesin aynı kaderi paylaştığını söyledi. Bu coğrafyada 1980’lerden bu yana insan yaşamını hiçe sayan uygulamaların yaşandığını belirten Erol Öztürk, “32 yıldır babamın bulunmasını bekliyoruz. Temennimiz odur ki burada resimleri olan ya da olmayanların bir mezarının olmasıdır. Adalet bir gün herkes için tecelli edecektir. Umuyoruz ki 1990'lı yılların dosyaları raflardan indirilip adalet için açılır” ifadelerini kullandı.
Vasıf Öztürk’ün hikayesi
Konuşmaların ardından Vasıf Öztürk’ün hikayesini İHD Yönetim Kurulu üyesi Fırat Akdeniz şöyle aktardı: “Evli ve yedi çocuk babası Vasıf Öztürk, Amed’in Pasûr ilçesine bağlı Cimar (Uzunova) köyünde yaşıyordu. 1 Haziran 1994 tarihinde, Bolu Tugayı'na bağlı askerler tarafından yürütülen bir operasyon sırasında Kulp’a bağlı Salkım mezrasında bulunan Vasıf Öztürk, Cembeli Tuncer ve Efendi Şen gözaltına alındı. Aynı gün çevredeki bazı köylere de askeri baskınlar yapıldı. Gözaltına alınan köylüler gece boyunca köyün okul binasında tutuldu. Ertesi sabah Cembeli Tuncer ve Efendi Şen serbest bırakıldı. Ancak Vasıf Öztürk, elleri ve gözleri bağlanarak bir askeri helikoptere bindirildi. Kulp’a götürüleceği söylendi. O günden sonra Vasıf Öztürk’ten bir daha haber alınamadı.
Aynı dönemde gözaltında tutulan görgü tanıkları, Vasıf Öztürk’ün Lice Jandarma Karakolu’nda olduğunu ve işkence gördüğünü anlattı. Tanık ifadelerine göre Vasıf Öztürk, burada 25 gün boyunca gözaltında tutuldu. Resmi kurumlar, tanık ifadelerine rağmen Öztürk’ün gözaltına alındığını inkâr etti.
Ailesi; Kulp, Lice ve Diyarbakır’daki askerî yetkililere, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, Diyarbakır Valiliği’ne ve OHAL Bölge Valiliği’ne başvurdu. Ancak yapılan tüm başvurular sonuçsuz kaldı.
14 Ekim 1994 tarihinde OHAL Valiliği tarafından ailenin başvurusu üzerine verilen yanıtta şu ifadelere yer verildi: ‘Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne vermiş olduğunuz ve Valiliğimize intikal eden 26 Eylül 1994 tarihli dilekçeniz üzerine yapılan tahkikat sonucunda; oğlunuz Vasıf Öztürk’ün herhangi bir nedenle gözaltına alınmadığı, aranan şahıslardan olmadığı anlaşılmıştır.’
Bizler hem kayıp yakınları hem de insan hakları savunucuları olarak, 32 yıl önce gözaltında zorla kaybedilen Vasıf Öztürk için adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Vasıf Öztürk’ün akıbeti açıklanana ve sorumlular hesap verene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Vasıf Öztürk için adalet istiyoruz.”
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Êlih
Êlih'teki eylem, 739'uncu haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirildi. Bu haftaki eylemde, Haziran 1994'te Êlih'te kaybettirilen İsa Gök'ün akıbeti soruldu.
İHD yöneticisi Ali Karadoğan, Gök’ün hikayesini eşi Ferican Gök’ün anlatımlarıyla şöyle aktardı: “Eşim İsa Gök esnaflık yapıyordu; evinden işine, işinden evine gider gelir, ailesine bağlı, çocuklarının geleceğini düşünen, onları topluma faydalı bireyler olarak yetiştirmeyi ilke edinen mükemmel bir babaydı. Kaybolmadan iki ay önce gözaltına alınmıştı. 11 günlük sorgulamanın sonunda suç teşkil edecek herhangi bir delile rastlanmadığı tespit edilmişti. Bu yüzden serbest bırakılmıştı.
Ancak Haziran 1994 yılında bir sabah evden işe diye çıktıktan sonra bir daha geri dönmedi. Her tarafta onu aramaya başladık. Batman’daki bütün hastaneleri dolaştık, emniyet müdürlüğünden, bütün karakollardan sorduk, akrabalarımızı aradık ama maalesef hiçbir yerde izine rastlayamadık. O dönemde Batman’da her gün sokak ortalarında faili meçhul cinayetler işleniyor, karanlık güçler tarafından insan kaçırma olayları yaşanıyordu.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra eşimin kaçırıldığı kanaatine vardık. Ben ve çocuklarım yıllarca bir gün eve döneceğini beklerken, bütün aramalarımız sonuç vermediği gibi bugüne değin teselli bulabileceğimiz bir mezar taşına dahi sahip olamadık.”
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Colemêrg
Kayıp yakınları ve İHD Colemêrg Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında sürdürdüğü eylemin 229'uncu haftasında Gever Sanat Sokağı'nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Eylemde, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartı açılırken, çeşitli tarihlerde zorla kaybettirilen ve faili meçhul şekilde katledilen kişilerin fotoğrafları taşındı.
Bu haftaki eylemde, 8 Mayıs 1994 tarihinde faili meçhul bir şekilde katledilen Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Namık Erdoğan'ın dosyası gündeme getirildi.
Eylemde İHD Colemêrg Şube Eşbaşkanı Sibel Çapraz, Namık Erdoğan'ın hikayesini anlattı.
Sibel Çapraz, “Hakkârili Kürt bir bürokrat olan Namık Erdoğan, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yapılan bazı ihalelerde usulsüzlükler tespit etti ve bu ihalelerin iptal edilmesini sağladı. Erdoğan, 8 Mayıs 1994 tarihinde kayboldu. İki gün sonra, 10 Mayıs'ta Kırıkkale sınırları içerisinde katledilmiş halde bulundu” dedi.
Dosyada takipsizlik kararı verildi
Namık Erdoğan'ın katledilmesine ilişkin Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını hatırlatan Sibel Çapraz, Erdoğan'ın eşi Nuran Erdoğan'ın şikâyeti üzerine Mehmet Ünlü, Haluk Kırcı, Bilal Demirbağ, Menşure Sümer, Veysel Özsoy, Ünal Sümer, Mustafa Azılı ve Mehmet Aydoslu'nun şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığını aktardı.
Sibel Çapraz, Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11 Şubat 1999 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı'na gönderdiğini, DGM Başsavcılığı'nın ise 23 Eylül 1999 tarihinde sekiz şüpheli hakkında yürüttüğü soruşturmayı “cürüm işlemek için teşekkül oluşturma” suçlaması kapsamında değerlendirerek takipsizlik kararı verdiğini belirtti.
'Devlet görevlileri yargı eliyle aklandı'
Yıllar sonra özel harekât polisi Ayhan Çarkın'ın verdiği ifadelerde katliama ilişkin önemli bilgiler paylaştığını hatırlatan Sibel Çapraz, “Ayhan Çarkın, savcılık ifadesinde Namık Erdoğan'ın 'Samsunlu' olarak bilinen özel harekât polisi Sait Yıldırım tarafından gözaltına alındığını bildiğini söyledi. Bu ifadeler, Türkiye'deki faili meçhul cinayetlerin faillerinin ve bu olayların üzerini örten mekanizmaların açığa çıkmasına rağmen cezasızlığın sürdüğünü göstermektedir” diye konuştu.
Namık Erdoğan'ın katledilmesi nedeniyle yargılanan 17 devlet görevlisinin beraat ettiğini belirten Sibel Çapraz, “Cürüm işlemek için kurulan silahlı örgütün faaliyetleri kapsamında Namık Erdoğan'ı katletme suçundan yargılanan 17 devlet görevlisi yargı eliyle aklandı. Verilen beraat kararıyla adalet bir kez daha sağlanmadı. Her ne kadar yargı makamları bu cinayetleri zaman aşımına uğratmaya çalışsa da bizler Namık Erdoğan şahsında tüm kayıplarımız için adalet aramaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Eylem, yapılan açıklamanın ardından sona erdi.








