4 kentte kayıp eylemi
- 14:05 10 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - İHD ve kayıp yakınları gerçekleştirdikleri eylemlerle adalet arayışlarını sürdürerek mücadele vurgusu yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları Amed, Riha ve İzmir'de gerçekleştirdikleri eylemlerle bu hafta da kaybedilen yakınlarının akıbetini sordular.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla düzenledikleri eylem 883’üncü haftada devam etti. Amed’in Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan eylemde kayıpların fotoğraflarının yer aldığı pankart açıldı. Bu haftaki eylemde 1994 yılında Amed'in Xana Axpar (Çınar) ilçesine bağlı Axtepe Mahallesi’nde kaybolan Ömer Öner ve Nuri Dayan'ın akıbeti soruldu.
‘Hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz’
Ömer Öner'in eşi Nezire Baran hizbulkontra tarafından tehdit edildiklerini belirterek, “Her gün devletin baskısı altındaydık. Eşim bu dönemde motoruna bindi hayvanları aramaya gitti ve bir daha gelmedi. O gün kapı kapı gezdik, çalmadık kapı bırakmadık, devlete başvurduk hiçbir yerde bulamadık. 6 ay sonra bir köyde motorunu bulduk. Devlete haber verdik. Devlette eşimin motorunu alıp götürdüler, korucu başına verdiler. Sonrasında biz gidip motorunu aldık. Eşim kaybolduğu günden bu yana cenazesini bulup, mezarı başına gitmek bize hasret kaldı. Ömer’i katledenler her gün evi basıp onu sordu. Hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Hikayeler okundu
Ömer Öner’in hikâyesini İHD Amed Şubesi Yöneticisi Eylem Kaya, okudu. Ömer Öner’in hikâyesi Nezire Baran’ın anlatımıyla şöyle yer verildi: "Ömer Öner Amed’in Xana Axpar ilçesi Aktepe köyünde ikamet eder. Evli ve üç çocuk babası olan Öner çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşır. Olay tarihinde köyden arkadaşı Nuri Dayan ile birlikte traktörle kaybolan hayvanlarını bulmaya gider. Görgü tanıkları iki arkadaşı en son Kuği ve Pire köyleri arasında görür. Kuği ve Pire köylüleri akrabalardır. Her iki köy halkı köy koruculuğu yapıyorlardı. İki köy çevrede Hizbullahçı olarak biliniyordu, eşim ve arkadaşı Nuri Dayan bu iki köy arasında ortadan kayboldular, bu olaydan öncede Çınar karakoluna bağlı askerler tarafından devamlı evimize baskın yapılıyordu. Eşim, Çınar Karakol komutanı tarafından açıkça tehdit ediliyordu, bu olaydan sonra da baskılar artmaya başladı. O esnada en büyük kızım 2,5 yaşındaydı oğlum 1,5 yaşında en küçük kızım 4 aylıktı. Eşim kaybedildikten sonra oğlum öldü. Hastaydı doktora götüremedim. Askerler hem eşimi kaybettiler hem de her gece evime baskın yapıyorlardı. Bir baskında beni zorla askeri araca bindirirken, çocuklarım eteğime yapışıp beni bırakmıyorlardı, çok küçüklerdi korkularından beni bırakmıyorlardı. Beni darp ederek araca bindirdikleri sırada başka araçta da kaynım Fevzi Öner’i bindirmişlerdi. Ben arabaya binmemek için direnirken bağırarak ağlıyordum o sırada kaynım Fevzi bir askeri aracın içinde kafasını kaldırıp bana baktığı sırada bir asker kaynımın kafasını tekmeledi. Bizi Çınar Karakoluna götürdüler. Baskı yaptılar senin eşin dağa gitmiş ve sık sık eve geliyor deyince bende; ‘Benim eşimi siz kaybettiniz, bunu herkes biliyor hem eşimi kaybediyorsunuz hem de dağa çıktı diyorsunuz’ dedim. O sırada Aşağıkonak Karakol komutanı da oradaydı zaman zaman evimize baskın yapılırken kendisini görüyorduk bu nedenle onu tanıdım.’”
Eylem Kaya, Ömer Öner ve Nuri Dayan ailelerinin askerlerin yoğun baskısı altında olmasından kaynaklı herhangi bir kuruma resmi başvuruda bulunmadığını, Ömer Öner ve Nuri Dayan’dan bir daha haber alınamadığını belirtti.
Açıklama oturma eylemi ile son buldu.
Riha
İnsan Hakları Derneği (İHD) Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla düzenlediği eylemin 65’incisini Novada Park AVM gerçekeleştirdi. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde kayıpların fotoğrafları taşındı. Bu hafta 33 yıl önce Suruçta katledilen Mehmet Barlin’in hikayesine dikkat çekildi.
Mehmet Barli'nin hikayesini İHD yöneticisi Selma Ateş, okudu
Katledilen Mehmet Barli'nin hikayesi şöyle: "Yeğeni Zeki Barlin'in aktarımına göre: Mehmet Barlin 1981 yılında gözaltına alınarak, Suruç emniyetine getiriliyor. 15–20 gün boyunca emniyette tutuluyor. 'Bizde yok' diyorlar, kabul etmiyorlar. Sonra Urfa’ya götürüyorlar. Urfa Lisesi olarak bilinen askeri binada tutuluyor ve burası işkence merkezi olarak kullanılıyor. 90 başlarında burası işkence merkezi hâline gelmişti. Yeri sürekli değiştiriliyor. İşkence çığlıkları duyulmasın diye Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay gibi müzikler dinletiliyor, izlenimi veriyorlardı. 12 ay kalıyor, bu süre içerisinde yoğun işkenceye maruz kalıyor. 5 No’lu Askeri Cezaevi vahşete dönüşmüş işkence merkezinden 9 yıl 6 ay kalıyor.1990–91 yıllarında cezaevinde çıkıyor. Yarım kalan eğitimini tamamlıyor. O dönem çıkan bir fırsatla eczacılık fakültesini bitiriyor. Diğer eczacı amcam İbrahim’in de desteğiyle Mehmet'e bir ecza deposu tutuluyor ve işleri her geçen gün iyiye gidiyor.. Bu süreçte bir kızı oluyor. Adı Dicle.
Mehmet Barlin ve arkadaşları katledildi
O dönemde faili meçhul cinayetler vardı. Arkadaşı Eyüp Gökoğlu, Eczacı Ömer Akpolat da bu süreçte gözaltına alınıp katlediliyor. Eyüp’ün ölümünden sonra Mehmet Barlin amcam tehdit edilmeye başlanıyor. Toplumda tanınan, belli bir saygınlığı olan yurtseverler hedef hâline geliyor. Akpolat’ın ölümünden
sonra Mehmet Barlin’in de sırada olduğu konuşuluyor. Maalesef Ömer Akpolat da Urfa Suruç arasında bir yerde öldürülüyor.
Mehmet Barlin’in iki arkadaşı katledilince Mehmet çok tedirgin hâle geliyor. Takip edildiğini de fark etmişti. 1993 yılının Ekim ayında “Beyaz Toros” marka araçtan dört kişi iniyor. Müşteri gibi davranarak içeri giriyorlar. Dükkanın arka bölümüne su isteme bahanesiyle personele silah çekerek susmalarını tembih ediyorlar. Diğeri raflara bakarak amcamdan bir şeyler istiyor, amcam taburenin üstüne çıkıp ilaca elini uzattığı an arkadan iki el ateş ederek amcamı katlediyorlar"
Eylem yapılan oturma eylemi ile son buldu.
İzmir
İzmir’deki eylemde bu hafta, 1996 yılında İstanbul'da kaybettirilen İsmail Şahin'in akıbeti soruldu. İsmail Şahin’in 18 Ocak 1996'da çalıştığı sırada kaybettirildiğinin belirtildiği açıklamada, “Aynı günlerde İsmail’in 4 yaşındaki kızı annesine, babasını televizyonda polislerle gördüğünü söyledi. Aile, Beyoğlu Belediyesi'ne başvurdu. İsmail Şahin'in mesai saatleri içerisinde kaybolduğunu ve bundan işveren olarak sorumlu olduklarını söyleyerek olayı araştırmalarını istedi. Aile aynı zamanda Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ne kayıp başvurusu yaptı. Savcılığa da suç duyurusunda bulunarak İsmail Şahin'in akıbetinin soruşturulmasını istedi. Devlet İsmail Şahin dosyasında etkili bir soruşturma yapmadı. Olayda sorumluluğu olanları ortaya çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmedi. İsmail Şahin'in başına ne geldiği bugüne kadar öğrenilemedi. Eşi Kiraz Şahin ve babası Halil Şahin vefat edinceye kadar İsmail’i aramaya, yasal girişimlerde bulunmaya devam etti. Ancak İsmail’e dair hiçbir bilgiye ulaşamadan aramızdan ayrıldılar. Kiraz Şahin ve Halil Şahin’in bıraktığı yerden sormaya devam ediyoruz; İsmail Şahin’e ne oldu? Kayboluşunun 30’uncu yılında bir kez daha İsmail Şahin dosyasında etkin bir soruşturma başlatılmasını, ortaya çıkan maddi hakikatin çocukları ve kamuoyuyla paylaşılmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
Açıklama, yapılan oturma eyleminin ardından sona erdi.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 208’inci haftasında Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartının açıldığı açıklamada gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı. Kayıp yakınları bu hafta 8 Ocak 1996 yılında gözaltına alınarak işkence ile katledilen gazeteci Metin Göktepe’nin faillerini sordu.
Metin Göktepe'nin failleri soruldu
Açıklamayı okuyan İHD Colemêrg Şube yöneticisi Eren Baskın, “Metin, 8 Ocak 1996'da Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy'e gitti Ancak, ‘Sarı Basın Kartı’ olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Metin Göktepe, ‘Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar’ diyerek gittiği haberde, gözaltına alındı. Yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek katledildi. Devlet yetkilileri çelişkili açıklamalar yaparak cinayeti gizlemeye çalıştı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Metin Göktepe’nin gözaltına alınmadığını; Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan gözaltına alındığını ancak sonra çay bahçesinde otururken fenalaşarak sandalyeden düştüğünü; İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan ise spor salonunun duvarından düşerek öldüğünü iddia etti” dedi.
'Failler afla sokağa döndüler'
Metin Göktepe Davası’na değinen Eren Baskın, “28 Eylül 2000'de beş polis memuruna ‘kastı aşan insan öldürmek’ ve ‘faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek’ suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının onanmasıyla bitti. Bir polis memuru ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası aldı. Mahkum polislerin cezalarının tamamlamalarına 19 Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası engel oldu. Böylelikle bir dosya daha cezasızlık zırhı ile örülmüş duvara takıldı. Failler her ne kadar 7 yıl 6 ay ceza almış olsalar da af ile tekrar sokaklara döndüler. Bizler insan hakları savunucuları olarak Metin Göktepe’nin akıbetini ve cezasızlık politikası ile sorumlulara ceza vermeyen sisteme karşı sokaklarda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” sözlerini kullandı.







