Ayşegül Doğan: Demokratik siyaset için yasal düzenleme hâlâ yok
- 13:04 12 Şubat 2026
- Siyaset
ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai rapor aşamasına geldiğini hatırlatarak, “Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu” diye tarif edilen “altın oran”ın ortak rapora yansıması gerektiğini söyledi. Ayşegül Doğan, buna karşı demokratik siyaset kanallarını açacak yasal ve hukuki düzenlemelerin hâlâ hayata geçirilmediğine dikkat çekti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan genel merkez binalarında basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bir yandan haksız ve hukuksuz yere sürdürülen operasyonları anımsatan Ayşegül Doğan, Hem Hızır Orucunu hem de Ramazan ayının berekete, bolluğa ve umuda vesile olmasını diledi.
‘ESP dosyasında gazetecilik, sendikacılık ve ekoloji mücadelesi var’
ESP’ye yönelik operasyona değinen Ayşegül Doğan, 102 kişinin gözaltına alındığını, 81 kişinin tutuklandığını, 25 kişi hakkında adli kontrol kararı verildiğini anımsattı. Ayşegül Doğan, “Tutuklananlar arasında önceki dönem milletvekilimiz ve ESP’nin Eş Genel Başkanı Murat Çepni, PM üyemiz var. Söz konusu operasyonda yalnızca ESP değil, SKM, SGDF, ETHA, Polen Ekoloji Kolektifi, BEKSAV yine DİSK’e bağlı Limter - İş Sendikası ve çeşitli kurumları kapsayacak şekilde geniş bir operasyondan bahsediyoruz. Yani bir kez daha yargı nasıl siyasallaştığını gösteriyor aslında. Doğrudan örgütlü olan demokratik toplumsal muhalefete saldırarak bastırma ve sindirmek üzere harekete geçtiğini Aslında bu hareket halinden hiç vazgeçmediğini gösteriyor. Yargının siyasallaşmasına dair ortaya çıkan başka fotoğraflar da var. Yalnız bu dosyada ne var biliyor musunuz? Gazetecilik faaliyetleri var. Sendikal çalışmalar var. Ekoloji mücadelesi var. Siyasal faaliyetler var. Şimdi bir yandan demokratik siyaset alanının genişletilmesine dair çalışmalar beklenirken, öte yandan demokratik siyaset alanını daraltan bu kuşatmayı derinleştiren operasyonlar yaptığınızda haklı olarak endişeler artıyor, kaygılar artıyor, güvensizlik artıyor. Gerçekten bundan vazgeçmek gerekiyor. Artık vazgeçmek için de zaman kaybetmemek gerekiyor. Türkiye'nin tüm enerjisini aksine demokrasiye doğru harcamak ve demokrasiye doğru mesai için harcamak gerekiyor. Antidemokratik uygulamalar için değil. Bunun için çokça zaten vakit kaybedildi. Onlarca yıl vakit kaybedildi” dedi.
‘ESP dosyası yargının siyasetin aracı haline getirilmesini gösteriyor’
ESP’ye yönelik tutuklamalarda komünist manifesto okumaları olduğuna vurgu yapan Ayşegül Doğan, “İşçileştirilen çocukların sömürüsüne karşı MESEM uygulamasına ilişkin eylemler yapmak var. Son derece demokratik bir hak kullanımından bahsediyoruz. Suruç ve Gezi katliamlarını anmak var. Che Guevera ve Mahir Çayan gibi devrimci önderlerin biyografilerini bulundurmak var. Yurt dışında hayatını kaybeden, sürgünde hayatını kaybeden, Özgür Radyo'da çalışan gazeteci Leyla Abay'ın cenazesine katılmak gibi, kendisini de sevgi ve saygıyla anıyorum, bu vesileyle, demokratik faaliyetler örgütsel suç gibi gösterilmiş, böyle değerlendirilmiş ve bu kapsamda alınmış. Soruşturma sürecinde de 24 saat avukat görüş yasağı uygulandı. Dosya hakkında kısıtlama kararı alındı. Savcılık şüphelilerin ifadelerini bizzat almaksızın tamamının yüzlerini bile görmeden neredeyse tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Şimdi bu siyasal bir karar değil de nedir? Bunun haksız, hukuksuz bir karar olmadığını kim nasıl iddia edebilir hal böyleyken? 3-4 itirafçının beyanları yan yana getiriliyor. Savcılık doğrudan ifade almayarak tutuklama talebiyle sevk ediyor. Bundan önce bazı siyasilerin yapmış olduğu açıklamalar var gibi bir sürü bu dosya üzerinden gölge düşüren değil, doğrudan siyasallaştıran ve bunun doğrudan yargının siyasetin bir aracı haline getirildiğini gösteren bir durumla karşı karşıyayız” diye belirtti.
Ayşegül Doğan konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye’de yargının siyasal iktidarın bir baskı aracına, tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan çıkarılıp başlı başına bir cezalandırma yöntemine dönüşmesine ilişkin çok tespit yaptık bu kürsülerde. Bu, ilk değil ve sürdürülmemeli. artık buna bir son verilmeli. Basına, sendikalara, kadın ve ekoloji hareketlerine yönelik tüm bu operasyonlar anti demokratik uygulamalar bitmeli. ESP’ye yönelik yapılan bu operasyon bir tasfiye operasyonu amacı taşıyor. Demokratik siyasette ısrar edenler bu tür operasyonlarla yılmazlar. Bu konuda Türkiye’deki demokratik siyaset tarihi ve buna dair verilen mücadele ortada. Bir yandan barış görüşmelerinden bahsederken öte yandan bu operasyonları derinleştirmemek gerekiyor.
Bu arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalı. Yine konu bu bağlama geldiği için şunu DEM Parti olarak ifade etmek isteriz. Bizim amacımız, hedefimiz bu alanı genişletmek. Demokratik siyaset ufkumuz oldukça geniş. Bu tür operasyonlarla daraltılamayacak kadar geniş. Bu bizi sahip olduğumuz hedeften vazgeçilmez. Aksine buna dair güçlendirici bir etki yaratır. Şu saatlerde de şu dakikalarda içinde eş genel başkanımız Tülay Hatimoğulları'nın da olduğu HDK eş sözcülerinin de olduğu DBP eş genel başkanlarının da olduğu bir heyet İstanbul'da ve hem MYK üyelerimiz kendilerine eşlik ediyor Hem İstanbul il eşbaşkanlarımız bu heyetle beraber ezilenlerin Sosyalist Partisi'nin genel merkezinde dayanışma dileklerini ifade etmek için oradalar. Dayanışacağız, birlikte güçleneceğiz, birlikte bu zor günleri de geride bırakacağız.
Komisyondan beklenti uzlaşıya varılmış bir ortak raporun çıkmasıdır
Türkiye halkları bugün 12 Şubat birkaç gün sonra yani 2 hafta sonra yaklaşık neredeyse 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın üzerinden bugün itibariyle bir yıl geçti diyebiliriz. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Sayın Öcalan'dan bu çağrı gelir gelmez örgütten hemen bir karşılık buldu. PKK önce ne yaptı? Ateşkes ilan etti. Sonra kongresini toplayarak fesih kararı aldı. Ardından Temmuz ayında silahlarını yakarak imha etti. Ekim ayında geri çekilme kararı aldığını duyurdu. Geçen süre zarfında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Böyle bir komisyonun kurulmasını ne kadar değerli bulduğumuzu, eksik de olsa bu komisyonun İmralı Adası'nda Sayın Öcalan'la yaptığı görüşmenin ne kadar kıymetli olduğunu, ne kadar önemli bir eşiğin aşılmış olduğunu bu görüşme ile birlikte, yanı sıra yapılan tüm dinlemelerin ne kadar kıymetli olduğunu her fırsatta defaatle dile getirdik. Bugün yineliyoruz bunu. Tüm bu gelişmelere karşın demokratik siyaset kanallarının açılması için gerekli yasal ve hukuki düzenlemeler ne yazık ki yapılmadı. Aylardır süren komisyon çalışmaları artık nihai bir aşamaya geldi. Kamuoyunun da beklentisi bu nihai aşamada üzerinde uzlaşıya varılabilmiş bir ortak raporun çıkmasıdır. Hem komisyon başkanı hem de meclis başkanı Sayın Kurtulmuş'un da kamuoyuyla paylaştığı üzere ortak yazım ekibi çalışmalarını tamamladı. Bir taslak metin çıktı. Bu taslak metinle ilgili komisyon ve koordinasyon üyelerimiz çalışmalarını sürdürüyor.
DEM Parti olarak nihai raporda altın oranı görmek istiyoruz
Hatırlatmak isterim. Komisyon kurulduğunda üyelerimiz belirlendiğinde komisyon ile parti genel merkezimiz, Merkez Yürütme Kurulumuz arasındaki çalışmaları sürdürebilecek bir komisyon koordinasyonu kurmuştuk. Eş genel başkanlarımız başkanlığında hem komisyon üyelerimiz hem koordinasyon üyeleri Bu taslak metnine ilişkin çalışmalarını sürdürüyorlar.
Bugüne kadar DEM Parti'nin tüm ilgili kurulları özellikle komisyon çalışmaları ve ortak bir rapor çıkartma konusunda oldukça disiplinli bir şekilde çalıştılar. Bundan sonraki çalışmalarını da bu şekilde yürütecekler. DEM Parti olarak hep kolaylaştırıcı ve yapıcı olmaya çalıştık. Bunu özellikle gözettik. O masada tüm farklı kesimlerin sözünün olmasının ne kadar kıymetli olduğunu yalnızca söylemedik. Bunu sağlayabilmek için de çalışmalarımızı sürdürdük. Dayatmacı bir yaklaşım yerine gerçekten ihtiyaçlarını gözeten bir tutum sergilemeye ihtiyacımız olduğunu ifade ettik. Sayın Kurtulmuş en başta komisyonun kurulacağını duyurduğu zaman ve komisyon kurulduğunda da yaptığı açılış konuşmasında da şöyle bir ifade kullanmıştı. Süreçte mutabakat ve uzlaşının önemine kendisi de dikkat çekmişti. Hatta şöyle dedi: "100 kez düşünüp bir kere konuşarak, çok temkinli davranarak en kısa süre içerisinde bu işin bitirilmesi gerekiyor ki gündemimizden bu sorunu tamamen kaldıralım." dedi. Aylar geçti. Komisyon artık işte ortak rapor aşamasına geldi. Ve devam etti Kurtulmuş açıklamasında deki: "Bir başka esas mesele ise tam anlamıyla bir güven ortamı oluşturmak.” Bunun için de altın oran Kürt'ün onuru, Türk'ün gururu dedi. Şimdi biz bu nihai rapor aşamasında bu altın oranı DEM Parti olarak görmek istiyoruz. Yani Kürt'ün onuru, Türk'ün gururu bir altın oran ise bu altın oran nihai rapora yansımalı. Tam olarak beklentimiz görmek istediğimiz yaklaşım böyle. Komisyona yakışan kapanış performansı da buna uygun olmalı.
Tarihi kapı aralandı, ortak bir raporla ardına kadar açılabilir
Tarihi bir kapı aralandı. Bu kapı ortak bir raporla ardına kadar açılabilir ve yepyeni bir dönem somut bir biçimde hukuk ve adalet ile başlamış olur. Toplumun ortak beklentisi ve ihtiyacı da hukuk ve adalettir. Hukuk ve adalet sağlandığında, tecelli ettiğinde, buna ilişkin endişeler ortadan kalktığında zaten bu antidemokratik uygulamalardan da söz etmiyor olacağız ve demokrasi mücadelemizi eşit, özgür Türkiye'de bir arada yaşama mücadelemizi demokratik siyaset kanallarının açıldığı bir zeminde sürdürüyor olacağız. Tarihsel bir andayız. Bu tarihsel anlarda önemli günler, yıldönümleri, hepimiz için de yeniden dönüp bakma fırsatı sağlıyor. 15 Şubat 1999'un yıl dönümü. 15 Şubat 1999'da Sayın Öcalan uluslararası bir komplo ile Türkiye'ye getirildi ve 27. yıl dönümünde bizden parti olarak bu komployu iyi analiz etmek gerektiğini söylüyoruz. 15 Şubat 1999'u doğru analiz etmezsek bugün bunu anlamayanlar Ortadoğu'da olup bitenleri de doğru analiz edemeyebilirler, doğru kavrayamayabilirler. Yine bu vesileyle şunu ifade etmek isteriz. Son günlerde Sayın Öcalan'a yönelik özellikle bilinçli olduğundan hiç şüphemiz olmayan bir saldırı kampanyası da yürütülüyor bir yandan. Ancak tarih ortada, yaşananlar ortada. Bugün özellikle Öcalan'ın ortaya koyduğu bir arada yaşam projesinin nasıl doğrulandığını hayat bize gösteriyor, gösterdi. Acı deneyimlerle gösterdi, kayıplarla gösterdi. Ne yazık ki gözyaşıyla gösterdi. Bir daha bunların yaşanmaması için artık çatışmasız, savaşsız bir dünya için, yeni bir dünya tahayyülü için, yeni bir yaşam tasavvuru için yapılması gereken bu saatten sonra bu tarihi fırsatı kalıcı bir hale getirmektir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci siyasi çıkar ve küçük hesaplar için yürütülmüyor
Demokratik bir Türkiye mücadelesi için böyle ortalığı bulandırmaya dönük bir örgütlü gayret içerisinde olmak yerine bu tarihi fırsatı kalıcı hale getirmeye dair çalışmak gerekiyor. En başından beri şunu söylüyoruz. Diyoruz ki, Böylesi zamanlar ciddiyet gerektirir. Böylesi zamanlar sorumluluk gerektirir. Böylesi zamanların vebali ağırdır. Ve böylesi zamanlarda bu ağır vebali taşımak istemeyenler doğrudan katkı sunamıyorlarsa, destek olamıyorlarsa, eleştirileri ve önerileri ile ön açıcı yol alıcı bir pozisyon geliştiremiyorlarsa en azından sürece zarar verecek buradan kastımız tam olarak şu. Barış ve Demokratik Toplum Süreci binbir emek ve gayretle yürütülüyor. Bu emek ve gayret aynı acılar yeniden yaşanmasın diye. Bu emek ve gayret siyasi hesaplar için değil, küçük hesaplar için değil. Herhangi bir siyasi çıkar ya da menfaat uğruna değil. Bu emek ve gayretin karşılığı yeni hayatlar. Kimsenin ölmediği, çatışmaların yaşanmadığı, insan hayatının her şeyden kutsal olduğu bilinciyle bunun için mücadele edildiği bir hayatı demokratik bir toplumu inşa edebilmek için bu çaba ve gayret sürdürülüyor. O yüzden biz bir daha DEM Parti olarak şu çağrıyı 15 Şubat'ın yıldönümünde 27. yılında Sayın Öcalan'ın mutlak iletişimsizlik koşullarının olduğu dönemlerden bugüne taşıdığı barış ve demokrasi mücadelesine saygı duymaya davet ediyoruz. Eğer Öcalan'la ilgili merak edilenler varsa yapılması gereken tek bir şey var. Öcalan'ın doğrudan temas edebileceği koşulları oluşturabilmek. Bunu zaten biz söylüyoruz.
Abdullah Öcalan’a dair haberler
Buradan şunu da yinelemek istiyoruz. DEM Parti İmralı Heyeti tarafından ya da ilgili kurullarımız tarafından yapılmayan, doğrulanmayan, teyit edilmeyen hiçbir açıklamaya lütfen itibar etmeyiniz. Manipülasyon, dezenformasyon ve bilgi kirliliği ile bu içinden geçtiğimiz dönemi bu tarihi fırsatı zayıflatmaya çalışanlara lütfen aldanmayınız. Onlara değil dikkatlerinizi bizlere yöneltiniz. Biz bir eleştiri ve özeleştiri geleneğinden gelen siyasi partiyiz. Gerektiğinde eksiklerimize dair özeleştiri vermeyi en iyi bilen bir siyasal geleneği temsil ediyoruz. Nihayetinde bunu defalarca yaptık ve sizlerle de kerelerce paylaştık bunu. O yüzden özellikle Öcalan'la ilgili gelişmelere, mesajlara, bağlamından kopartılan tartışma, yorum ve analizlere itibar etmek yerine bunu kaynağından öğrenmeyi tercih ediniz. Biz buradayız. Bu konuya dair elimizdeki tüm bilgileri tüm açıklığıyla şeffaf bir biçimde sizlerle paylaşıyoruz. Şimdi aklı ve vicdanı zehirleyen dil yerine yapıcı, olumlu, güveni arttıracak, umudu tazeleyecek dil çağrısını da yinelemek ve bu konuya ilişkin çağrımızın da tekrar altını çizmek istiyorum.
İmralı Heyeti ve Tayip Erdoğan görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bildiğiniz üzere heyetimiz dün bir görüşme gerçekleştirdi. Ve bu görüşmede de sürece dair ortak irade bir kez daha teyit edildi. Heyetimiz bu konuyla ilgili bir yazılı açıklama da yaptı. Geldiğimiz aşamada güven verici ve somut adımların atılması için hem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, hem ilgili bakanlıklarının, hem kamu kurumlarının çalışmalarını nasıl yoğun oluşturmaları gerektiğine ilişkin ihtiyaçlar dile getirildi bu görüşmede. Yine bu görüşme kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ortak raporunun kapsayıcı bir yaklaşımla hazırlanmasının, demokratikleşme ve özgürlükler konusunda özellikle sağlam bir temel sunmasının gerekliliğine dair de vurgu yapıldı. Biliyorsunuz en başından beri biz bu rapora ilişkin yaklaşımımızı bu şekilde ifade ediyoruz. Tabii ki Ortadoğu'da yaşanan son gelişmelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar arasında yapılan görüşmede değerlendirildi.
Mürşitsınır kapısı açılmalı
Şimdi gelelim Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler deyince yine hepimizin dikkatlerinin yöneldiği günlerdir dikkatlerimizin aslında orada olduğu, kalbimizin orada attığı bir başka yer Suriye ve tabii ki Rojava'daki gelişmeler. Biliyorsunuz yardımların ulaşmasına ilişkin de kamuoyunda merak edilenler var. Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu dün bunu kamuoyuna duyurdu. 25 TIR’ın Kobanê’ye ulaştığını. Bu yardım TIR’larının Çobanbeyi Sınır Kapısı üzerinden Kobanê’ye ulaştırıldığını açıkladı. Biz de sizlere daha önce MYK bünyesinde bir kriz koordinasyonu oluşturduğunu söylemiştik. Bu kriz koordinasyonunda yardım TIR’larının buraya ulaştırılmasıyla ilgili de çalışmalar yürüttüğünü ifade etmiştik. Tabi hala Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmadı. Hala bu sınır kapılarının açılmamasına ilişkin bir ısrar var. Buradan onu da yineleyelim. Bu sınır kapıları artık açılmalı. Bu sınır kapılarından bahsetmiyor olmalıyız. Üstelik yalnız bu sınır kapıları değil, zihinlerde kim sınırlar ve duvarlar da ortadan kaldırılmalı. Tam böyle bir aşamadan geçiyoruz. Bu aşamada yapılması gerekenlere çok dikkatle yaklaş gerekiyor. Tabii bu yardım konusundaki kampanya devam ediyor ve yardımlar toplandıkça onlar da bir şekilde ulaştırılmaya çalışılacak. Yine Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu'nun yaptığı açıklamaya göre de bu 25 yardım tırı platform tarafından oluşturulan heyet eşliğinde AFAD işbirliği ile Çobanbey Sınır Kapısı üzerinden Kobanê'ye ulaştırıldı.
Yeni bakan adaletin tecelli etmesini sağlamalı
Bir yandan gözünüz kulağınız Meclis’teydi. Dün olan gelişmelerde idi ve kabine değişikliğindeydi. Biz de Merkez Yürütme Kurulumuzda bu gelişmeleri yakından takip ettik. Buradan özellikle Adalet Bakanı'na, yeni Adalet Bakanı'na DEM Parti olarak bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Eğer konumuz geçmişe dönmek ve sicil anlatmak ise upuzun bir liste var elimde. Birkaç sayfadan oluşan yeni Adalet Bakanı ile ilgili. Buna girmeyeceğim. Herkes her şeyi biliyor. Herkesin bildiklerinden, en önemlilerinden biri de şu. Türkiye'de hiçbir zaman yargı tarafsız ve bağımsız olmadı. Türkiye'de hiçbir zaman yargı ne yazık ki siyasetin gölgesinden kurtulamadı. Türkiye'de her zaman yargının tarafsız ve bağımsız olması için mücadele edenler en çok yargı eliyle cezalandırılanlar oldu. Bugün yine böyle bir tablo var ortada. Şimdi böyle bir tabloda ve böylesi önemli bir anda bir başsavcı Adalet Bakanlığı koltuğuna oturdu. İsmi çok tartışmalı ve bu tartışmaların gölgesinde Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan Bakan Akın Gürlek’e, buradan çağrımız. Yemin ettiği metne bir kere uygun davranması. Yani anayasaya uygun davranması. Ne yapmalı? Anayasanın 90. maddesinin gereklerini yerine getirmeli. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Buradan başlayabilir kendisi. Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmanın farkını nasıl ortaya koyabilir? Anayasaya uygun davranarak ortaya koyabilir öncelikle. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruduğunu somut emarelerle ortaya koymak istiyorsa yeni bakan adaletin tecelli etmesini sağlamalı. Yapar mı? Bilmiyoruz. Yapmasını tavsiye ediyoruz.
Adalet Bakanlığı’na çağrı
Haksız, hukuksuz yere sürdürülen tüm bu davalarla ilgili şu anda toplumun farklı kesimlerinden milyonlarca insanın gözü Adalet Bakanlığı'nın o koltuğunda ve alacağı kararlarda. Bundan sonra anayasaya uygun davranıp davranmayacağını izleyecek, gözlemleyecek herkes. O koltuk başka koltuklara benzemez. Türkiye hukuk devletidir diyerek bugüne kadar hukuka uygun davranmayanları hepimiz biliyoruz. O yüzden başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamak olmak üzere buradaki uzun listeden çeşitli örnekler verebilirim. Kent Uzlaşısı İttifakı'ndan başlayıp Barış Akademisyenleri'ne kadar uzanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında gözaltına alınan, tutuklanan, hapsedilenlerden Belediye Başkanlarından, belediye meclis üyelerinden başlayıp çağdaş hukukçulara kadar uzanan dosyalardan bahsedebilirim. Eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobanê Kumpas davası tutsaklarından söz edebilirim. Gezi Davası tutsaklarından söz edebilirim. Can Atalay'dan bahsedebilirim. Tayfun Kahraman'dan bahsedebilirim. Ayşe Barım'dan söz edebilirim. Hangi birini anlatalım? Ama diyoruz ki şimdi Adalet Bakanının yapması gereken işte bunları telafi edebilecek bir fırsatla karşı karşıya. Ve o fırsat Türkiye'de adaletin de sağlanmasına olanak sağlayabilecek çok önemli bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz ve kendisine tavsiye ediyoruz. Bu yönlü de çağrıda bulunuyoruz.”







