Aslı Odman: İş cinayetleri buzdağının görünen ucu

  • 09:05 27 Temmuz 2026
  • Güncel
Melike Aydın 
 
İSTANBUL- İSİG Meclisi'nin Haziran ayı raporuna göre en az 228 işçi yaşamını yitirdi. İSİG Meclisi temsilcisi Aslı Odman, iş cinayetlerine ilişkin verilerin "buzdağının görünen ucu" olduğunu belirterek, kadın ve çocuk emeğinin kayıt dışılık, güvencesiz çalışma ve meslek hastalıkları nedeniyle istatistiklere dahi tam olarak yansımadığını söyledi.
 
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin 2026 Haziran ayı iş cinayetleri raporuna göre, kavurucu sıcaklar, cezasızlık ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle en az 228 işçi yaşamını yitirdi. Raporda, yaşamını yitirenler arasında 10 kadın ile 6 çocuk işçinin bulunduğu belirtilirken, İSİG Meclisi temsilcisi Aslı Odman, verilerin gerçeğin tamamını yansıtmadığını, iş cinayetlerinin boyutunun resmi kayıtlardan çok daha ağır olduğunu söyledi. 
 
Aslı Odman, iş güvenliği krizini ve kadın işçilerin istihdamdaki görünmezliğini değerlendirdi. 
 
‘İSİG Meclisi verileri buz dağının ucu’
 
İSİG Meclisi tarafından tutulan verilerin tam anlamıyla kavranabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve TÜİK gibi resmi devlet istatistiklerinden ayıran temel dinamiklerin iyi anlaşılması gerektiğini vurgulayan Aslı Odman, devlet verilerinin kaçak, sigortasız, hukuk dışı çalıştırılan işçileri ve çocukların çalıştırılmasını görmezden geldiğini ifade etti. İSİG Meclisi'nin topladığı verilerin ulusal ve yerel basın, dijital medya, aileler ve yerellerden ulaştırılan bilgi paylaşımlarından derlendiğini aktaran Aslı Odman, "Bu veriler, Türkiye'deki iş cinayeti evreninin ve faillerinin ortaya çıkarılması için tutulan, kendimize rağmen tutmak zorunda kaldığımız verilerdir. Sayıların üzerine körü körüne atlanmamalı, bunun bir dip akıntısı ve buzdağının görünen ucu olduğu unutulmamalıdır" dedi.
 
Meslek hastalıkları
 
 Mevcut tarama sisteminin yalnızca yüksekten düşme, patlama ve benzeri ani ölümleri yakalayabildiğini belirten Aslı Odman, uluslararası çalışma örgütlerinin verilerine göre her ani iş cinayetine karşılık en az 4 ila 6 meslek hastalığı sonucu ölüm gerçekleştiğini hatırlattı. Basın taraması yöntemiyle meslek hastalıklarının, uzun süreli yıpranmalara bağlı kriz ve inmelerin ya da psikososyal riskler sonucu yaşanan işyeri intiharlarının tespit edilemediğini kaydetti.
 
Kadın işçi ölümleri neden düşük görünüyor?
 
İSİG Meclisi raporlarında kadın işçi ölümlerinin oran olarak yüzde 6 ile yüzde 8 bandında seyretmesini değerlendiren Aslı Odman, bu durumun kadınların iş gücüne katılımındaki tahrifattan ve görünmez kılınışından kaynaklandığını vurguladı. Türkiye'de kadınların resmi istihdama katılım oranının yüzde 32 seviyelerinde kaldığını belirten Aslı Odman, "Bu tablonun arkasında dört temel neden var. Biri yeniden üretim emeği ve ev içi sömürü. Patriarkal kapitalist sistem, kadını ev içi bakım emeğine, çocuk, yaşlı ve hasta bakımına mahkûm ederek kamusal alandan ve resmi işçi statüsünden uzak tutuyor. Bu durum, kadının yaşadığı çalışma acısını ve yıpranmayı tamamen görünmez kılıyor. İkincisi, gayriresmi ve esnek çalışma. Ev işçiliği, bakım hizmetleri ve merdiven altı fason tekstil üretimi gibi alanlarda çalışan milyonlarca kadın sigortasız ve kayıtsız çalıştırılıyor. Üçüncüsü, sermaye birikimi ve ağır sanayi. Türkiye'de sermaye birikiminin yoğunlaştığı maden, inşaat, tersane ve nakliyat gibi aşırı tehlikeli sektörlerde neredeyse tamamen erkekler çalışıyor. Bu durum, erkek işçi ölümlerini sayısal olarak öne çıkarırken kadının üzerindeki ikincil yükü gizliyor. Erkek 8 saat, 10 saat çalışır, eve gider; eşi onu toparlar. Dördüncüsü ise kadınların çalışma hayatında maruz kaldığı meslek hastalıkları ve psikososyal tükenmişlik süreçleri, cinsiyetçi yaklaşımlar nedeniyle kayıt altına alınmıyor ve tescil edilmiyor" sözlerini kullandı.  
 
 'Kadın emeği kadife eller söylemiyle sömürülüyor'
 
Tekstil ve mühimmat gibi sektörlerde kadınların “narin ve dikkatli” olduğu söylenerek vasıfsızlaştırıldığını ve fason zincirlerinin en altında güvencesiz bırakıldığını vurgulayan Aslı Odman, kadınların ancak bir direniş başlattıklarında ya da kitlesel bir felakette görünür olabildiğine dikkat çekti. Aslı Odman, görünmeyen tüm kadın emekçilerinin hakları tescil edilene kadar bu sömürü düzenine karşı bütüncül bir mücadelenin şart olduğunu belirtti.
 
'Ayşe Irmak Koparan intihara sürüklendi’ 
 
Kamu ve özel sektörde psikolojik şiddetin giderek arttığını ifade eden Aslı Odman, 25 yaşındaki anaokulu öğretmeni Ayşe Irmak Koparan'ın intihara sürüklenmesinin bunun çarpıcı bir örneği olduğunu söyledi. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun amirlere yüklediği sorumluluklara dikkat çeken Aslı Odman, "Sermaye ve idare, kanunlardaki boşluklardan faydalanıyor. Kadın işçiler ve çocuklar, dibe doğru yarışan emek rejiminde en ağır bedelleri ödüyor. Ayşe Irmak Koparan'ın vakasında gördüğümüz gibi süreç bir işyeri intiharıdır. Aslında bütün intiharlar bir nevi kendine yönelik şiddete sürüklenmedir; özellikle kadınsa ve işçiyse. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 1 Ocak 2025'ten itibaren kamuda da geçerli. Kamu amirlerinin özen yükümlülüğü vardır. Yaşın, cinsiyetin, sendikan ne olursa olsun işveren gözetmek zorundadır. Ancak bu mekanizmalar henüz oturtulmuş değil" sözlerini kullandı. 
 
'Bireysel bezdirme değil, yatayları birbirine çakıştırma organizasyonu'
 
“Mobbing”  kavramının Borçlar Hukuku çerçevesinde bireysel bir “bezdirme” sorununa indirgendiğini belirten Aslı Odman, iş organizasyonlarının rekabeti körüklediğini dile getirdi. Aslı Odman, "Bezdirme, Borçlar Hukuku'nun alanı ve kişisel bir sorun gibi ele alınıyor. Oysa rekabet üzerine, kadının cinsiyetlendirilmiş ve duygulanımsal emeğini kullanmak üzere kurgulanmış bir kasıt var. Çalışanları yatay rekabetle birbirine kızıştırmak, planlanmış bir iş organizasyonunun parçasıdır. 6331 sayılı Kanun iyi bir mücadele aracına dönüştürülürse işverenin işçiyi gözetme ve özen yükümlülüğü öne çıkar. Mücadeleyi kötücül bir okul müdürü üzerinden yürüyen bireysel bir tartışmadan çıkarıp, devletin bütün kurumlarında bu kanunu uygulamak zorunda olduğu zemine çekmek gerekir" diye konuştu.
 
Şiddet sarmalı ve ev içi emeğin sömürüsü
 
Şiddetin işyerinden aileye ve sokağa yayılan parçacıklı bir yapıda olduğunu vurgulayan Aslı Odman, "Türkiye'de 10 kadından 7'si ev kadını. İşverenlerin işyerlerinde sağlamadıkları sağlık ve güvenlikle ilgili imkânların bedelini en sonunda evdeki kadınlara yüklüyorlar. Kadınlar evde çalışan çocuklarını ve eşlerini her anlamda rehabilite ediyor. İşverenlerin gerçekleştirmediği her şeyi en sonunda evdeki kadına yüklüyorlar. Geriye kalan 3 kadının da yarısı sigortasız çalışıyor. Göçmen bakım işçiliğinde ise etnik ve cinsiyetlendirilmiş bir şiddet var. Öte yandan ekonomik krizle birlikte erkekliğin ekonomik altyapısı da çöktü. İşyerlerindeki enformel çalışma süreçleri ve ustabaşı şiddeti arttıkça, evde bakım veren kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet de artıyor" ifadelerini kullandı.
 
MESEM ve devlet eliyle çocuk işçiliği
 
Haziran ayında yaşamını yitiren çocukların ve MESEM uygulamalarını değerlendiren Aslı Odman, devletin çocuk işçiliği yasağını deldiğini belirtti. Aslı Odman, "Çıraklık sistemi ve MESEM, devletin kendi çocuk işçi çalıştırma yasağını deldiği bir sistem oldu. Devlet, kendi eliyle kanunu uygulamadan kaldırıyor. Bu durum, kaçak çocuk işçiliğine ve atölyelerde çocukların çalıştırılmasına emsal oluşturuyor. Vasıfsızlaştırma, kadın ve çocuk emeğini güvencesizleştirerek bütün emek rejimini bir tık aşağı indiriyor. Tektonik bir kayma gibi tüm çalışma alanını dibe çekiyor" şeklinde konuştu.  
 
'Çocuk işçiliği müşterek krizimiz, kamu vicdanı yarasıdır'
 
Çalıştırılan çocukların tüm toplumun geleceğini tehdit eden ortak bir kriz olduğunu vurgulayan Aslı Odman, "Çocukların çalıştığı, öğretmenlerin de bu şartlarda çalıştığı bir ortamda iyi bir eğitim olamaz. Tarım işçisi çocukların zehirli kimyasallara maruz kaldığı, geri dönüşüm tesislerinde çocukların öldüğü ve plastiklerin yakıldığı bir düzende çocuğunuza temiz hava ya da gıda sağlayamazsınız. O havanın etrafına sınıfsal sınır koyamazsınız. Çocuk işçiliği meselesi, sınıfsal mücadele ve müştereklerimiz için hem bir kamu vicdanı yarası hem de çok önemli bir ortaklaşma imkânıdır" diye konuştu.