‘Çözüm için önce Sayın Öcalan’ın inşa ettiği modele saldırı durmalı’

  • 09:05 26 Ocak 2026
  • Siyaset
Rabia Önver
 
AMED – DBP Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci, Rojava’ya dönük saldırıların barış ve müzakere tartışmalarından bağımsız ele alınamayacağını belirterek, “Bir halkın kendi kendini yönettiği, bütün halkların birlikte yaşadığı bir modelin hedef alınması tesadüf değildir” dedi.
 
HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çeteler, 6 Ocak’tan bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını aralıksız sürdürüyor. Ateşkese rağmen çeteler saldırmaya devam ederken, dört parça Kürdistan’da direnişe geçen halk Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sınırlara akın ediyor. Bölgedeki kazanımların korunması amacıyla Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından yapılan seferberlik çağrısı sonucu başlayan protesto eylemleri ve halkın öfkesi devam ederken, elektrik, su ve internetin kesilmesiyle halk çok yönlü bir kuşatma altına alındı. Ateşkese rağmen devam eden saldırıların yanında ağır kış koşulları da bölgede ciddi sorunlar yaşatıyor. Soğuk hava nedeniyle 5 çocuk donarak yaşamını yitirdi.
 
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci, Rojava’ya dönük saldırılara ve sürece dair sorularımızı yanıtladı.
 
*HTŞ çetelerinin Rojava’da gerçekleştirdiği saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu saldırılar sizce hangi politik hedeflere dayanıyor?
 
Bir yıldan sonra yine Kürtler üzerinden ikinci bir komplo devreye girmiş diyebiliriz. Bu komplonun anlaşması da aslında en son Türkiye’nin de dahil olduğu arka perdeden de olsa Paris’te ulus devletlerin bir araya gelerek yine Kürtlerin üzerinde bir planı devreye koyduğunu belirtebiliriz. Suriye’de demokratik özerk sistem tüm halkların birlikte yaşadığı bir model olduğu için bu da ulus devletlerin ve çıkarlarının içinde olmadığı bir şeydir. O açıdan bu plan devreye girdi.
 
“Şu anki Suriye yönetimiyle eğer anlaşılamıyorsa ya da 10 Mart mutabakatına uyulmuyorsa bu da şu anlama geliyor. Suriye yönetiminin devletlerle nasıl bir anlaşma yaptığı, Kürtlerin, halkların, inançların kendi kendini yöneten ve barış içinde birbirini benimsediği iradesini tanıdığı bir yönetimden ne kadar rahatsız oldukları anlaşılıyor.”
 
* Rojava’ya dönük bu saldırıların zamanlaması ve yoğunluğu sizce bölgesel ve uluslararası gelişmelerle nasıl bağlantılı? Ve Şam hükümetinin ısrarla ateşkese uymamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu aynı zamanda ulus devletlerin tekrardan planlamalarını hayata geçirmesi diyebiliriz. Şam Devleti yine ulus devletlerin eliyle gelmiş. Yani şu anki geçici hükümet Colani’nin Cumhurbaşkanı olması aslında bir önceki Baas rejiminin yıkılması ulus devletlerin eliyle olmuş bir şey. Colani'nin IŞİD’le bağlantısı ortadadır. Eskiden tüm devletlerin de listesinde bir terörist olarak yer alıyordu. Ama kendi çıkarları doğrultusunda nasıl IŞİD’le birlikte yeni bir anlaşma yapıldığı da ortadadır.
 
Şu anki Suriye yönetimiyle eğer anlaşılamıyorsa ya da 10 Mart mutabakatına uyulmuyorsa bu da şu anlama geliyor. Suriye yönetiminin devletlerle nasıl bir anlaşma yaptığı, Kürtlerin, halkların, inançların kendi kendini yöneten ve barış içinde birbirini benimsediği iradesini tanıdığı bir yönetimden ne kadar rahatsız oldukları anlaşılıyor.  Onun için yaklaşık bir yıldır bunun müzakeresi yapılıyordu. 10 Mart mutabakatı da yapıldı.
 
Kürdistan’ın hem halklar açısından hem de ekonomik ve yaşam biçimi açısından ne kadar zengin olduğu ortadadır. Ulus devletlerin aynı zamanda bunun için bir komplosudur saldırılar ve bir diğeri Kürt karşıtlığı üzerine kendini yaşatan ve bunun üzerinden de iktidarını sürdürmek, ulus devletlerini genişletmek için Kürtler üzerinde oynanan bir plandır. Devletler kesinlikle Kürtlerin statü sahibi, kendi kendini yöneten, kendi yerelinde ve yaşam biçiminde söz sahibi bir halk olmasını istemiyorlar.
 
Amerika Başkanı çıktı dedi biz"Kürtlerle anlaşmak iyiydi, biz anlaştık ama çok da para aldı.” “Kürtler davasında haklıdır” derken şimdi ise kalkıp bunları söylemesi hiç tesadüf değil. O açıdan aslında şu an Kürtleri topyekun iradesizleştirme ve kendi kendini yöneten o modele bir saldırı diyebiliriz buna.
 
*Rojava’da inşa edilen kadın özgürlükçü sistemin bu çeteler açısından nasıl bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorsunuz?
 
2015’te yine buna benzer bir girişimle IŞİD’in özellikle Suriye’de, Rojava’da Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlere saldırıları oldu. Kobanê direnişinden sonra Rojava’da kadın öncülüğünde bir devrim oluştu. Bunu da niye kadın öncülüğünde diyoruz,  mesela Arîn Mîrkan’dan biliyoruz bu öncülüğü. Oradaki binlerce kadın kendi topraklarını, dilini, yaşamlarını savunmak için silahlanıp DAİŞ zihniyetine karşı mücadele ettiler. 2015’ten bu yana 11 yıl olacak, bir devrim oluştu orada. Şu anki yaşam modeli ortaya çıkmışsa bu kadın öncülüğünde olan bir şeydir.
 
En son gerçekten bütün kadınların vicdanına, bütün insanlığın vicdanına seslenen bir görüntü çıktı ortaya. Orada kendi varlığını, toprağını, yaşamını savunmak için bir Kürt kadını orada kendini savunmak için savaşıyor, direniyor o zihniyete karşı. Bir kadını nasıl 5’ci kattan attığını görebiliyoruz. Bu da aslında ne kadar kadın düşmanlığının yapıldığını gösteriyor. Aynı zamanda yine sosyal medyada çok yankı bulan bir kadın savaşçının örgülü saçını paylaşmasını gördük. Sadece bizim söylemimizle değil, hafızaya bakıldığında IŞİD’in yaptığı barbarlığın da ortaya çıktığını görebiliyoruz.
 
Kadın devrimi, Kobanê direnişi, Rojava direnişi, Rojava kazanımlarından asla bağımsız değil ve ayırt edemeyiz o mücadeleden. Rojava Devrimi bir enternasyonal devrimdir. Gençlerden, kadınlardan, çocuklardan, yaşlılardan herkesin Rojava hassasiyeti olduğu bilinen bir gerçek. 
 
 
“Ve gerçekten Kürt halkı ayakta. Kürt haklı her zamankinden çok ulusal birliğini ortaya koydu ve bunun için mücadele ediyor. Evet çok dostlarımız ses verdi ama yeterli değil. O baskı, şiddet ortamından kesinlikle çıkılmalı herkes sesini bir bütün ortaya koyarak bu saldırılara karşı sesini yükseltebilir.”
 
 
*Yapılan saldırılarda katliam gerçekleştirilirken ciddi anlamda bir savaş suçu da işleniyor. Dünya kamuoyunun bu kadar sessiz olmasını neye bağlıyorsunuz?
 
Ulus devletin bir aklı var ortada. Bütün egemenlerin bir olduğu bir Rojava modeli var ortada ve onları tehdit olarak gördüğü bir modeldir. İnsanlar bir kıvılcım gördüğünde topyekun bir ses çıkarabiliyor. Ama öyle bir hal oluyor ki, kim ağzını açarsa ya tutuklanıyor, ya gözaltına alınıyor ya da bir şekilde tehdit ediliyor.
 
Bir bütün Kürdistan’da, Bakurê Kürdistan’da Kürtlerin ayakta olması, Kürt birliğinin ortaya çıkmasının önemli olduğunu  bir kez daha görüyoruz. Ve gerçekten Kürt halkı ayakta. Kürt haklı her zamankinden çok ulusal birliğini bir kez daha ortaya koydu ve bunun için mücadele ediyor. Evet yalnız mı kalındı? Bu süre zarfında tamamen yalnızdır diyemeyiz. Evet çok dostlarımız ses verdi ama yeterli değil. O baskı, şiddet ortamından kesinlikle çıkılmalı herkes sesini bir bütün ortaya koyarak bu saldırılara karşı sesini yükseltebilir.
 
Buna sessiz kalan herkesin başına bu barbarlık bir gün bela olacak. O açıdan Kürtler sadece kendisi için savaşmıyor. Kürtler sadece kendisi için iradesini, bedenini ortaya koymuyor. Oradaki mücadele bütün halkların yaşam mücadelesidir. Kürtler şu an mücadele ediyorsa bütün halklar için mücadele ediyor. Bütün halkların da buna sessiz kalmaması gerekiyor. Çünkü ortada bir savaş varsa sessiz kalmak aynı zamanda o savaşa ortak olmaktır. 
 
“Gerçekten sahip çıkılacaksa insanlığa, bunu Kobanê’den başlatmak gerekiyor. Özellikle Rojava Devrimi’ne sahip çıkılması bütün insanlığın ödevidir ve görevidir.”
 
*Rojava’da katliamlar olurken, koalisyonun DAİŞ hapishanelerine dair bir önlem almaması ve DAİŞ’lilerin o hapishanelerden kaçması nasıl bir tehlike barındırıyor? Türkiye’de buna sevinen kesimlere bir çağrınız var mı?
 
Eğer Kürtler kaybederse herkes bilmelidir ki burada ne Türk,  Arap, Çerkez,  Alevi ne de Suriyeli kalır. Neden Kürtler? Çünkü en çok direnen Kürtlerdir. Kürtlerin iradesini kırıp, ondan sonra bütün dünyaya yayılacak bir DAİŞ zihniyetinden bahsediyoruz. Bunu daha geçen gün Yalova’da gördük. Yine bir DAİŞ evine gözaltı olduğunda ne kadar vahşice oradaki güvenlik güçlerini katlettiğini görebiliyoruz. O açıdan biz bunu söylerken örnekleriyle söylüyoruz. 
 
Türkler eğer Kürt kardeşlerim diyorsa bunu aynı zamanda şu anda bir katliamla karşı karşıya gelen Kürtlerle el ele vererek, savaşarak değil ancak haklarına sahip çıkarak diyebilir. Onun dışında “Ben Türkiye’de Kürtlerle barışırım ama Suriye’de Kürtler ölsün” diye bir yaklaşım asla kabul edilemez. En son  2-3 gün önce Kobanê’de hala bir iletişim ağı kurulmuyor. Çünkü orada insanlık dışı bir uygulama uygulanıyor. Suyu kesilmiş, elektriği kesilmiş, yaşam sürdürülebilecek bütün koşullar aslında ortadan kaldırmış diyebiliriz. Öyle bir zihniyetten bahsediyoruz. Kobanê şu anda yanı başımızda. Onun için Kobanê’de bunu yapan yarın öbür gün Türkiye’de neler yapar...
 
Gerçekten sahip çıkılacaksa insanlığa, bunu Kobanê’den başlatmak gerekiyor. Özellikle Rojava Devrimi’ne sahip çıkılması bütün insanlığın ödevidir ve görevidir.
 
*Bu saldırıların durdurulması için acil olarak atılması gereken adımlar neler?
 
7’den 70’e, Rojava’da, Kobanê’de ve diğer bütün kentlerinde direniş var. 7’den 70’e herkes sokağa çıkıp kendi haklarına ve kazanımlarına sahip çıkmak için sokakta. Onun için bir kez daha buradan söylemek istiyoruz. Çocukların orada donarak yaşamını yitirmesi aynı zamanda bir insanlık suçudur. Bu saldırıları da bertaraf edecek şey birliktir.
 
 “Ortak yaşam modelinin sahibi tecrit altındadır. Onun için biz diyoruz Kürt Halk Önderi özgür olmadıkça halklar özgür olmaz. Eğer bir barış olacaksa karşıda müzakere yapan kişinin de aynı şartlarda olması gerekiyor.”
 
*İmralı görüşmelerine dair notlar kamuoyu ile paylaşıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın savunduğu toplumsal modele dönük saldırılar neyi amaçlıyor?
 
Bu süreçte böyle bir şeyin yapılması tesadüf değildir. Rojava’daki modelin Kürt Halk Önderi Önder Apo’nun bir modeli olduğu herkesçe bilinen bir şeydir. Şu anki Barış ve Demokratik Toplum süreci Türkiye’de yürüyorsa ve bunu Devlet Bahçeli bile dile getiriyorsa, “PKK Önderi” diyorsa, “Gelsin burada siyaset yapsın” diyorsa bu aslında şu anlama geliyor: Siyaseten de Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın ne kadar önemli ve müzakereci bir pozisyonda olduğu kabullenilmiş durumdadır. O açıdan, bu sefer bu sürecin farklı bir konseptiyle karşı karşıyayız.
 
Bir yerde “Müzakere yapıyorum” derken, aynı zamanda onun paradigmasıyla oluşan modele savaş açmak tesadüf değildir. Ulus devletlerin aslında başka bir planı olduğu da ortaya çıkıyor. O açıdan “Önder Apo’nun özgürlüğü, Kürtlerin ve bütün halkların özgürlüğüdür” derken söylemek istediğimiz tam da budur. Çünkü bu modelin sahibi tecrit altındadır. Onun için biz diyoruz Kürt Halk Önderi özgür olmadıkça halklar özgür olmaz. Eğer bir barış olacaksa karşıda müzakere yapan kişinin de aynı şartlarda olması gerekiyor. Şu an dediğim gibi bir barış olacaksa ilk etapta savunduğu modeli rahat bırakmak gerekiyor.
 
O açıdan,  ne görüşmelerin ortaya çıkması ne de şu anda Rojava’da yaşayan modele saldırılar ve tekrar IŞİD barbarının ortaya çıkması asla tesadüf değil. Bu yeni konsepti ortaya koyuyor. Onun için gerçekten insanlık açısından çok tehlikeli bir şey. Yani Kürtler her zaman ölürken de savaşırken de barış demiştir, müzakere demiştir. Onun için bir an önce bu savaşlar durmalı, müzakere başlamalıdır ve müzakereler devam etmelidir.