8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (14)
- 09:01 5 Mart 2026
- Dosya
‘Eril aklın karanlığına karşı yeni yaşamı inşa edeceğiz’
Elfazi Toral
İSTANBUL - Zorunlu göçe maruz bırakılarak geldiği İstanbul’da 22 yıldır aynı tekstil atölyesinde çalışan Fatma Yeni, “Bu düzeni değiştirip, erkeği de kendimizle birlikte dönüştürerek daha insancıl bir sistem inşa etmek istiyoruz” diyor.
8 Mart’a giderken kadınların emeği, yalnızca üretim bandında değil; göçün, yoksulluğun, devlet baskısının ve erkek egemen çalışma düzeninin içinde de her gün yeniden sınanıyor. Kürdistan’dan metropollere uzanan zorunlu göç hattı, kadınların hayatına güvencesizliği, görünmez emeği ve çok katmanlı şiddeti taşıyor. Tekstil atölyeleri ise bu kuşatmanın en sert hissedildiği alanlardan biri olarak öne çıkıyor: düşük ücret, uzun mesai, mobbing ve taciz; kadınların hem bedenini hem sözünü hedef alıyor. Buna rağmen kadınlar, kimliğini ve emeğini savunarak yalnızca “çalışan” değil, yaşamı ve toplumu dönüştüren bir özne olarak mücadeleyi büyütüyor.
Dosyamızın bu bölümünde, 2003 yılında zorunlu göçle İstanbul’a gelen ve 22 yıldır aynı tekstil atölyesinde çalışan Fatma Yeni, atölyelerdeki erkek egemen “erk” bakışa karşı kadın özgürlükçü paradigmayı nasıl yaşamsallaştırdıklarını; eşitlik, özgürlük ve demokratik bir yaşam talebini 8 Mart’a giderken kendi deneyimi üzerinden anlatıyor.
2003 yılında devlet baskısı ve zorunlu göçle tanışan, 22 yıldır aynı atölyede hem emeğini hem de Kürt kadın kimliğini savunan Fatma Yeni, tekstil atölyelerindeki “erk” bakışa karşı eşit, özgür ve kadın özgürlükçü paradigmayı yaşamsallaştırıyor. Fatma Yeni, 8 Mart’a doğru giderken çözümün ancak demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir paradigma ile mümkün olacağını söylüyor.
‘Annem her şeyi bilmemiz gerektiğini söylerdi’
Çocuk yaşta ailesiyle birlikte üretim süreçlerinin içinde yer almak zorunda bırakılan ve 2003 yılında devlet baskısı ile ekonomik sorunlar nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul’a göç ettirilen Fatma Yeni, 22 yıldır aynı tekstil atölyesinde çalışıyor. İlk iş gününden bugüne yaşadığı dönüşüme ve toplumsal cinsiyet mücadelesine işaret eden Fatma Yeni, şu ifadeleri kullanıyor:
“Biz küçük yaştan beri Kürdistan coğrafyasında büyüdüğümüz için ister istemez doğal bir yaşamın içerisindeydik. ‘Çocuk işçi olmaz’ denilen o çocukluk çağımızda, kendi doğal yaşam alanlarımızda, köylerimizde aile içerisinde her türlü işte çalıştık. 2003 yılında İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık ve tekstilde çalışmaya başladık. Ekonomik koşulların yanı sıra devletin de baskısı oldu. Babam cezaevinden yeni çıkmıştı ve göç etmemiz için ağır psikolojik baskılara maruz bırakıldık.
Tekstilde çalışmaya başladığım ilk günü hiç unutmam. Bizim memlekette saat 17.00 olup hava kararınca herkes eve gelirdi; saat 16.00 gibi hava kararınca biz de hazırlandık, montlarımızı giydik, eve gideceğiz. Yozgatlı ustabaşımız Kemal ağabey şaşırarak, ‘Nereye gidiyorsunuz?’ dedi. ‘Eve’ dedim. ‘Niye?’ diye sorunca, ‘Hava karardı, bizim orada hava kararınca herkes eve gelir’ dedim. Bana, ‘Burada öyle bir şey yok’ dedi. ‘Nasıl yok?’ dedim, biraz tartıştık. Sonra beni bunun olamayacağına ikna etti. Babam yaklaşık 7 yıl cezaevinde kaldı. Ailenin bu özgün durumundan kaynaklı sadece ‘genç bir kadın’ olarak değil, her işe koşturan bir karakterle doğal yaşamımızdan kopup buraya geldik. Annemin bizi yetiştirme tarzıyla birlikte yapamayacağımız iş yoktu; annem, yaşamımızı sürdürebilmemiz için her şeyi bilmemiz gerektiğini söylerdi.”
Özgür, eşit ve demokratik bir ülke talebi
Tekstilde çalışırken maruz bırakıldığı mobbing ve tacizi anlatan Fatma Yeni, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tekstilde çalışırken ister istemez o erkek egemen aklın sözlü tacizlerine maruz kaldık. Uzun yıllardır orada çalışıyorum; artık orada Kürt kadın kimliğimle kendimi kabullendirmiş durumdayım, ilişkilerim de güzel. Tabii sistem içerisindeki kadın ve erkek profilleriyle ara ara sıkıntılar yaşıyoruz.
Kafalarındaki kadın profiliyle bizi kıyaslıyorlar
Çünkü bizim ideolojik olarak bağlı olduğumuz bir paradigma var ve sistem içindeki insanlar bunu anlamıyor. O anlamda zorluk çekiyoruz. Örneğin bir iş vardır; ben yaptığımda erkek arkadaşlar hemen ‘Abla, biz yaparız’ diyerek müdahale ediyorlar. Sistem içerisinde kafalarında oluşturdukları kadın profiliyle bizi kıyaslıyorlar. Onun için hemen müdahale ediyorlar. Ya da makinenin tekniğini, bilgisayar kısmını tam bilmediğim için ustayı çağırdığımda, erkekler sanki bir güç gösterisi yapar gibi gelip akıl vermeye çalışıyorlar. İçeride kadın olarak birçok şeyi başarıyor olmamıza rağmen birçok şeye maruz kalıyoruz.
Herkes özgür, eşit ve demokratik bir ülkede yaşamak ister
Biraz ‘erk’ bakıyorlar. Ben ‘sınıf’ olma taraftarı değilim. Kimse sınıf olmak istemez. Herkes özgür, eşit ve demokratik bir ülkede yaşamak ister ama maalesef şu an bu ülkede bunun koşulları yok. Bir kadın olarak bunu yaşamak daha zor. İş hayatı gereği insanlarla sohbet ettiğimizde ekonomik krizden ve sıkışmışlıktan bahsediyorlar. Bizim iş yerimiz aslında ödemeleri düzenli yapan, insanlara asgari düzeyde saygılı davranan bir yerdi ama son bir buçuk senedir onlar da maaş vermek konusunda sorunlar yaşatıyorlar. Kendileriyle yüzleşiyorlar ama milliyetçiliğin verdiği ruh haliyle bunu kabul etmiyorlar.”
‘Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma temelinde yaşam istiyoruz’
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü anımsatan Fatma Yeni, son olarak şunları dile getiriyor: “8 Mart benim için çok şey ifade ediyor; özellikle bir Kürt kadın olarak, bir kadın olarak. Çürümüş sistem içerisinde etkisizleştirilmiş bir kadın kimliği var. Kadınlar katlediliyor, intihar ediyor ya da özel savaş politikalarına maruz kalıyor. Biz Kürt kadınlar olarak; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplum paradigması temelinde özgür ve eşit bir yaşam istiyoruz. Bu düzeni değiştirip, erkeği de kendimizle birlikte dönüştürerek daha insancıl bir sistem inşa etmek istiyoruz. Biliyorsunuz, şu an Ortadoğu’da emperyalist sistemlerin planları var ve dört parça Kürdistan’da Kürt halkına saldırılar sürüyor. Bizim arzumuz, Sayın Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kalkması ve Türkiye halklarının demokratik bir cumhuriyette, barış ve kardeşlik içinde yaşamasıdır. Mart ayı direniş ayıdır. 8 Mart’tan Newroz’a gidiyoruz. Kürt halkı için Mart direniş, Newroz zafer demektir. Bu 8 Mart’ın buna vesile olmasını umuyorum.”







