Avukat Sema Yurtbilir: Nafaka hakkı eşitsizliklere karşı güvencedir

  • 09:03 25 Şubat 2026
  • Güncel
İZMİR- Nafaka hakkına yönelik sınırlandırma ya da kaldırma girişimlerinin, mevcut eşitsizlikleri daha da ağırlaştıracağına vurgu yapan EŞİK Platformu üyesi avukat Sema Yurtbilir, “Nafakaya müdahale ekonomik şiddettir” dedi.
 
AKP iktidarının uzun süredir “aile odaklı politikalar” başlığı altında gündeme getirdiği düzenlemelere bir yenisi daha eklendi. Nafakanın sınırlandırılması ya da kaldırılmasına dönük tartışmalar yeniden ısıtılırken, Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) üyesi avukat Sema Yurtbilir, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  
 
‘Türkiye’de ciddi bir güç eşitsizliği var’
 
Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınların ne eğitimde, ne istihdamda, ne de bakım yükünde; hiçbir alanda eşit olmadığına vurgu yapan Sema Yurtbilir, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmadığını herkesin bildiğini söyledi. İnsanların ataerkil toplumların içinde var olduğunu dile getirdi. Sema Yurtbilir, “Durum yalnızca ülkemize özgü değil; dünya genelinde de benzer bir tablo söz konusu. Ancak Türkiye’de de tarihsel, toplumsal ve ekonomik temellere dayanan ciddi bir güç eşitsizliğinden bahsediyoruz. Dünya genelinde kadınların çalışma yaşamındaki varlığına ilişkin istatistikler, toplam emeğin yaklaşık yüzde 66’sının kadınlar tarafından üretildiğini ortaya koyuyor. Buna ev içi emek ve bakım yükü de dahildir. Ancak bu yüzde 66’lık emeğe rağmen kadınların mülkiyetten aldığı pay yalnızca yüzde 1 düzeyindedir. Bu tablo, eşitsizliğin boyutlarını açıkça göstermektedir” dedi.
 
‘Kadın emeği görünmez, mülkiyet erkeklerde’
 
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin  derin olduğu ataerkil toplumlarda, kadınların evlilik birliği içinde eşit konumda olmasını beklemenin gerçekçi olmadığına dikkat çeken Sema Yurtbilir, evlilik içinde eşit olmayan kadınların bakım yükünü daha fazla üstlendiğini, çocuk, yaşlı ve hasta bakımının sorumluluğunu çoğunlukla tek başına taşıdığını aktardı. Sema Yurtbilir, “Buna karşılık kadınların istihdama katılım oranı daha düşüktür ve ekonomik güç büyük ölçüde erkeklerin elinde toplanmaktadır. Bu nedenle kadınlar evlilik birliğinden çıktıklarında, yani boşandıklarında, yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Kadın yoksulluğu, dünya genelinde en derin yoksulluk biçimlerinden biridir. Ömrünü evlilik birliği içinde ailesine ve bakım emeğine adamış bir kadını düşünelim. Örneğin 40 yaşına kadar ev içinde emek vermiş, ücretli bir işte çalışmamış ya da çalışma imkânı bulamamış bir kadın, boşanma kararı alındığında ya da boşanmaya zorlandığında bir anda ekonomik güvencesizliğin içine itilebilmektedir. Ardından kendisine ‘artık kendi geçimini sağlamakla yükümlüsün’ denilmektedir. Bu, ne hakkaniyetle ne de adaletle bağdaşır” şeklinde konuştu.
 
‘Nafaka hakkına müdahale edilmesi ekonomik şiddettir’
 
Kadınları bu noktaya getirenin yalnızca bireysel tercihler olmadığını, ataerkil politikaların da bu süreci beslediğini ifade eden Sema Yurtbilir, “Kadının yeri ailedir”, “Doğurmayan kadın eksiktir”, “Üç çocuk, beş çocuk” gibi söylemlerle kadınların ev içine hapsedildiğini; yaşamlarını bakım emeği etrafında kurmaya zorlandığını belirtti. Boşanma sonrası nafakanın sınırlandırılması ya da kaldırılmasının gündeme getirilerek kadınların yoksullaşma riskinin daha da artırıldığını söyleyen Sema Yurtbilir, “Bu, kadınları derin bir yoksulluğa sürükleme anlamına gelir. Nafaka hakkına bu şekilde müdahale edilmesi, devlet eliyle ekonomik şiddet uygulanması demektir. Mevcut eşitsizlikler ortadan kaldırılmadan, bu eşitsizlikleri üreten zihniyet değişmeden ve gerçek anlamda eşitlikçi politikalar hayata geçirilmeden kadınların nafakasız bırakılması kabul edilemez. Nafaka, kadınların bu eşitsizlikler nedeniyle sahip olduğu bir haktır. Gerçek ve her alanda eşitlik sağlanana kadar bu hakkın tartışmaya açılmasına kadın hareketi ve Eşitlik Platformu olarak karşıyız ve mücadelemizi sürdürüyoruz” sözlerine yer verdi.
 
‘Eşitlikçi aile talep ediyoruz’
 
Kadın yoksulluğunun en derin yoksulluk biçimi olduğunu belirten Sema Yurtbilir, nafakanın kaldırılması ya da sınırlandırılması halinde kadınların boşanma sonrasında geçimlerini sağlayabilmek için yeniden evliliği düşünmek zorunda kaldıklarını söyledi. Boşanma dosyalarından ve sahadaki gözlemlerden, düşük nafaka nedeniyle dahi kadınların yeniden evlenmeye zorlandığını dile getiren Sema Yurtbilir, “Üstelik bugün tartışmaya açılan yalnızca nafaka miktarı değil, nafakanın kendisidir. İstihdamda ve ekonomik hayatta eşitsiz konumda olan, boşanma sonrasında iş bulsa dahi çoğu zaman asgari ücret düzeyinde gelir elde edebilen bir kadının, nafaka olmaksızın geçimini sağlaması son derece güçtür. Bu koşullarda bazı kadınlar, çaresizlik nedeniyle yeniden evlenmek zorunda hissedebilmektedir. Çünkü geçim mücadelesi, bu derin eşitsizlik ortamında kadınlar için çok daha ağırdır ve bu durumu ortadan kaldıracak yeterli sosyal politikalar üretilmemektedir. Aileyi koruma söylemiyle gündeme gelen düzenlemeler de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Aile odaklı politikalar yeni değildir; uzun süredir bir hükümet politikası haline gelmiştir. Biz aileye düşmanlık değil, eşitlikçi aile talep ediyoruz. Ancak hedef eşitlikçi bir aile değildir. Eğer öyle olsaydı, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına karşı bir tutum sergilenmezdi” sözlerini kullandı. 
 
‘Nafaka karşıtı söylemler hükümet politikası haline getiriliyor’
 
Nafakanın sınırlandırılması ya da kaldırılmasının boşanmayı zorlaştıran ve kadınları evlilik içinde kalmaya zorlayan bir mekanizma yaratabileceğine vurgu yapan Sema Yurtbilir, “Bugün dahi nafaka miktarlarının yetersizliği nedeniyle kadınların şiddet gördükleri evliliklere mahkûm kaldıklarını görüyoruz. Bazı vakaların kadın cinayetleriyle sonuçlandığına da tanık oluyoruz. Nafakanın ortadan kaldırılması halinde, boşandığında aç kalacağını ya da geçinemeyeceğini düşünen kadınlar, şiddet içeren evliliklere katlanmak zorunda kalabilir. Bu nedenle nafaka hakkının tartışmaya açılması, kadınların ekonomik olarak çaresiz bırakılması ve boşanmalarının fiilen engellenmesi riskini barındırır. Aile odaklı politikaların temel yaklaşımı, ‘Ne olursa olsun evlilik birliği devam etsin’ anlayışıdır. Oysa kadınların ve çocukların korunması esastır. Nafaka karşıtı söylemler çoğunlukla belirli erkek gruplarının talepleriyle gündeme gelmekte; ancak sanki toplumun genel bir sorunuymuş gibi sunularak hükümet politikası haline getirilmektedir. Oysa nafaka ve Medeni Kanun’da yapılacak değişiklikler, büyük mücadelelerle elde edilmiş hakların geriye götürülmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
 
Talebimiz net: ‘Yasalara dokunma, uygula’
 
Medeni Kanun’un aile hukuku bölümünün laik ve eşitlikçi bir hukuk düzeninin temeli olduğunu aktaran Sema Yurtbilir, bu alanda yapılacak her değişikliğin özellikle en kırılgan konumda olan kadınları doğrudan etkileyeceğine dikkat çekti. Bu hakların kadın hareketinin yıllar süren mücadelesiyle kazanıldığını hatırlatan Sema Yurtbilir, “Hiçbirisi kendiliğinden verilmemiştir. Bu nedenle laik ve eşitlikçi Medeni Kanun’dan ve nafaka hakkından vazgeçmeyeceğimizi açıkça ifade ediyoruz. Kadın örgütleri bu düzenlemelere karşı hem hukuki hem de politik mücadele yürütmektedir. Meclise sunulan ya da sunulması planlanan tekliflere karşı anayasa ve eşitlik ilkelerini hatırlatan çalışmalar yapılmakta; kamuoyu açıklamaları, kampanyalar, raporlar ve veri temelli karşı argümanlar üretilmektedir. Kolektif örgütlenme ve ortak ses çıkarma çabası sürdürülmektedir. Talebimiz nettir: Mevcut yasaların değiştirilmesi değil, etkin biçimde uygulanması ve kadınların ekonomik ve sosyal eşitliğini sağlayacak politikaların hayata geçirilmesidir. ‘Yasalara dokunma, uygula’ diyoruz. Çünkü eşitlikçi ve laik Medeni Kanun, kadınların ve tüm yurttaşların haklarının güvencesidir. Bu kazanımlardan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.