İsrail müdahaleleri bölgeyi nereye sürüklüyor?

  • 09:07 5 Ocak 2026
  • Güncel
Derya Ren 
 
RIHA - İsrail’in Suriye’de ilerlemesi ve Lübnan’a yapmış olduğu müdahalelerin Ortadoğu açısından farklı durumları da beraberinde getirdiğini söyleyen Kongra Star Lübnan Dış İlişkiler Komisyonu Sözcüsü Henan Osman, “Tarafların güvenlik, siyasi reform ve adaleti birleştiren kapsamlı bir program üzerinde anlaşmaları gerekmektedir” dedi.
 
Ortadoğu’da derinleşen çatışma ve istikrarsızlık ortamı, İsrail’in askeri operasyonlarıyla birlikte yalnızca güvenlik dengelerini değil, bölgenin geleceğine dair tartışmayı da beraberinde açıyor. Lübnan, Suriye ve Filistin hattında artan askeri hareketlilik; devlet yapılarını zayıflatırken, alternatif yönetim biçimleri ve yerel yönetim modellerini daha görünür hale getiriyor.
 
İsrail’in yürüttüğü operasyonlar, askeri hedeflerin ötesinde, bölgesel şekillendirmeyi amaçlayan uzun vadeli stratejilerin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu durum, Lübnan’ın siyasi ve ekonomik yapısını daha da zorlarken, Suriye’de kalıcı barış ve güvenliğin sağlanmasının önündeki engelleri büyütüyor. Sürekli savaş ve müdahale ortamı, halkların kendi geleceklerine dair söz sahibi olmasını zorlaştırırken, farklı toplumsal kesimleri kapsayan demokratik çözümlere olan ihtiyacı da artırıyor.
 
İsrail’in Suriye’de ilerlemesi, Lübnan’a müdahalesi ve Ortadoğu’yu bekleyen senaryolar konusunda Kongra Star Lübnan Dış İlişkiler Komisyonu Sözcüsü Henan Osman, değerlendirmelerde bulundu.
 
İsrail’in amacı
 
İsrail askeri operasyonlarının sona ermesini stratejik bir iyileşme olarak değerlendirmek gerektiğini söyleyen Henan Osman, “Tel Aviv, sınırsız ve kapsamlı ABD yardımı aldı. Büyük ölçekli savaşlar yürütmek için kaynaklara kolayca erişebildi; bu savaşlar herhangi bir hesaplaşma görmeden devam etti. Bu durum, İsrail’e savaşını sürdürme ve geleneksel savaş öncesi modu devam ettirmesine imkân sağladı. Bu bağlamda, Şêx Dağı ve Güney Lübnan’daki beş nokta gibi önemli stratejik engellerin yanı sıra Suriye ve Lübnan arasındaki önemli yolların abluka altına alınması üzerinde çalışıyor. Bu sayede İsrail, ilgili güzergâhların ve ikincil hareketlerin takibini kontrol ediyor. Bu operasyonlar, bölgesel güvenlik ortamını dönüştürme ve bölgede yeni bir olağanüstü hâl kurma çabalarını da içeriyor; bu da İsrail’in gücünü genişletmeyi ve mevcut savaşın devamını meşrulaştırmayı amaçlıyor” dedi.
 
Oluşan istikrarsızlığın etkileri
 
Henan Osman, yaşanan gelişmelerin Lübnan’ın kırılgan siyasi ve ekonomik temelleri üzerinde önemli etkiler yarattığının altını çizerek, “Bu durum, devlet temellerinin kırılganlığını artırmakta ve bağımsız ulusal kararların kabulünü zayıflatabilmektedir. Aynı zamanda, sürekli istikrarsızlık koşulları altında ekonomik kriz artmakta ve uluslararası ile bölgesel çatışmalar savunmasız gruplar üzerinde baskı oluşturmaktadır. Buna ek olarak, bölgesel çatışmalar ve ülke içindeki güçler arasındaki çatışmalar giderek karmaşıklaşmaktadır. Bu da Lübnan’ı sürekli bir istikrarsızlık durumunda tutarak, devletin sivilleri koruma, adaleti sağlama ve sürdürülebilir kalkınma çabalarına en büyük baskıyı uyguluyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Yolları önemli ölçüde etkileyecektir’
 
Lübnan’ın iki güç arasında bırakılmaya çalışıldığını belirten Henan Osman, yaşanan bu durumun çatışmaların artmasına neden olduğunu söyledi. Henan Osman, “Siyasi başarı veya istikrar elde etmek hâlâ zor. Mevcut veriler, özellikle stratejik ve operasyonel düzeydeki sınırlı İsrail güçleri göz önüne alındığında, İsrail operasyonlarının ve bunları çevreleyen bölgesel bağlamın genişleyebileceğini göstermektedir. Bölgesel bir savaşın, askeri ve siyasi baskı arasındaki dengeye göre yönetildiği algısı, Lübnan, Suriye ve Filistin arasındaki hayati yolları önemli ölçüde etkileyecektir. Bu durum, açık savaş seçimiyle daha da kötüleşebilir” diye konuştu.
 
Tel Aviv’in Türkiye politikası
 
İsrail’in ana hedefinin sadece İran’ı Suriye’den çıkarmak ve Hizbullah gibi güçlerini zayıflatmak olmadığını kaydeden Henan Osman, “Aynı zamanda cihatçı terörist gruplara yardım ve destek sağlayan Türkiye’nin İran’ın yerini almasını engellemektir. Tel Aviv, güç ve kontrol arayışını destekleyen yeni bir güvenlik ve stratejik durum kurmaya çalışıyor. Bununla birlikte, bölgesel yardım ve stratejiyle ilgili yeni bir durum kurmaya çalışan Türkiye ile İsrail arasında çeşitli biçimlerde sürekli bir çatışma olduğu açıktır” diye altını çizdi.
 
Kadınların savaşta yaşadıkları
 
Suriye, Lübnan ve bölgede devam eden çatışmaların kadınlar üzerindeki etkisine değinen Henan Osman, şunları söyledi: “Lübnan ve Suriye’nin Süveyda ve kıyı kentlerinde kadınlar; katledilme, tecavüz ve yerinden edilme ile karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan bu durum ekonomik zorluklarla birleşince, kadınları aile ve toplum içinde daha büyük bir baskı ve sorumluluk altına sokmuştur. Mezhep çatışmaları ve tipik güvenlik çatışmaları da yakından bağlantılıdır; kadınlar, özellikle savaş sırasında, baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Örneğin, Lübnan’ın güneyinde kadınlar; İsrail savaşı, köylerde sivil hayatta günlük mücadelelerin yanı sıra temel yetersizliklerin getirdiği artan ekonomik ve sosyal baskılarla karşı karşıya kalıyor. Ailelerinin ve topluluklarının koruyucusu olarak, birden fazla yer değiştirme ve birden fazla rol üstlenerek yaşamaya devam ediyor.”
 
‘Bölge güvenli ve istikrara kavuşacaktır’
 
Suriye ve Lübnan’da güvenli ve istikrarlı bir ortam oluşturmak için yapılması gerekenleri sıralayan Henan Osman, “Tarafların; güvenlik, siyasi reform ve adaleti birleştiren kapsamlı bir program üzerinde anlaşmaları gerekmektedir. Suriye’de geçici hükümet, Suriye Demokratik Güçleri ile 10 Mart anlaşmasının ilkelerini uygulamalı ve tüm sosyal grupları, cinsiyetleri kapsayan; adaleti sağlayan ve geçmişteki yenilgilerin ve çatışmaların sonuçlarını ele alan sivil ve demokratik bir devlet kurmak için çalışmalıdır. Bu çalışma; istikrara kavuşturma, hükümet hakları, mültecilerin geri dönüşü ve altyapının yeniden inşası da dâhil olmak üzere önemli ve zorlu görevleri içermektedir. Ayrıca tüm aktörleri ve sosyal grupları kapsayan gerçek diyalog kanalları açmalı, etkilenenlere  özellikle kadınlara ve çocuklara destek sağlamalı ve hizmet tabanını yeniden inşa etmelidir. Bölge, tüm sosyal grupların haklarını tanımadan ve kendilerini dâhil hissettikleri demokratik ve adil bir yönetim kurmadan güvenli ve istikrarlı hâle getirilemez. Kuzey ve Doğu Suriye’deki Özerk Yönetim projesi, bölgenin tamamına aktarılması gereken canlı bir örnektir; çünkü bu proje bölgeyi güvenli ve istikrara kavuşturacaktır” şeklinde konuştu.