Wan’da 6 Şubat çağrısı: İhmalleri unutma, sorumluları affetme

  • 18:26 6 Şubat 2026
  • Güncel
WAN - KESK Wan Şubeler Platformu, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde yaptığı açıklamada, deprem bölgesinde üç yıldır süren yoksulluk, güvencesiz yaşam ve cezasızlık politikalarına dikkat çekti.
 
KESK Wan Şubeler Platformu, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü dolayısıyla Şekerbank önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisinin yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan milletvekilleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ile Zülküf Uçar katıldı. Eylemde, “İhmalleri unutma, sorumluları affetme. 6 Şubat depremlerini unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. Basın metnini KESK Wan Şubeler Dönem Sözcüsü Nihat Tunç okudu.
 
‘Yoksunluğun derinleştiği üç yıl olmuştur’
 
Açıklamada, depremlerin özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin tasfiye edilmesinin sonuçlarını açığa çıkardığı vurgulandı. Bu politikaların sonucu olarak depremde ilk çöken kurumlardan birinin Kızılay olduğu belirtilerek, “Yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırlar satılmış, bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır” denildi.
 
Aradan geçen üç yılın, depremi yaşayan milyonlar için acının ve yoksunluğun derinleştiği bir dönem olduğu ifade edilen açıklamada, depremin üçüncü yılında şehirlerin ne kadar yaşanabilir hâle getirildiği ve göç etmek zorunda kalanların ne kadarının kentlerine dönebildiğinin bilinmediği kaydedildi. Deprem bölgelerinde yüz binlerce yurttaşın hâlâ güvencesiz koşullarda yaşadığına dikkat çekilerek, “Geçici” denilen konteyner kentlerin kalıcı hâle geldiği, bu alanların insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü verdiği belirtildi. Kış koşullarıyla birlikte yaşanan elektrik ve su kesintilerinin yaşamı daha da zorlaştırdığı ifade edildi.
 
‘Evler ve yaşam alanları kamulaştırıldı’
 
Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetlerin nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olduğu vurgulanan açıklamada, salgın hastalıkların olağan hâle geldiği belirtildi. Kadın emekçilerin artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıya kaldığı, çocuk yoksulluğunun derinleştiği ve çocuk işçiliğinin yaygınlaştığı kaydedildi.
 
Açıklamada, evlerin ve yaşam alanlarının, zeytinliklerin kamulaştırılarak müteahhitlere peşkeş çekildiği, güvenli barınma hakkının yok sayıldığı ifade edildi. Afetlere hazırlığın piyasanın değil kamunun görevi olduğu vurgulanarak, barınma hakkının bir lütuf değil temel bir insan hakkı olduğu belirtildi. İktidarın deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış törenleri ve yetersiz TOKİ projeleriyle yetindiği dile getirilen açıklamada, devasa şantiye alanlarına dönüşen kentlerde temiz hava hakkının gasp edildiği, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunlarının arttığı ifade edildi.
 
Talepler sıralandı
 
Açıklamanın sonunda şu talepler sıralandı:
 
"*Tüm kamu binaları (okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler ve hizmet binaları) acilen bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli; depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
 
*Deprem bölgesi illerde risk raporları ve kontroller kamu tarafından yapılmalı, tek evi olan yurttaşlara güçlendirme teşviki sağlanmalıdır.
 
*Piyasacı ve rantçı yaklaşımlar reddedilmelidir.
 
*Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı; kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı, imar afları tümüyle kaldırılmalıdır.
 
*Kentsel dönüşüm adı altında yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” gibi uygulamalara son verilmeli; dönüşüm gerektiğinde kamu tüm sorumluluğu üstlenmeli ve yerindelik esas alınmalıdır.
 
*Deprem vergileri amacına uygun, şeffaf ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
 
*Bilim çevreleri ile emek ve meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.
 
*Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır."
 
Açıklama alkışlarla son buldu.