Kentsel dönüşüm krizi: Kadın odaklı kooperatif modeli şart
- 09:04 6 Ağustos 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Pınar Giritlioğlu, kentsel dönüşümün sermaye odaklı bir "Sistem krizi" haline geldiğini vurgulayarak, Kadın odaklı kooperatif modelinin hayata geçirilmesini istedi.
İstanbul genelinde "Deprem hazırlığı" adı altında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri, kent hakkını, toplumsal hafızayı ve ekolojik alanları tehdit etmeye devam ediyor. Barınma hakkını birer pazar malzemesine dönüştüren, kadınları ve dezavantajlı grupları yerinden eden rantsal dönüşüm politikalarına karşı yapılması gerekenleri TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Pınar Giritlioğlu ile konuştuk.
‘Rant mekanizması kuruldu’
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve kentsel dönüşüm uygulamalarının ortaya çıkış dayanağının 1999 depremi olduğunu hatırlatan Pelin Pınar Giritlioğlu, sürecin zamanla nasıl bir sermaye aparatına dönüştüğünü şu sözlerle aktardı: "2000'li yılların hemen başları, küreselleşmenin ve kapitalizmin ilkelerinin kentlerde çok hızlı uygulandığı yıllar oldu. 2002 yılında iktidara gelen AKP’nin en önemli vaatlerinden biri kentsel dönüşüm ve dar gelirlilere sosyal konut temin etmekti.
Ancak zaman içerisinde bu anlayış başka bir şeye evrildi. İlk zamanlarda kamu eliyle dar gelirliler için dayanıklı konutlar inşa edilirken, çok kısa sürede bundan vazgeçildi ve kamu eliyle üst gelir grubuna yönelik konut üretimi başlatıldı. Özel sektör de dahil olduğunda süreç, depremden bağımsız bir yeniden inşa mekanizmasına, yani tamamen rant odaklı bir anlayışa evrildi."
Ancak zaman içerisinde bu anlayış başka bir şeye evrildi. İlk zamanlarda kamu eliyle dar gelirliler için dayanıklı konutlar inşa edilirken, çok kısa sürede bundan vazgeçildi ve kamu eliyle üst gelir grubuna yönelik konut üretimi başlatıldı. Özel sektör de dahil olduğunda süreç, depremden bağımsız bir yeniden inşa mekanizmasına, yani tamamen rant odaklı bir anlayışa evrildi."
İstanbul’un 2009 onaylı çevre düzeni planının "Kuzeyi, su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını koruyalım" demesine rağmen, büyük projelerle bu alanların rant alanları haline getirildiğini ifade eden Pelin Pınar Giritlioğlu, İstanbul Deprem Master Planı ve JICA raporundaki riskli bölgeler ile yapılan projeler karşılaştırıldığında çok azının örtüştüğünü, bunun da projelerdeki deprem kaygısının azlığını ve rant beklentisinin yüksekliğini açıkça gösterdiğini vurguladı.
'Mekanı dönüştürürken insanı unuttular'
"Kentsel Dönüşüm" adı altında yürütülen politikaların mahalle kültürünü, komşuluk ilişkilerini ve kent hafızasını yok ettiğine dikkat çeken Pelin Pınar Giritlioğlu, yaşanan sosyal yıkımı Jane Jacobs’ın kuramlarına ve uluslararası deneyimlere atıfta bulunarak, şunları dile getirdi: "Bir yeri dönüştürüp daha 'sağlıklı' hale getirdiğinizi iddia edebilirsiniz ama oradaki komşuluk, güven ve ekonomik dayanışma ilişkilerini yok ettiğinizde insanları mutsuzluğa mahkum edersiniz. Sosyal ve ekonomik ilişkiler zayıflıyor, yaşayanların psikolojisi üzerinde çok ağır etkiler kalıyor. 1980’lerde Londra’da yapılan dönüşümlerde 'insanı unuttuklarını' ve buraların hala en sorunlu alanlar olduğunu itiraf eden yabancı uzmanlar vardı. İnsanı ve canlıları odağına koymayan, sosyal ilişkileri görmezden gelen bir anlayış başarılı olamaz. Biz de ne yazık ki aynı hataları yapmaya devam ediyoruz."
‘Kadınlar mülksüzleştiriliyor, yaşlılar hafızasını kaybediyor’
Mevcut planlama anlayışının kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını kesinlikle gözetmediğini belirten Pelin Pınar Giritlioğlu, yürüttükleri saha çalışmalarından örnekler verdi. Fetihtepe kentsel dönüşüm sürecini kadın yoksulluğu üzerinden incelediklerini söyleyen Pelin Pınar Giritlioğlu, kadınların bu süreçlerden en çok etkilenen kesim olduğunu şu sözlerle dile getirdi: "Kadınlar en başta ekonomilerini kaybediyorlar. Uzak bölgelere sürgün edildiklerinde işlerine gidemiyorlar, yol masrafını karşılayamıyorlar. Eskiden çocuklarını güvenle emanet ettikleri komşuluk ilişkileri yok olduğu için bakım emeği yükü altında eziliyorlar. Daha da acısı, daha önceden tapu sahibi olan kadınların bile dönüşüm sonrası borçlandırılma sürecinde tapularının ailedeki erkeklerin eline geçirildiğine tanık olduk. Kadınlar resmen mülksüzleştiriliyor."
Dönüşümün yaşlılar ve çocuklar üzerindeki travmatik etkilerine de değinen Pelin Pınar Giritlioğlu, demans ve Alzheimer hastalarının mekan navigasyonunu ve hafızalarını kaybettiğini, Sulukule ve Taşoluk gibi alanlardaki zorla tahliyeler sırasında ise çocukların ağır bir dışlanma ve ötekileştirmeye maruz kaldığını ifade etti.
6306 sayılı kanun yetki gaspının aracı haline geldi
Kamuoyunda "Afet Yasası" olarak bilinen 6306 sayılı kanunun ve "Rezerv alan" uygulamalarının kent hakkı açısından büyük bir tehdit oluşturduğunu söyleyen Pelin Pınar Giritlioğlu, yasanın amacından saptırıldığını belirtti. Pelin Pınar Giritlioğlu, 6306 sayılı kanunun, tanımladığı 'rezerv alan' ve 'riskli alan' kavramlarıyla keyfi uygulamaların önünü açtığını söyleyerek “Rezerv alan kavramının altı hiçbir kriterle doldurulmadığı için tamamen rant odaklı kullanılıyor. Ayrıca bu kavram, iktidarın seçimle alamadığı yerel yetkileri bakanlık eliyle geri almasının bir aracı oldu. Bunun en somut örneklerini askeri alanların dönüşümünde gördük. 15 Temmuz sonrası tahliye edilen ve askerin koruduğu o yeşil alanlar, ormanlar rezerv alan ilan edilerek lüks konut projelerine açıldı” dedi.
Kanal İstanbul Projesi'nin de afete dayanıklılıkla hiçbir ilgisi olmadığını, projenin su havzalarını yok ettiğini belirten Pelin Pınar Giritlioğlu, temel yaşam hakkı olan su kaynaklarının üzerine yoğun yapılaşma alanları inşa edildiğini ve 6306 sayılı kanunun depremden tamamen bağımsız bir inşaat sürecinin aparatı haline getirildiğini vurguladı.
'Kadınlar karar vermeli'
Kentsel dönüşüm süreçlerinde kadınların ve yerel örgütlenmelerin karar mekanizmalarından tamamen dışlandığının altını çizen Pelin Pınar Giritlioğlu, ataerkil planlama modeline karşı şu eleştiriyi getirdi: "Bir mahalleyi, mekanı en çok kullananlar kadınlardır. Erkekler genellikle sadece işe gidip gelir ya da kahveye gider. Ama kadınlar çocuklarını okula bırakır, bakkala, markete, parka gider; mahalleyi zikzaklar çizerek sürekli deneyimler. Dolayısıyla kaldırımı, kreş ihtiyacını, mahallenin gerçek eksiklerini en iyi kadınlar bilir. Buna rağmen kadınlar kentsel dönüşüm süreçlerinden tamamen dışlanıyor. Görüşmeler yapılacağı zaman kadınlar geri çekiliyor, sadece erkekler pazarlık masasına oturuyor. Kamu idarelerinin 'Yüzde yüz uzlaştık' dediği şey, aslında inşaat pazarlığının yüzde yüz bitmesidir; gerçek bir uzlaşı değildir. Gerçek uzlaşı, kadınların ve tabandan gelen yerel taleplerin projenin kararlarına yedirilmesiyle olur."
'Yaşadığımız iklim krizi değil, sistemin krizidir'
İstanbul’u kuşatan mega projelerin yarattığı ekolojik yıkıma da dikkat çeken Pelin Pınar Giritlioğlu, meselenin sadece bir "iklim değişikliği" olarak görülemeyeceğini, bunun doğrudan kapitalist sistemin bir krizi olduğunu ifade etti. Pelin Pınar Giritlioğlu, devamında şöyle konuştu: "Kanal İstanbul projesi su havzalarını, meraları, tarım alanlarını yok etti; İstanbul'un 24 günlük suyunu sağlayan Sazlıdere Barajı'nı devreden çıkardı. İstanbul Havalimanı bir sulak alan, bataklık üzerine kuruldu ve devasa bir orman katliamına yol açtı. 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu ormanları, su havzalarını biçe biçe ilerledi. Medyanın hiç gündeme getirmediği Kuzey Demiryolu Geçişi projesi var; o da Ömerli ve Büyükçekmece barajlarını bitiriyor. 'Artık kar yağmıyor, esmiyor' diyerek sancılarını çektiğimiz bu süreç, mega projelerin çarpan etkisiyle daha da derinleşiyor. Suyumuzu, gıdamızı, yaşam alanlarımızı kaybediyoruz. Sistem krizi yüzünden İstanbul artık yaşanamaz bir eşiğe doğru sürükleniyor."
‘Kooperatif modeli uygulanmalı’
Depreme dayanıklı barınma hakkını güvence altına alan ve toplumsal kesimleri gözeten adil bir modelin olması gerektiğine işaret edem Pelin Pınar Giritlioğlu, kentsel dönüşümün sadece bir inşaat süreci olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Dönüşümle eş zamanlı olarak sosyal ve ekonomik programların, iş ve meslek edindirme çalışmalarının yürütülmesi gerektiğini söyleyen Pelin Pınar Giritlioğlu, anayasal bir hak olan sağlıklı çevrede yaşama hakkının gasp edilemeyeceğini şu sözlerle vurguladı: "İnsanları fahiş miktarlarda borçlandırarak, zorla yerinden ederek güvenli bir yaşam sunamazsınız. Türkiye’de gerçek anlamda 'sosyal konut' veya 'sosyal kiralık konut' deneyimi neredeyse hiç yok. Sağlıklı konut üretmenin tek yolu işi müteahhide teslim etmek değildir. Müteahhit payını aradan çıkaran, kar amacı gütmeyen, kooperatif eliyle yürütülen kentsel dönüşüm modelleri hızla hayata geçirilmelidir. Kamu ve yerel yönetimler, kişisel ranta değil, ortak iyiliğe hizmet edecek kararları acilen gündemine almalıdır."







