5 kentte tek talep: Adalet
- 14:36 11 Nisan 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları, beş kentte kayıplar için gerçekleştirdiği eylemde adalet istedi.
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), kayıpların akıbetini sormak, faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla Amed, Êlih, Riha, Colemêrg'in Gever ilçesi ve İzmir'de eylemlerine bu hafta da devam etti.
Riha
İHD Rîha Şubesi, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" şiarıyla yaptıkları eylemi 71'nci haftasında sürdürdü. Xeliliye ilçesinde bulunan Novada Park önünde yapılan eyleme kayıp yakınları katıldı. Eylemde, üzerinde kayıpların ve faili meçhullerin resminin bulunduğu pankart açıldı. Eylemin bu haftasında 32 yıl önce katledilen Fahri İnan için açıklama yapıldı. Şube adına Fahri İnan'ın hikayesini İHD Şube yöneticisi Enes Milli paylaştı.
‘Ateş edildi ve orada yaşamını yitirdi’
Açıklamada ilk olarak Fahri İnan'ın kim olduğu anlatıldı. Devamında Fahri İnan'ın oğlu Serhat Dicle'nin aktarımıyla Enes Milli hikayeyi, "1990’lı yıllar gözaltıların, kayıpların, faili meçhullerin ve korkunun yoğun olduğu bir dönemdi. İlerici, aydın, bilgili ve kültürlü olmak öldürülmek için yeterli nedendi. Öldürülenler için doğru düzgün raporlar tutulmuyor ve olaylara tanıklık edenler susmak zorunda kalıyorlardı. Hayatı pahasına tanıklık etmek isteyenleri de Savcılık ifadeye çağırmıyor ya da ifadelerini işleme almıyordu. Babam da korkunun hüküm sürdüğü bu yıllarda yani 1993 yılında gözaltına alındı ancak çıkarıldığı mahkemede serbest bırakıldı. Daha sonra 7 Nisan 1994 yılında arkadaşı olan avukat Kazım Ekinci ile birlikte Viranşehir Öğretmenevi'nden çıktıkları esnada beyaz Renault marka bir arabadan üzerlerine ateş edildi ve her ikisi de orada yaşamını yitirdi" sözleriyle paylaştı.
‘Dava açtık yine de reddedildi’
Hukuki sürecin sonuçsuz bırakıldığı belirtilen hikayede, "Yıllar sonra olayın aydınlatılması için Viranşehir Cumhuriyet Savcılığına başvuruda bulunduk. Savcılık görevsizlik kararı ile dosyayı özel yetkili Diyarbakır Savcılığına gönderdi. Dosya hâlâ Diyarbakır’da. Bu dosya kapsamında JİTEM örgütlenmesinden şikayetçi olduk. Daha sonra Şanlıurfa Valiliğinden tazminat istedik, bu talebimiz de ret edildi, biz de İdare Mahkemesine dava açtık, yine ret edildi ve biz de dosyayı temyize gönderdik. Dosya Danıştaydan gelince iç hukuk yollarını tükettiğimiz için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurup adalet arayışımızı orada sürdüreceğiz dedi. Bizler de insan hakları savunucuları olarak hakikatin ortaya çıkarılması için mücadele etmeye ve sesimizi yükseltmeye devam edeceğimizi buradan bir kez daha dile getiriyoruz" denildi.
Açıklama, yapılan oturma eylemi ile sona erdi.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 896’ıncı haftasında Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Kayıp yakınları, gözaltında kaybettirilen ve katledilen yakınlarının fotoğraflarıyla eylem alanında yerlerini aldı. Bu haftaki eylemde Amed’de 14 Nisan 1995’te gözaltında kaybedilen Ali İhsan Dağlı’ın akıbeti soruldu.
Kayıp yakınları eylemine katılan İHD Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Güven, “Devletin kayıp yakınları ailelerinden özür dilemesi gerekiyor” dedi.
Ali İhsan Dağlı’nın hikayesini İHD Yönetim Kurulu Üyesi Yahya Polat Kürtçe okudu. Okunan hikaye şöyle: “Ali İhsan Dağlı, eşi ve çocukları ile birlikte Amed’in Farqîn (Silvan) ilçesine bağlı Salikan Köyü'nde ikamet eder. 14 Nisan 1995 yılında köyde güvenlik güçleri tarafından yapılan operasyon sonrası çatışma çıkar. Çatışma sonrası Ali İhsan Dağlı, evinin yakınlarında gözaltına alınır. Köy muhtarı Mehmet Şirin Kılıç, gözaltına alınan Ali İhsan Dağlı’nın köyden götürüldüğüne ve sol elinden yaralandığına şahit olur. Köy muhtarının aktardıklarına göre; Ali İhsan Dağlı önce Hişkamergê köyüne götürülür. Yarım saat burada bekletildikten sonra bir helikoptere bindirilerek Silvan Jandarma Komutanlığı’na götürülür. Ali İhsan Dağlı’nın köyden çıkartılırken kurşun yarasından dolayı gömleğinin kanlı olduğuna şahit olunur. Köy halkının gözü önünde gözaltına alınan Ali İhsan Dağlı’dan bir daha haber alınamaz.
Gözaltı sonrası ailenin Ali İhsan Dağlı için resmi kurumlara yapmış olduğu başvurular sonuçsuz kalır. 24 Nisan 1995 yılında babası Mehmet Dağlı tarafından DGM savcılığına yapılan başvuru sonrası aileye ‘Ali İhsan Dağlı adlı bir şahsın gözaltına alınmadığı söylenir.’
Yine Evrensel Gazetesi'nin 11 Ekim 1995 tarihli haberine göre, ailenin İHD’ye başvurmasından dolayı köy, güvenlik güçleri tarafından basılır ve aile askerler tarafından şiddete maruz kalır. Bu baskılar Ali İhsan Dağlı’nın kaybedilmesinden sonra sürekli olarak devam eder.
11 Ekim 1995 yılında Evrensel Gazetesi’nin ‘İşte kayıp’ başlıklı haberi ile Ali İhsan Dağlı’nın gözaltında çekilmiş fotoğrafı ile gözaltına alındığı belgelenir. Fotoğrafta Ali İhsan Dağlı’nın sol elinin sarılı vaziyette olduğu görülür. Ailesi çekilmiş bu fotoğraf dışında Ali İhsan Dağlı’ya ilişkin başka bir somut bilgiye ulaşmaz. 16 Ekim 1995 tarihinde bu fotoğraf şubemize gelen ailesi tarafından teşhis edilir. Aile, Ali İhsan Dağlı’nın kaybedilmesine ilişkin davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürür. AİHM, Türkiye’yi Ali İhsan Dağlı’nın kaybedilmesinden dolayı mahkûm eder.”
Açıklama, oturma eyleminin ardından son buldu.
Êlih
Êlih'te de eylem 732’nci haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 1 Nisan 1994'te Şîrnex'in Cizîr ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Bulmuş'un akıbeti soruldu.
Ahmet Bulmuş'un kaybedilme hikayesini okuyan İHD yöneticisi Ali Karadoğan, şunları belirtti: "Ahmet Bulmuş ve ailesinin yaşadığı Cîzîr’in ilçesine bağlı Hebler köyü yakılır, aile Cîzîr’e göç etmek zorunda kalır. Köyde bakkallık yapan Ahmet, ilçeye gelince yeni bir iş kuramaz, işçi olarak günlük işlerde çalışmaya başlar. 1994 yılının Nisan ayında bozulan radyosunu tamir ettirmek üzere Beşir adlı arkadaşının Mardin Caddesi’ndeki dükkânına gider. Dükkâna gelen beyaz Toros marka bir araçtan inen eli telsizli ve silahlı üç kişi, kimlik kontrolü yaptıktan sonra Ahmet Bulmuş’a ‘Sen bizimle geleceksin’ der. Ahmet’i arabaya bindirip götürürler. Radyo tamircisi arkadaşı olaya tanık olur.
Birkaç gün sonra İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz, Ahmet’in evinde arama yaptırır, bir şey bulmazlar. Eşi Fatıma’ya, ‘Eşini götürdük, misafirimiz oldu, üç dört güne bırakacağız, sen bize evde ne sakladığını göster’ der. Fatıma, hiçbir şey saklamadıklarını söyleyince de tartaklanarak fiziksel şiddete maruz kalır. Jandarma ve polisler tarafından ev birkaç kere daha baskına uğrar. Gündüz vakti evin avlusuna el bombası atılarak ev tahrip edilir. Bunun üzerine ev sahibi Bulmuş ailesini evden çıkartır.
Fatıma bu olaydan 3 gün sonra dilekçeyle ilgili mercilere başvurur ancak yanıtsız kalır. A. adlı bir kişi, ‘Ahmet Bulmuş'la birlikte gözaltındaydık, gözlerimiz bağlıydı ama sesimizden birbirimizi tanıdık’ diyerek aileye haber verir. (Bu tanık üç-dört yıl sonra tanıklık yapamadan kalp krizi geçirerek vefat eder.) 1996 yılında Silopiya’da bir kuyuda 6-7 kişinin cenazesine ulaşılır. Eşi Fatıma, çuvalın içinden çıkan kafası kesilmiş bir cesedin üzerindeki sağlam kalan kıyafetlerden eşini teşhis eder ancak korkar, şikâyette bulunmaz. Silopiya Belediyesi, cenazeleri toplu olarak kimsesizler mezarlığına defneder. Ahmet’in oğlu Vedat, BOTAŞ kuyularında yapılan kazılarda bir kafatası bulunması üzerine Cizre Cumhuriyet Savcılığına yeniden başvuruda bulunur. 2009 yılında soruşturma açılır ve Vedat’a üç ay içinde DNA testi için kan örneği vermek üzere çağrılacağı söylenir. Aradan yıllar geçer, çağrı yapılmaz. Sadece kendisinin ve 2 tanığın ifadesi alınır."
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 222'nci haftasında 10 Nisan 2008 yılında kaybettirilen Fahrettin Şedal'ın akıbetini sordu. Gever (Yüksekova) ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı. Basın metnini okuyan İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz, hak savunucuları olarak cezasızlık politikalarına karşı mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.
Fahrettin Şedal’ın hikâyesine yer verdiklerini kaydeden Sibel Çapraz, Fahrettin Şedal için adalet arayışlarını her koşulda sürdüreceklerini ifade etti.
İzmir
İHD İzmir Şubesi, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" talebiyle iki haftada bir düzenlediği eylemi Konak Eski Sümerbank önünde sürdürdü. İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın'ın katıldığı açıklamada "Kayıplar vicdandır, sahip çık" ve "Kayıplar belli, failler nerede" pankartları açıldı. Açıklama öncesi konuşan Cihan Aydın, yakınlarını kaybedenlerin adalet mücadelesinin uzun zamandır birçok yerde sürdüğünü ifade ederek sorumlulara ve yetkililere hakikatle yüzleşme çağrısında bulundu. Cihan Aydın, "Eğer bir barış inşa edilecekse ilk çözülmesi gereken, çatışma döneminde yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin soruşturulması ve onarılmasıdır. Bu sağlanmadan gerçek bir barış mümkün olmaz" diyerek onurlu bir barış için yüzleşmenin yapılması gerektiğini söyledi.
Ardından basın metnini okuyan İHD İzmir Şubesi Evrim Kubilay, gözaltında kaybedilen ve faili meçhul şekilde katledilen Sebahattin Ali, Ali İhsan Dağlı, Aydın Tekay ve Nurettin Yedigöl için adalet istedi.
Sebahattin Ali'nin 31 Mart 1948 yılından Kırklareli'ne sınırı geçmek üzere gittikten sonra kendisinden bir daha haber alınamadığını, ardından 16 Haziran 1948'te bir ormanlıkta bulunan cenazesinin ailesine teslim edilmediğini söyleyen Evrim Kubilay, Sebahattin Ali'nin akıbetinin karanlıkta kaldığını söyledi. Nurettin Yedigöl'ün 10 Nisan 1981'de gözaltına alındıktan sonra kaybettirildiğini aktaran Evrim Kubilay, "Gözaltı süresi içerisinde ağır işkencelere maruz kaldı. Nurettin Yedigöl, gözaltında sorgudayken arkadaşlarının anlatımlarına göre, çırılçıplaktır, kolları tutmuyordur, konuşamıyordur ve kanlar içindedir. Arkadaşlarının bu son görüşü dışında, Nurettin Yedigöl’den bir daha haber alınamadı. Yakınlarının Nurettin Yedigöl’ün bulunmasına yönelik yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Tüm başvurular ‘gözaltına alınmadı’ yanıtıyla geri çevrildi. Açılan davalardan da bir sonuç çıkmadı. Aydın Tekay evli ve iki çocuk babasıydı. Diyarbakır’ın Lice ilçesi Dilber Köyü’nde yaşıyordu. 11 Nisan 1994 tarihinde Lice’den Dilber köyüne otobüsle giderken 'asker kaçağı' olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Annesi Hatice Tekay bir dilekçe ile Diyarbakır DGM Başsavcısına başvurdu ve oğlunun akıbetini sordu. Savcılık, dilekçeyi kayıt altına alarak geri verdi. Anne Tekay bu belgeyi sakladı. Aile, Aydın Tekay’ın gözaltında kaybedilmesinden bir ay sonra "Çatışmada öldü ve Jandarma tarafından dönemin Lice belediye başkanına teslim edildi" şeklinde söylentiler duydu. Ancak bu söylentiler dışında ona dair bir haber alamadı. Resmi ağızlardan gözaltına alındığı ailesine söylenmesine rağmen, Aydın Tekay’dan bir daha haber alınamadı" dedi.
Evrim Kubilay son olarak, Ali İhsan Dağlı'nın da 14 Nisan 1995 yılında Amed'de çıkan bir çatışmadan sonra gözaltına alındıktan sonra kaybettirildiğini ifade ederek öyküsünü paylaştı.







