KJAR Koordinasyon üyesi Deniz Derya: İran rejimine darbe vurduk
- 09:01 24 Temmuz 2026
- Güncel
Derya Ren-Aysel Işık
HABER MERKEZİ – İran’da devam eden savaşta kadınların durumuna değinen KJAR Koordinasyon üyesi Deniz Derya, 21’inci yüzyılda ortaya çıkan savaş karakterine vurgu yaparak, “Jin jiyan azadî’ devrimiyle birlikte kadınlar erkek egemen sisteme büyük bir darbe vurdu” dedi.
Ortadoğu’da kapitalist sistemin yeniden dizayn planı devam ederken, ulus devletlerin yaşadığı kaos bu dizayn sürecinin bir parçası olarak yansımasını buluyor. İran-İsrail ve ABD arasında yapılan ateşkes sonrası yeniden başlayan savaş, tarafların karşılıklı tehdidi ve saldırıları ile devam ediyor.
Bu savaşın hiçbir yerinde bulunmayan kadınlar ise en ağır bedeli ödüyor. 2022 yılında başlayan “Jin jiyan azadî” serhildanının ardından İran Rejimi’nin kadınlara yönelik politikaları her geçen gün daha da ağırlaşırken; mücadele eden kadınlar, hedef alınıyor, tutuklanıyor ve idamla yüz yüze kalıyor.
Komelgeha Jinên Azad a Rojhilatê Kurdistanê (KJAR-Doğu Kürdistan Özgür Kadınlar Topluluğu) Koordinasyon üyesi Deniz Derya, İran’da kadınların durumunu ve sıcak savaş gündemine dair sorularımızı yanıtladı.
“İran Rejimi’nin kanunlarına baktığımızda, her alanda kadınların şahsında kendisini toplum üzerinde etkin kılmaya çalışıyor. Hem aile içerisinde hem de rejim tarafından kadınlara biçilen roller kadınlara ait bir alan bırakmıyor.”
*21’inci yüzyılda süren savaşlar özellikle kadınlara karşı yürütülüyor. Bu savaş karakterini nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Yeni dönemin savaş taktiğine bakıldığında, erkek egemen karakterli bir savaş yürütülüyor. Bu savaş yeni değil, tarihsel olarak statükocu akıl kendisini hep savaşla var etmiş, savaşla kendini ayakta tutarak iktidarını sürdürmüş. Tarihsel olarak bakıldığında, bu yüzyılın karakteri kadının ve toplumun istemi nedir, hangi esas üzerinde bu istem öne çıkıyor? Bu yönlü bir okuma olması gerekir. Genel olarak 3’üncü Dünya Savaşı’nın çıkışı, kapitalist modernitenin yeniden dizaynı üzerinden şekillenişi söz konusu. Bu sistem nasıl bir dizayn yapacak, onu şekillendiriyor. Ancak bu yüzyılda kadınların, gençlerin ve hakların isteği nedir? Bu bizim için çok önemli bir konu. Yürütülen savaşa bakıldığında yeniden dizayn nasıl yapılır? Bu odaklı bakılıyor. Özelde 3’üncü Dünya Savaşı, kapitalist modernite sisteminin tüm alanlara hakim olmaya çalışmasının bir ürünüdür. Kapitalist modernite, kendisini yeniden dizayn etmenin derdinde. Suriye’de, İran’da yaşanan savaşlara bakıldığında en fazla yok etme, işkence ile yüz yüze kalan, savunmasız bırakılan kadındır. Kapitalist sistem kendisini nasıl ayakta tutar, onun için çabalıyor. Bunu da kadınların ve hakların emeği üzerinden yapmaya çalışıyor. Yürütülen savaşlarda halkların ve kadınların hiçbir çıkarı yok. 21’inci yüzyılın savaş karakterine baktığımızda kiminle oluşacak ve nasıl oluşacak, öncüsü kim olacak? Bu sorular önemlidir. Bu savaşı bertaraf edecek, demokratik toplum ve özgür topluma öncülük edecek kadındır. Savaşlarla yüz yüze kalan kadın oluyor, ancak o savaşlara karşı mücadele eden yine kadındır.
Yürütülen savaşlar birer projedir. Salt bir hakimiyet meselesi değildir. 21’inci yüzyılda toplumlar ve kadınlar katliamlarla yüz yüze kalıyor. Ekolojik, ekonomik ve kültürel bir katliam yapılıyor. Bu da kendisiyle birlikte toplumun bilinçlenmesine ve ona göre hareket ve direnmesine neden oluyor. Mücadele daha yükseltilince saldırılar da kendisiyle birlikte artıyor. Gazze’de, İran’da, Rojava’da gördük. Örneğin, DAİŞ’in kadınlara ve halklara yönelik saldırılarına baktığımızda erkek egemenlikli sistem kadınların topluma öncülük etmesine izin vermiyor. Rojhilatê Kürdistan’a baktığımızda İran Rejimi’nin yaptıkları bunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Saldırılar salt birkaç yılla sınırlı değil. İran Rejimi’nin kanunlarına baktığımızda her alanda kadınların şahsında kendisini toplum üzerinde etkin kılmaya çalışıyor. Hem aile içerisinde hem de rejim tarafından kadınlara biçilen roller, kadınlara ait bir alan bırakmıyor. Ancak kadın karakterine baktığımızda, tüm bunlara karşıdır. Karşı olduğu için sistemin de kadınlara yönelik korkusu artıyor. Toplumu bir arada tutan, yürüten ve öncülük edebilen kadın karakteridir. Bundan kaynaklı kadınların öncülüğü sistemde bir korku oluşmasına neden oluyor. Bu tüm erkek egemen sistemler için de geçerlidir. Rejim, kendisine karşı çıkan, özgür yaşamı savunan herkesi zindana koyarak, teslim almaya çalışıyor. Bu tüm egemen zihniyetler için geçerlidir. Rejim kendisine hizmet etmeye çalışan bir toplum istiyor. Özellikle bu durum savaş süreçlerinde daha görünür oluyor.
“Günümüze baktığımız zaman iki paradigmanın karşı karşıya geldiğini görebiliyoruz. Bir taraftan halkların paradigması, ortak demokratik, özgürlükçü ve kadının öncülük ettiği bir yaşam, diğeri ise sistemin kendi sermayesi, çıkarı ile savaşları derinleştiren paradigmadır.”
*Erkek karakterli savaşla başta İran olmak üzere Ortadoğu'da savaşlar devam ediyor. İran’da kadınların durumu nedir?
21’inci yüzyılda öne çıkan savaşlara bakalım, yeni bir kadın karakteri oluşturmaya çalışıyorlar. Bu durum İran’da da öne çıktı. Kadınları orduya katmaya çalıştılar. Ancak bunu erkek aklıyla yapmaya çalıştılar. Erkek gibi düşünen bir karakter yaratmak ve katliamlarda yer alacak bir profil peşindeler. Toplumda da “kadınlar için yol açıyoruz” demeye getiriyorlar. Ama hangi kadın? Kadın kendi iradesi ve düşüncesiyle mi orada, yoksa erkek karakterli bir şekilde mi yer alıyor? Bu çok stratejik bir durumdur. Şu an yürütülen savaş, salt bir alanla sınırlı değil, tüm dünyayı kapsayan bir sistem krizi var. Kriz halk ve sistem arasında sürüyor. Krizler savaşla daha da derinleşiyor. Savaşlar sadece fiziki katliamlar, öldürmeyle ve toprak kaybetme-kazanmayla değil; ekonomik, siyasal, ideolojik olarak veriliyor. Demokratik temelli verilen mücadele tüm bu savaşların da önünü kesiyor. Günümüze baktığımız zaman iki paradigmanın karşı karşıya geldiğini görebiliyoruz. Bir taraftan halkların paradigması, ortak demokratik, özgürlükçü ve kadının öncülük ettiği bir yaşam, diğeri ise sistemin kendi sermayesi, çıkarı ile savaşları derinleştiren paradigmadır. Bu her iki paradigmanın nasıl karşı karşıya geldiğini görmek için İran’da yaşananlara bakmak yeterlidir.
“21’inci yüzyılda kadınların öncülük ettiği bir mücadele karakteri ortaya çıktı. Ortaya çıkan mücadele, kendisiyle birlikte bir değişim de yaratıyor. Topluma hep benimsetilmeye çalışılan ‘devletsiz, iktidarsız toplum yönetilemez’ algısı vardı. Ancak verilen mücadele bu algıları yıktı. Devrim, İran Rejimi’ne büyük bir darbe de vurdu.”
*2022 yılında “Jin jiyan azadî” serhildanı başladı. Serhildanın hemen ardından Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme politikası ortaya çıktı. Dizayn politikası serhildandan korkulduğu için mi yapılıyor?
21’inci yüzyılın savaş karakterinden bahsettik. Önder Apo’nun buna dair bir çözümlemesi vardı. “21’inci yüzyıl kadın yüzyılıdır” diye. Bu öylesine söylenmiş bir söz değildir. Çünkü egemen sistemler büyük bir krizle yüz yüzeler ve öne çıkan direnen güçlerdir. Bu kendisiyle birlikte toplumda da bir etki yaratıyor. Rojava’da kadınlar öncülüğünde DAİŞ’in saldırıları engellendi. Bu durum sadece Rojava ile sınırlı kalmadı, bu tüm dünyada büyük bir etki yarattı. 21’inci yüzyılda kadınların öncülük ettiği bir mücadele karakteri ortaya çıktı. Ortaya çıkan mücadele, kendisiyle birlikte bir değişim de yaratıyor. “Jin jiyan azadî” devrimi de kendisiyle birlikte statükocu İran Rejimi’ni sarstı. Evet, dışarıdan da İran Rejimi’ne yönelik saldırılar vardı ama İran’ı güçsüzleştirdi. Ancak şunu unutmamak gerekiyor; İran “Jin jiyan azadî” serhildanıyla birlikte güçsüzleşmedi, yıllardır kadınlar üzerinde uyguladığı politikalara karşı büyük bir mücadele verildi. İran Rejimi, her zaman “kadını nasıl etkisiz kılarım” yönünden politikalar geliştirdi. Kadınların mücadelesinin böylesine verildiği bir yüzyılda halklar da yürütülen politikaların farkında. Kadınlar kendi başlarına dışarı çıktığı için öldürülme ve idamlarla yüz yüze kaldılar, tecavüze maruz kaldılar. İran bütün bunları kendi içinde saklayarak kendisini tüm dünyaya farklı göstermeye çalıştı. Bunu bir yaşam biçimi olarak tüm topluma dayattı. “Jin jiyan azadî” devrimi kendisiyle birlikte çok fazla değişime imza attı. Kadınların öncülük ettiği bu devrim toplumun uyanmasına neden oldu. Bu aynı şekilde erkekte de büyük bir etki yarattı. Devrim, İran Rejimi’ne büyük bir darbe de vurdu. Çünkü rejimin tartışılmayan kalıplarını, toplumun sessiz kalmaya mecbur kaldığı kalıpları kırdı. Bu ailelerde, toplumda değişim yarattı ve rejim büyük bir korkuya kapıldı. Toplum eğer örgütlü olursa rejim yıkılabilir, algısı benimsetildi. Bundan kaynaklı biz “devrim” diyoruz, bu zihinsel bir devrimdi. Rejimsiz de halk kendisini yönetebilir. Topluma hep benimsetilmeye çalışılan “devletsiz, iktidarsız toplum yönetilemez” algısı vardı. Ancak verilen mücadele bu algıları yıktı.
“Jin jiyan azadî” devrimi bu nokta da İran Rejimi’ni demokratik hale getirmenin de mücadelesi oldu. Bu mücadele de halkların üçüncü yol stratejisidir”
*“Jin jiyan azadî” serhildanı sizin açınızdan sıklıkla söz edilen üçüncü yol siyaseti mi?
İki paradigmanın çatışmasının yaşandığını söyledik. Ortaya çıkan “Demokratik Ulus” paradigması, yıllardır verilen mücadelenin bir ürünüydü. Bu paradigmanın öncüsü Önder Apo’dur. Demokratik Ulus paradigması ya da demokratik konfederalizm diye adlandırdığımız şey, üçüncü yol siyasetinin kendisidir. Kapitalist modernite paradigmasına karşı çıkan bir paradigmadır. Kapitalis Modernite kendisiyle birlikte halkların katliamını getiriyor. Toplumu ortadan kaldırıyor, kadınların öncülük ettiği şeyleri ortadan kaldırmak istiyor. Ancak diğer taraftan baktığımızda üçüncü yol siyasetinde mücadele eden ve kapitalist modernite sistemini değiştirmeye çalışan yine kadındır. “Jin jiyan azadî” devrimi bu noktada İran Rejimi’ni demokratik hale getirmenin de mücadelesi oldu. Bu mücadele de halkların üçüncü yol stratejisidir. Üçüncü yol sisteminde halklar, kadınlar kendisini nasıl yönetecek? Temelinde bir siyaseti inşa etmenin mücadelesidir. Bu süreçte söylediğimiz bu siyaset biçimi halkların değişim ve dönüşüme katılımıdır. Rejim’in politikalarında halk kendi katliamını görüyor. 21’inci yüzyılda katliamları, yok saymayı kabul etmeyen üçüncü yolu tercih eden kadındır. Bu karşıt sistemin tamamını red etme üzerine değil, sistemi değiştirip dönüştürme üzerinden yapıyor. Oluşturulacak demokratik sisteme nasıl öncülük edecek, nasıl demokratik hale getirecek onun üzerine emek veriyor.
Eğer İran Rejimi demokratik temelli bir siyaset izlemiş olsaydı, kendisini bu savaştan kurtarırdı. Ama bunu yapmadı, çünkü demokratik bir sistemi tercih etse, erkek egemenliğinin çıkarlarına göre ters hareket etmiş olurdu. Şu an İran ve Kürdistan’da kurdukları zindanlara bakalım, üçüncü yol siyasetine öncülük eden kadınlarla doludur. Bu kadınlar özgür yaşama öncülük etti. Çünkü halk artık rejimin politikalarını kabul etmiyor. Halkı idam, açlık, tecavüz ile terbiye etmeye çalışıyor. Çok kirli yöntemlerle bunu yapıyor. İran’daki kanuna bakalım, daha yeni dünyaya gelen bir çocuğa izdivacı farz kılıyor. Bunların tamamı bir kabul etmemeye ve karşı çıkmaya götürüyor. Saymış olduğumuz nedenler toplumda da krize yol açıyor. İran rejiminin “Jin jiyan azadî” devrimini boşa çıkarma çabaları oldu. Bunu kadınlar şahsında yapmaya çalıştı. Ancak daha büyük direnişlerin de önünü kendisiyle birlikte açtı. Devrim kendisiyle birlikte feodal kodların yıkılmasını da getirdi.
“Kadınların zindandaki mücadelesini Pexşan Ezîzî, Werîşe Muradî, Nergiz Mihemmedî şahsında görüyoruz. Hem dışarıda hem de içeride verilen bu mücadele tüm toplumundur. Halk öncülerini savunuyor, mücadelesini sürdürüyor.”
*İran cezaevlerinde kadınlar işkenceye maruz kalıyor. İran'ın politikalarını, özellikle kadın tutsaklar başta olmak üzere tüm tutsaklar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir kadın tutuklandığında zindanda direniyor. Bu toplumdaki diğer kadınlara örnek oluyor. Tüm topluma mal edilmiş oluyor. Toplum onunla gurur duyuyor, onun yolundan gidiyor. Bütün bunlar bugün Rojhilat’ta ve İran’da yaşanıyor. Büyük örneklerimiz var. Şirin Elem Holi, idam sehpasında “Jin jiyan azadî” dedi. Bu bir mücadele hattıdır. Zeynep Celaliyan bir örnektir. Yaklaşık 20 yıldır rejimin zindanlarında direniyor. Zeynep Celaliyan’ın mücadelesini boşa çıkarmak için her şeyi yapıyorlar. Zeynep Celaliyan şahsında kadın mücadelesini kırmak ve anlamsızlaştırmak istiyorlar. “Jin jiyan azadî” devrimi tüm bu mücadelenin bir parçası olarak ortaya çıktı. Kadınların zindandaki mücadelesini Pexşan Ezîzî, Werîşe Muradî, Nergiz Mihemmedî şahsında görüyoruz. Hem dışarıda hem de içeride verilen bu mücadele tüm toplumundur. Halk öncülerini savunuyor, mücadelesini sürdürüyor.
“Biz KJAR olarak da Rojhilat ve İran’da yaşayan tüm kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz. Tüm kadınların ortak sesi olmaya çalışıyoruz. Kadınların ittifakını oluşturma noktasında da büyük çabalarımız var. Ancak bu salt Kürt kadının üstleneceği bir sorumluluk değildir.”
*Dünyada mücadele yürüten kadınlar, İran’da tutsak olan kadınlar için nasıl bir mücadele içerisinde olmalılar? Ne yapmalılar?
Zindanda yürütülen bir mücadele var. Ancak bunun yanı sıra “Jin jiyan azadî” devriminden sonra idamlar da oluyor. Bu idamları farklı yol ve yöntemlerle yapıyorlar. İşte “ABD, İsrail ajanıdır, İran Rejimi’ne karşı propaganda yapmışlar” gerekçeleriyle yapıyorlar. Zindanda direnen kadınlar rejimin politikalarını boşa çıkarıyor. Ancak bu salt onların direnişiyle olacak bir iş değildir. Dünya genelinde çok açıklamalar yapıldı, sahiplenme ortaya çıktı. Ancak sizin de sorduğunuz gibi bu yetiyor mu? Elbette ki yetmiyor. Kadın meselesi salt bir ülkeyle sınırlı değil, tüm kadınlar sesini birlikte ortaya çıkarır, bu önemlidir. Bunun için büyük bir mücadele gerekiyor. Özgürlük isteyen her kadın, erkek egemen sistemle karşı karşıya kaldığını görmek zorunda. Bu saldırılara karşı da büyük bir direnişin sahibi olmak gerekiyor. Öyle açıklama yapmakla olmuyor, yetmiyor. Daha örgütlü bir direnişe ihtiyaç vardır. Çünkü bu örgütlü direniş ile dünyanın herhangi bir yerindeki kadın üzerindeki baskıyı kırabilir. Biz KJAR olarak da Rojhilat ve İran’da yaşayan tüm kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz. Tüm kadınların ortak sesi olmaya çalışıyoruz. Temel amacımız Rojhilat ve İran’daki kadınları daha örgütlü hale getirmektir. Kadınların ittifakını oluşturma noktasında da büyük çabalarımız var. Ancak bu salt Kürt kadının üstleneceği bir sorumluluk değildir.
“Temel amacımız da Rojhilat ve İran’da yaşayan kadınlara ulaşmak ve ortak paydada buluşmaktır.”
*İran’da yaşayan farklı uluslardan kadınlarla iletişiminiz ne düzeyde?
Şüphesiz şu an Rojhilat ve İran’da örgütlü mücadeleye sahip olan kadın hareketi KJAR’dır. Hem özsavunma hem eğitim hem de öncülük etme noktasında çalışmalarımız var. Kadınların örgütlü olması büyük bir etki de yaratıyor. Rojhilat ve İran’da örgütlü olduğumuz için dünyada bulunan diğer kadın örgütleri de bizi görüyor. Halkla birlikte taleplerimiz bir olduğundan halk da mücadelemizi sahipleniyor. Temel amacımız da Rojhilat ve İran’da yaşayan kadınlara ulaşmak ve ortak paydada buluşmaktır. KJAR olarak rolümüz görünürdür. Bunun için de birçok kadın örgütü bizi tanımak istiyor. Onları örgütleme ve savunma boyutunda da çalışmalarımız var.







