‘Umut hakkından bahsediliyor ancak somut bir adım yok’
- 09:04 25 Şubat 2026
- Güncel
Büşra Turan
ÎDIR- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürece rağmen tecrit koşullarında tutulduğunu belirten ÖHD üyesi Avukat Şaziye Cantepe, “Uzun süredir bir süreçten söz ediliyor ancak henüz somut bir sonuç yok. Biz artık bir sonuca varılması ve bunun kısa sürede gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3’üncü maddesi uyarınca, bir tutsağın yaşamının sonuna kadar özgür kalma ihtimalinden bütünüyle mahrum bırakılmasını "insanlık onuruna aykırı" bulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı, aradan geçen 12 yıla rağmen Türkiye iç hukukunda karşılıksız kaldı. Devletlerin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutsaklar için cezayı belirli aralıklarla gözden geçirecek bir yasal mekanizma oluşturma zorunluluğuna rağmen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki durumu askıda bırakılıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) denetim sürecine aldığı ve defalarca hatırlattığı bu ihlal durumu, Türkiye infaz sisteminde "umut hakkı"nı tanımayan bir boşluk olarak varlığını korumaya devam ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü talep eden milyonlar, AİHM’in “umut hakkı” kararının uygulanmasını istiyor.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Şaziye Cantepe, umut hakkına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘İnsanların yaşama tutunabilmesi için umuda ihtiyacı vardır’
Cezaevlerindeki koşullara dikkat çeken Şaziye Cantepe, ağır hasta ve ağırlaştırılmış müebbet alan tutsaklar açısından umut hakkının yaşamsal önemde olduğunu belirtti. Şaziye Cantepe, “2007 yılından beri bu bölgede çalışıyorum ve cezaevlerinde ciddi sorunlara sürekli tanıklık ediyoruz. Ancak yıllar içinde bu sorunların azalmadığını, aksine daha da ağırlaştığını gördük. Yanı başımızdaki Iğdır S Tipi Cezaevinde çok sayıda ağır hasta mahkûm bulunuyor. Ruhsal olarak ciddi sorunlar yaşayan ya da fiziksel olarak ağır hastalığı olan kişilerin bu koşullarda kalmaları mümkün değil. Bu insanların tam teşekküllü hastanelerde ya da uygun bakım kurumlarında bulunması gerekirken, halen cezaevlerinde tutulduklarını görüyoruz. Nasıl ki normal yaşamda her insanın bir umudu varsa, ağırlaştırılmış müebbet alan kişilerin de bir umudunun olması gerekir. İnsanların yaşama tutunabilmesi ve cezaevinde de olsa hayatını sürdürebilmesi için umuda ihtiyacı vardır. Bu umut ortadan kaldırıldığında kişi kendini tamamen bırakmakta ve hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklarla baş etmek zorunda kalmaktadır” dedi.
‘Tutsaklar yavaş yavaş ölüme terk ediliyor’
Şaziye Cantepe, umut hakkının işkence yasağının sona ermesi ve insan onurunun korunması açısından uygulanması gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’de idam cezası kaldırıldı ancak bu insanlar her gün ve her saat ölümü yaşayarak adeta yavaş yavaş ölüme mahkum ediliyor. Bir kişinin buradan ancak tabutla çıkacağını söylemek idamdan daha ağır bir durumdur. Umut hakkı tam da bu noktada işkence yasağı ve kötü muamelenin önlenmesi ilkesinden doğmaktadır. Bu hak, AİHS’te ve çeşitli yasal düzenlemelerde yer almasına rağmen Türkiye’de uygulanmamaktadır. Türkiye bu konuda defalarca mahkûm edilmiş olmasına rağmen gerekli adımlar atılmamıştır ve özellikle Abdullah Öcalan açısından bu hakkın bir an önce uygulanması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
‘Abdullah Öcalan ağır tecrit koşullarında cezaevinde tutuluyor’
“Barış ve Demokratik Toplum” sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şaziye Cantepe, sağlıklı bir müzakere ortamı için koşulların eşit ve uygun hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Şaziye Cantepe, “Sürecin bir tarafı olan Abdullah Öcalan hala ağır tecrit koşullarında cezaevinde tutuluyor. Yıllarca izole edilen bir kişiden müzakere yürütmesi bekleniyor. Oysa toplumun beklentilerini ve taleplerini doğrudan alabileceği koşulların sağlanması gerekir. Bir yandan ‘ömür boyu burada kalacaksın’ denilirken, diğer yandan bu sorunu çözmesi isteniyor. Buna rağmen uzun yıllar cezaevinde kalıp hala müzakere yürütebilecek durumda olması güçlü bir iradeyi gösteriyor. Bugün gelinen noktada Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu ve dünya siyaseti açısından etkili bir aktör olduğu görülüyor. Ancak sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için gerekli koşulların oluşturulması gerekiyor. Mecliste kurulan komisyonun bir tarafı hükümet ve siyasi partilerden oluşurken, diğer tarafı cezaevinde bulunuyor ve doğrudan görüş alınamıyor. Bu nedenle ya güvenlik ve iletişim koşulları sağlanarak Meclis’te sürece katılımı mümkün hale getirilmeli ya da kurulan komisyonun İmralı Cezaevi’ne giderek görüşmeler yapması gerekiyor. Ayrıca cezaevi ortamının da standart bir tutukluluk koşulu değil, müzakereye uygun ve sağlıklı bir çalışma ortamına dönüştürülmesi önem taşıyor” diye konuştu.
‘Abdullah Öcalan veri toplayamıyor, kimseyle görüşemiyor’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın iletişim imkanlarının son derece sınırlı olduğunu söyleyen Şaziye Cantepe, umut hakkına ilişkin AİHM kararının uygulanmamasının hem hukuki hem de insani açıdan ciddi sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Kapalı alanda tutulan bir kişiden bunları beklemek doğru değil. Veri toplayamıyor, kimseyle görüşemiyor. Sürecin ilerleyebilmesi açısından iletişim imkanlarının genişletilmesi gerekiyor. Umut hakkına ilişkin neredeyse 10 yıldır verilmiş bir karar var ve bu karar Avrupa Bakanlar Komitesi denetiminde. Ancak Avrupa kurumları bu konuda sadece üzgün olduklarını ifade ediyor. Oysa AİHM’in verdiği kararın Türkiye tarafından uygulanması gerekiyor. Gerekli yaptırımların devreye girmesi, dosyanın yeniden AİHM’e gitmesi ve Türkiye’ye yönelik bazı adımların atılması gerekirken bu konuda eksik kalındığını görüyoruz. Umut hakkı hem içeride bulunan kişiler hem de aileleri açısından son derece önemli. Bir anne ve babaya ‘Çocuğunuz içeride ölecek ve size tabutu teslim edilecek’ demek çok ağır bir durumdur. Yakınlarına kavuşma ihtimalinin ortadan kaldırılması aileler açısından ciddi bir travmaya yol açıyor” sözlerine yer verdi.
‘Umut hakkından bahsediliyor ancak somut bir adım yok’
Şaziye Cantepe, umut hakkına ilişkin belirsizliğin hem cezaevlerinde bulunan tutsakların hem de aileleri üzerinde ciddi etkiler yarattığını vurgulayarak, özellikle Türkiye vatandaşı olmayıp yurtdışından gelerek Türkiye’de ağırlaştırılmış cezalarla tutsak bulunan kişilerin ailelerinin bu süreçten daha ağır etkilendiğini ifade etti. Şaziye Cantepe, “Her iki taraf açısından da bu hakkın bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Bir komisyon raporunda umut hakkından bahsediliyor ancak somut bir adım atılmadığı sürece çok fazla bir şey söylemek mümkün olmuyor. Umut hakkı kapsamında kimlerin yararlanacağı da belirsiz. Bu belirsizlik ve sürekli beklenti hali insanlarda ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Uzun süredir böyle bir süreçten söz ediliyor ancak henüz somut bir sonuç yok. Biz artık bir sonuca varılması ve bunun kısa sürede gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sürekli tarihler erteleniyor. Ekim denildi olmadı, Kasım, Aralık denildi, şimdi Mart ve Nisan ayları konuşuluyor. Bu şekilde sürüncemede bırakılan bir süreç hem toplum hem de Ortadoğu açısından sorunlu bir durum yaratıyor. Cezaevlerinde bulunan kişiler açısından da ağır koşulların yanı sıra bu beklenti hali ciddi bir umutsuzluğa yol açıyor. Umut hakkını bekleyenler zamanla umutsuzluk duygusuna sürüklenmiş durumda” ifadelerini kullandı.
‘Tutsakların bir an önce umut hakkına tabi tutulması gerekiyor’
Şaziye Cantepe, ağırlaştırılmış müebbet infaz koşullarının insan haklarına aykırı olduğunu ve umut hakkına ilişkin yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerektiğini dile getirerek, “Bu insanların da belirli bir süre sonra özgürlüğüne kavuşabileceğine dair bir umuda sahip olması gerekir. Umut duygusunun yeşertilmesi gerekiyor çünkü bu bir insan hakkıdır. Bu nedenle yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi ve cezaevlerinin tecrit koşullarından arındırılması gerekiyor. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri zaten çok ağır koşullarda tutuluyor. Tek başlarına kalıyorlar ve günde en fazla bir saat havalandırma hakkı veriliyor. Diğer mahpuslarla görüşme imkanları bulunmuyor. Uzakta yaşayan ailelerin büyük bölümü ziyaret gerçekleştiremiyor. Bir süre sonra avukat görüşleri de sınırlanıyor ve ailelerle iletişim giderek zorlaşıyor. Bu koşullar altında hem mahpuslardan hem de ailelerinden sağlıklı bir durum beklemek mümkün değil. Bu, insan doğasına aykırı bir durumdur” dedi.







