Gazeteci Aso Jawahari: Halkın öfkesi örgütlenmeli
- 09:03 6 Ocak 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Gazeteci Aso Jawahari, İran’da yaşanan eylemlerin sistem değişikliği getirememesindeki temel nedenin örgütsüzlük olduğunu belirterek, “Demokratik bir düzen getirecek bir değişim, halk tarafından kazanılmalı ve tabandan gelmelidir. Ezilen halkın öfkesi, bir değişim yaratmak için örgütlenmelidir” dedi.
İran’da sokak protestolarının yeniden başlaması beklenmedik bir gelişme olmazken, uzun süredir derinleşen ekonomik kriz ve artan yoksulluk ve halklara, kadınlara yönelik zulüm ve baskı toplumda ciddi bir birikime yol açmıştı. Eylemlerin ilk günlerinde hükümet ve ona yakın medya, toplumsal tepkiyi kabul eder gibi görünse de talepleri geçim sıkıntısına indirgemeye çalıştı. Ancak eylemcilerin hak talepleri arttıkça hükümetin baskısı ve şiddeti de arttı. Bu tablo karşısında bazı uzmanlar, ülkede siyasal meşruiyetin ciddi biçimde aşındığını ve hem ekonomik krizin hem de toplumsal gerilimin ancak kapsamlı, yapısal adımlarla aşılabileceğini vurguluyor. Genel olarak Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin ise ulus-devlet sisteminin çöküşüyle temellendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ise İran ve Şia milliyetçiliğinin çöküşe geçtiğini belirtiyor.
Gazeteci Aso Jawahari, İran’da derinleşen yoksulluk, ekonomik kriz ve temel haklar talepli yeniden yükselen eylemleri JINNEWS'e değerlendirdi.
“Bu gruplar, İran'ın tek kimlikli ulus devletinin kurulmasından bu yana tarihsel olarak hep baskıya maruz kalmışlardır. Hükümetin mevcut koşulları göz önüne alındığında, bu kriz öngörülebilirdi.”
*Öncelikle şurada başlayalım bu protestoların temelinde “ekonomi” gösteriliyor fakat sokakta farklı sloganlar ve talepler de yükseliyor. Bu protestoların kıvılcımını yakan şey nedir?
Evet, tüm ekonomik faaliyetleri ve sektörleri derinden etkileyen döviz kurlarındaki keskin dalgalanmalara karşı ekonomik talepler ve muhalefetle ateşlenen yeni protesto dalgası… Bu nedenle, dükkân sahipleri, Bazaries (tüccarlar), hükümeti harekete geçmeye zorlamak için greve gitti; bu olağandışı bir durum değildi. Bu tür grevler ve protestolar, herhangi bir siyasi veya radikal talep olmaksızın ara sıra bir veya iki gün sürerdi. Ancak, artık durum böyle değil. Bu yeni eylemler çarşı ile sınırlı kalmadı; ironik bir şekilde, üniversitelere, halka ve aslında, İran'ın batısındaki marjinal bölgelerdeki işçi sınıflarına ve çoğunlukla İranlı olmayan kimliklere - Kürtler, Lurlar ve Laklar gibi yayıldığını görüyoruz. Bu gruplar, İran'ın tek kimlikli ulus devletinin kurulmasından bu yana tarihsel olarak hep baskıya maruz kalmışlardır. Hükümetin mevcut koşulları göz önüne alındığında, bunun öngörülebilir olduğunu ve kimsenin şaşırmadığını düşünüyorum; aksine, yeni bir protesto dalgası veya hareket bekliyorduk. Özellikle 7 Ekim'den sonra, İran'ın yarı emperyalist otoritesi ve planları kaybedildiğinde ve ülkedeki siyasi meşruiyet ve hegemonyadaki krizleri, yeni ve derin bir uluslararası kriz dalgasıyla birleştiğinde, 12 günlük savaş çok etkili oldu.
“Aslında, herkesin mevcut hükümetin istenmediğini bildiği bir dönemdeyiz, ancak muhalefet grupları, harekete geçip örgütlenemedikleri için, olumlu bir siyaset ve gelecek vizyonu üretememişlerdir. Bu tehlikelidir.”
*Geçmiş protestolara bakıldığında, İran'daki her protesto dalgasının belirli bir tetikleyici ile başladığı görülüyor. 2017'deki "Pahalılığa Hayır" sloganı, 2019 ve 2022 "Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi… İsrail’in saldırısı ile bu protestolar durgunlaşmıştı. Bu eylemler bir “süreklilik” mi yoksa yeni bir kırılma eşiğine mi işaret ediyor?
Dikkat etmemiz gereken bir nokta var: İran İslam hükümeti krizler ve meşruiyet eksikliği içinde doğdu, en azından Kürdistan, Belucistan ve Huzistan gibi Fars olmayan bölgelerde ve bu bölgelerde, özellikle de ilk ikisinde hiçbir zaman hegemonyasını kuramadı ve her zaman krizlere açık bir yapıya sahip oldu. Aslında, hükümetin devrimi yenilgiye uğratması ve ülkedeki, özellikle de Kürdistan'daki devrimcileri bastırması neredeyse on yıl sürdü. Bu nedenle, Fars-Şii kimliği, otoriterliği, ülke içindeki ve dışındaki ideolojik yapısı, kapitalist düzene çevresel bir ülke olarak tarihsel olarak dengesiz entegrasyonu ve neoliberal programa bağlılığı gibi özellikleri, döngüsel krizlere, ayaklanmalara ve hareketlere yol açmıştır. Bu hareketlerin bazıları birbirinden farklıdır ve genel bir mantığa uymamaktadır. Ancak, 2017-2018 protestoları ve sloganları olan ‘reformcular ve ilkelciler, oyun bitti’, bu slogan Aralık 2019 protestolarını da etkilemiştir ve ‘kadın, yaşam, özgürlük’ İran tarihinde bir ivme ve kırılma noktası olmuş ve kendi radikal siyasi retoriklerini ortaya çıkarmıştır. Özellikle, önceki hareketlerin mantığını takip etmeyen ve aslında “olay” olan ikincisidir. Başlangıçta bu turun 2017 ve 2019 ile aynı mantığı izlediği düşünülüyordu; ancak, yukarıda belirttiğim gibi, kimse bunun yaşanmasına şaşırmamış olsa da bu tur şu ana kadar sadece protestoların niteliği açısından değil, aynı zamanda katkıda bulunanlar açısından da biraz farklı.
İlk fark, şu ana kadar siyaset hakkında konuşamamamız ve mevcut hükümeti reddetmenin ötesinde bir retorik üretebilmiş olup olmadığıdır. Aslında, herkesin mevcut hükümetin istenmediğini bildiği bir dönemdeyiz, ancak muhalefet grupları, harekete geçip örgütlenemedikleri için, olumlu bir siyaset ve gelecek vizyonu üretememişlerdir. Bu tehlikelidir. Bu durum gericilerin ve hükümetin bir dönüşüm senaryosuna doğru ilerlemesinin önünü açabilir. İkincisi, bu sefer halk ve protestocular iki cephede savaşmalıdır: hükümet ve faşist retoriğe karşı ve otoriter mantığı temsil eden bir muhalefet grubuna. Bu grup önemli mali desteğe sahip ve otoriter bir düzeni yeniden üretmeye ve restore etmeye çalışıyor. Medya ve organik entelektüelleri aracılığıyla, 1979'da yenilgiye uğrayan devrimin ilerici taleplerinin ve ideallerinin hatırasını ortadan kaldırmaya çalışarak, halkın zihniyetini aktif olarak manipüle ediyorlar. Bu sorunun diğer kısmına gelirsek eğer, hala hükümetin temel mantığını izleyen baskı yöntemleriyle ilgilidir. Merkezde cop ve hafif silahlar, batı ve güney bölgelerde ise AK-47 ve askeri silahlar halka karşı kullanılıyor.
“Kadınlar eylemlere katılsa da ‘Jin Jiyan Azadî’ hareketi gibi öncü veya feminist bir unsur olarak görülmemektedirler.”
*Bakıldığında bu eylemlerin merkezinde hangi toplumsal kesimler var? Öğrenciler, kadınlar, esnaf, göçmen işçiler, azınlıklar vb…
Protestolar hala düzensiz ve katılan gruplar arasında herhangi bir ağ oluşturma ve örgütlenme göremiyoruz. İnsanlar harekete geçirilmedi; sokaklara dökülüyorlar, ancak eylemleri yıllarca bastırılmış öfke, yolsuzluk, felaket düzeyindeki ekonomik koşullar ve sınıf eşitsizliğini artıran politikalar tarafından yönlendiriliyor. İran'da, son derece merkeziyetçi devlet yapısı ve tek kimlikli toplum nedeniyle, sınıf statüsü ve milliyetler iç içe geçmiştir; Pers olmayanlar çoğunlukla işçi sınıfına aittir ve bölgeleri teknik olarak yüksek işsizlik oranı ve azgelişmişlikten muzdariptir, bu nedenle marjinalleştirilmiş ve Pers olmayanlar denildiğinde ise işçi sınıfı kastedilmektedir. Buna ek olarak, bazı üniversite öğrencileri, batıdan doğuya ve merkeze kadar farklı bölgelerden insanlar, erkekler ve kadınlar da protestolara katılıyor Ancak, protestoların coğrafi haritaları, protestoların ağırlıklı olarak İran'ın batı kesiminde yoğunlaştığını göstermektedir. Kadınlar eylemlere katılsa da, “ Jin Jiyan Azadî (WLF)” hareketi gibi öncü veya feminist bir unsur olarak görülmemektedirler.
“Egemen bütünlük, hükümetin Kürtleri, Arapları ve Beluçları yoğun bir şekilde baskılamasına olanak sağlamış ve federalist ve merkezci muhalefet grupları arasında işbirliğinin eksikliğine de katkıda bulunmuştur.”
*Şu an yaşanan eylemleri diğerlerinden farklı kılan bir nedir, eylemlerin örgütlenmesinde ve alternatiflerin oluşmasının eksik bir nokta olduğunu söylediniz. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
Söylendiği gibi, retoriği ve mantığı ortaya koymamıştır; temel talebi hala hükümeti devirmek olup, muhalefet grupları, halk veya hatta hükümet tarafından onun yerine geçecek herhangi bir teklif, alternatif bulunmamaktadır. Dahası, muhafazakarların tehlikesi, etkili muhalefet medyasının çoğunu kontrol etmeleri ve nostaljiyle insanları kendilerine çekmeleri nedeniyle farklıdır. Eylemlerin esasen yenilgiye uğrayacağını veya gericilerin mevcut hükümetle bir anlaşma yaparak bir çözüm bulabileceklerini söylemiyorum. Başka bir deyişle, halkın bir hareket veya devrim oluşturma ve koşulları değiştirme konusundaki etkinliğini reddetmiyorum. Bu yüzden, karşı karşıya olduğumuz tehlikeler ve şu ana kadar olumlu bir siyasetin olmaması bir yana, anlatı savaşına direnmeli, halkın tarih yazma yeteneğine inanmalı ve önümüzdeki günlerde neler olacağını ve hareketin yönünü hangi güçlerin belirleyeceğini görmeliyiz.
*Rejim, bu eylemleri “dış ajan provokasyonu” olarak da tanımladı. Halk bu söyleme nasıl bakıyor? Bunu nasıl okuyorsunuz?
Bu yeni bir retorik değildir; devrim sonrası dönemden günümüze kadar, özellikle İsrail ve ABD ile 12 günlük savaşın ardından yıllardır kullanılmaktadır. Tarih ve mevcut veriler gösterdiği gibi, bu tür suçlamalar hükümetin halka karşı zulmünün artmasına neden olmuştur. Ayrıca, bu retorik ülke içindeki ve dışındaki bazı muhalefet grupları arasında milliyetçi duyguları körükleyebilir. Özellikle, egemen bütünlük kavramına dayalı merkezi bir hükümetin sürdürülmesine karşı çıkan Fars olmayan uluslara karşı bir bahane olarak hizmet etmektedir. Egemen bütünlük, hükümetin Kürtleri, Arapları ve Belucları yoğun bir şekilde baskılamasına olanak sağlamış ve federalist ve merkezci muhalefet grupları arasında işbirliğinin eksikliğine de katkıda bulunmuştur.
“ABD ve İsrail'in tutumu, eylemcileri casus olmakla suçlayan ya da eylemlerin yabancı ajanlar tarafından kışkırtıldığı yönündeki söylemlerin dayanağı olarak kullanılıyor.”
*İran’ın pozisyonu itibari ile de eylemler yakından izlenmekte. Bölgesel aktörler, olası bir rejim krizi ihtimalini nasıl değerlendiriyor?
Bana göre, bölgesel aktörler ciddi bir krizin potansiyelini, ülkenin bölgesel etkisini ve askeri gücünü zayıflatmak için stratejik bir fırsat olarak görüyorlar. Görünüşe göre, krizin başarılı bir şekilde gelişmesi halinde bunu bir fırsat olarak izlemekle kalmayıp, emperyalist eylemleri ve İran hükümetinin Irak ve Yemen'deki paramiliter gruplara müdahalesini sınırlamak için de çalışıyorlar. Nitekim, son günlerde Irak'ta İran hükümetinin müttefikleri ile Iraklılar arasında ciddi bir rekabet de yaşanıyor.
*ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tutumunu ve müdahalelerinin iç protestolar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgesel güç stratejisi bu protesto dalgasıyla nasıl iç içe geçti?
ABD ve İsrail'in tutumu, eylemcileri casus olmakla suçlayan ya da eylemlerin yabancı ajanlar tarafından kışkırtıldığı yönündeki söylemlerin dayanağı olarak kullanılıyor. Elbette bu, bu tür açıklamaların veya tutumların hükümetin zulmüne yol açabileceği ve meşru kılacağı anlamına gelmez. Ben de bunun bir mesaj olduğunu düşünüyorum, ancak bu mesajın kime ve neye yönelik olduğu, hükümete karşı nasıl ele alındığı net değil. ABD ve İsrail, muhalefet gruplarını ve potansiyel yeteneklerini gözlemliyorlar ve bence, dönüşüm için bir anlaşmaya varmak istiyorlarsa, ABD ve İsrail ile ittifakını göstermeye çok hevesli olan Rıza Pehlevi gibi birinden daha güvenilir bir kişi veya gruba güveneceklerdir. Onun, Batı nezdinde, Batı'nın çıkarları için bir güvenilir kişi olabileceğini düşünmüyorum. Maria Machado'nun davası buna iyi bir örnek olabilir.
“Demokratik bir düzen getirecek bir değişim, halk tarafından kazanılmalı ve tabandan gelmelidir. Ezilen halkın öfkesi, bir değişim yaratmak için örgütlenmeli ve organize edilmelidir.”
*Hükümetin eylemleri şiddet ve katliamla bastırdığını görüyoruz, gözaltılar ve idamlar da uzun süredir İran’ın gündeminde. Tüm bu yaşananlar, bir sistem ve hükümet değişikliğini getirebilecek mi?
Hükümetin devrilmesini kastediyorsanız, açıkça ben öyle olacağını düşünmüyorum. Irak ve Suriye'nin eski diktatörleri ve bölgedeki hükümetleri İran gibi, hatta daha da acımasızdı. Baskı düzeyi, bir değişimi gerçekleştirecek tek belirleyici faktör olamaz. Batı'nın (Kuzey yarımküre) ve hatta küresel düzenin, iddia ettikleri gibi bölgedeki insan haklarını umursamadıklarını biliyoruz; onlarca yıldır Güney yarımkürede daha da fazla zulüm işlemişlerdir. Hükümetle bir anlaşmaya varırlarsa, tüm bu iddialar unutulacak, hükümetin gücü pekiştirilecek ve yeniden yapılanması kolaylaşacaktır. Demokratik bir düzen getirecek bir değişim, halk tarafından kazanılmalı ve tabandan gelmelidir. İnsanların talepleri etrafında bir koalisyon oluşturabilmeleri için harekete geçirilmeleri ve ağ kurmaları gerekir; 1979 devrimi gibi her devrim için yapılan harekete geçirme çabası demokratik bir düzene yol açmayabilir, ancak yine de değişim için harekete geçirilmiş bir nüfus gerekir. Ezilen halkın öfkesi, bir değişim yaratmak için örgütlenmeli ve organize edilmelidir.







