Halide Türkoğlu: Barış umudunun gölgelenmesine izin vermeyiz
- 10:45 10 Nisan 2026
- Güncel
ANKARA- Güncel gelişmelere dair açıklama yapan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Kalıcı bir barışın sağlanması başta kadınlar olmak üzere toplumun her kesimini kapsayacak bir siyasetten geçmektedir" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Kadın Meclisi toplantısı öncesi Balgat’ta bulunan DEM Parti Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyerek, güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına geçirdiği rahatsızlıktan dolayı 11 gün hastanede kalan ve sonrasında tedavisine evde devam eden DEM Parti milletvekili Çiçek Otlu’ya geçmiş olsun dilekleriyle başlayan Halide Türkoğlu, kısa bir süre önce yaşamını yitiren Barış Annesi Zekiye İlmen’i anarak ailesine, yakınlarına ve tüm barış annelerine başsağlığı diledi.
10 yıla yakın bir süredir cezaevinde tutulan ve yakın zamanda abisini yitiren Figen Yüksekdağ’a başsağlığı dileyen Halide Türkoğlu, “Figen Başkan ve birçok yoldaşımız hukuksuzca tutuldukları cezaevlerinde onlarca kayıp yaşadı. Birçoğu aile bireylerinin son zamanlarında, yaslarında, anmalarında bu yüzden yer alamadı. Yoldaşlarımız demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüttüğü için yıllardır cezaevlerinde rehin tutulmaktadır. Figen Yüksekdağ, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve adını sayamadığımız yüzlerce kadın siyasetçinin yeri zindanlar değildir. Bu arkadaşlarımız, barış ve demokrasi için bedel ödeyenlerdir. Kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı ses yükseltenlerdir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne örecek olan öncü kadınlardır. Her bir arkadaşımız tutsaklık koşullarında dahi bu sürecin başarıya ulaşması için çabalamaktır. Bu çabayı görmek, siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasının önündeki engelleri kaldırmak barışın gerekliliğidir” dedi.
‘İranlı kadınların yaşamı tehdit altında’
Bugün Ortadoğu coğrafyasında yürütülen savaşın merkezinde İran’ın olduğunu belirten Halide Türkoğlu, ABD-İsrail-İran savaşı bir ayını geride bırakırken taraflar arasında iki haftalık bir ateşkes kararı alındığını hatırlattı. Halide Türkoğlu, bu 40 günlük süreçte en büyük yıkımı kadın ve çocukların yaşadığını söyledi. Sadece İran’la sınırlı kalmayan saldırıların Lübnan ve Yemen’e de sıçradığını belirten Halide Türkoğlu, “Hak örgütlerinin sunduğu verilere göre İran’da 701 sivil insan yaşamını yitirmiştir. Bunlardan 261’i kadın 254’ü çocuktur. Yine Lübnan’da 130 çocuk bu saldırılarda yaşamını yitirmiştir. İranlı kadınlar hem dış saldırılar hem de iç baskıların hedefi olmaktadır. 40 gün süren savaşta ateşkes ilan edilse de İranlı kadınların yaşamları ve hayatları Molla rejimi tarafından tehdit altındadır. Rejim bir yandan dış güçlerle savaşırken içerde de kendi tahkimini sağlamak için muhalifleri, özellikle de muhalif kadınları sindirmek için her türlü suçu işlemeye devam etmektedir” sözlerini kullandı.
‘İdamlar durdurulmalı’
Rejime bağlı güçler tarafından karakolların kurulduğu ve işkence suçu işlendiği haberlerinin kamuoyuna yansıdığına dikkat çeken Halide Türkoğlu, internet kesintileri ile bu suçların görünmez kılmak istendiğini vurguladı. İran Molla Rejimini protesto ettiği için gözaltına alınan kadınlardan haber alınamadığını söyleyen Halide Türkoğlu, “Bugün İran cezaevlerinde rehin tutulan ve idamla yargılanan muhalif kadın aktivistlerin her an infazları gerçekleştirilebilir. ‘İdamlara Hayır, Özgür Yaşama Evet’ kampanyası tarafından yapılan çağrıya destek sunuyor ve buradan bir kez daha söylüyoruz: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi, İran’ın askeri faaliyetleri ile ülke içindeki artan idamlar arasındaki ilişkiye her platformda dikkat çekmelidir. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve tüm sivil toplum kuruluşları, bölgesel çatışma dönemlerinde izleme faaliyetlerini artırmalıdır. Diplomatik görüşmelere katılan devletler, idamların derhal durdurulmasını temel bir şart olarak gündeme getirmelidir. Mahbube Şabani, Werîşe Muradî, Pexşan Ezîzî, Nergiz Muhammedi, Şerife Muhammedi ve Şehnaz Tabari hakkında verilen cezalar durdurulmalıdır. Demokrasi, eşitlik, özgürlük talebiyle sokaklara çıkan halkların talebi meşrudur, Rejim bu talepleri yerine getirmek zorundadır. Bu talepler aynı zamanda biz kadınların da talebidir” diye aktardı.
‘Kadın iradesi barışta ısrarını gösterdi’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla birlikte başlayan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin halkların taleplerinin yerine getirilmesinin zeminini ortaya koyduğunu belirten Halide Türkoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Kürt sorunundaki demokratik çözümün sağlanması, haksızlıkların, hukuksuzlukların, adaletsizliğin son bulması için tüm kesimlerin daha güçlü, kararlı bir şekilde sorumluluk alması elzemdir. Şüphesiz bu sorumluluğu ilk günden beri en kararlı şekilde eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle üstlenen kadınlardır. Bu kararlılık 8 Mart alanlarından, Newroz alanlarına akan kadın iradesi ile bir kez daha barıştaki ısrarını göstermiştir. Sayın Öcalan'ın çağrısı ile birlikte halklarda, kadınlarda büyüyen barış umudunu kimsenin gölgelemesine izin vermeyiz.
Renklere tahammülsüzlük bir güvenlik sorunudur
Bir yandan sürecin ilerleyebilmesi için somut adımların atılması gerektiği konuşulurken diğer yandan gözaltı, tutuklamalar yapılması, keyfi uygulamaların devam etmesini kabul etmiyoruz. Yakılan her ateş, çekilen her halay da barış talebi dile getirilmiştir. Newroz’a giden kadınların gençlerin ulusal kıyafetleri, şallarının renkleri bu ülkenin renkliliğidir. O alanlarda sadece Kürt kadınlar yoktu. Demokrasi, eşitlik özgürlük isteyen sosyalist kadınlar, feminist kadınlar, farklı inançlardan, kimliklerden, siyasetlerden kadınlar, genç kadınlar bu ülkenin renkleri vardı. Bizlerin boynumuza taktığı şallar bir güvenlik sorunu değil, bu renklere tahammülsüzlük bir güvenlik sorunudur diyoruz. Bu uygulamalarla barışa gölge düşürmek isteyen zihniyet bir güvenlik sorunudur.
Hak ihlalini tespit etmek suç değildir
Bakın barışa gölge düşüren bir diğer yaklaşım da Antalya’da yaşanmıştır. Bu ülkede cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri yıllardır hak örgütleri, hukuk örgütleri tarafından belgelenmektedir. Cezaevlerinde özellikle siyasi tutsaklara yönelik özel bir hukuk uygulandığı defalarca kez bu ülkenin gündemine getirilmiştir. Gelin görün ki bu suçu işleyenler hakkında tek bir işlem yapılmazken bu suçu raporlaştıran uzmanlar, psikologlar hakkında soruşturma açılıyor. Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevinde çıplak aramayı raporlaştıran psikologlar hakkında soruşturma açılmıştır. Bu uygulamaları asla kabul etmiyoruz. Bir hak ihlalini tespit etmek suç değildir. Asıl suç bu ihlali tespit edenleri hedef almaktır. Şiddetin, işkencenin üzerini örtmektir. Barışa gölge düşüren bu yaklaşımlar derhal sonlandırılmalı, psikologlara açılan soruşturmaların geri çekilmesi, gerçek suçluların açığa çıkarılması ve yargılanması zorunluluktur. Bu olayın sonuna kadar takipçisi olacağımızı da ayrıca belirtiyoruz.
2025 yılında 294 kadın katledildi
Barışı sadece iki taraf arasında görmedik hiçbir zaman. Kalıcı bir barışın sağlanması başta kadınlar olmak üzere toplumun her kesimini kapsayacak bir siyasetten geçmektedir. Kadınlara, farklılıklara, doğaya, yaşam alanlarına yönelik saldırıların son bulmasıyla bu gerçekleşecektir. Bakın 2025 yılında 294 kadın cinayeti işlendi. 297 kadının ölümü şüpheli ölüm denilerek kayıtlara geçti. Sadece 2026 yılının Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledildi. 22 kadının ölümü yine şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti. Bu ülkede 2 gün önce bir günde 4 kadın cinayeti işlendi. Bu cinayetler münferit değil. Şüpheli ölümlerin çoğunun arkasında yine erkek devlet şiddeti vardır. Yıllarca şüpheli, intihar olarak kayıtlara geçirilen birçok kadının hikâyesindeki şiddet, kadınların mücadelesi ile açığa çıkarılmıştır. Eskişehir’de Mehmet K. tarafından katledilen Sevim Özdemir cinayeti bunu bir kez daha göstermiştir. Sevim’i katleden kişinin cinayete intihar süsü verdiği kadınların mücadelesi ile ortaya çıkmıştır.
Faillerin nereden güç aldığı bilinmekte
Rojin Kabaiş dosyası da aynı zihniyetle kapatılmak istendi. Rojin’in ailesinin, arkadaşlarının, kadınların mücadelesiyle gerçekler açığa çıkmasına rağmen bugün Rojin’in failleri hala bu toplumda elini kolunu sallayarak dolaşmaktadır. Sistematik bir hale dönüşen kadın cinayetlerindeki artışın nedenleri bilinmektedir. Faillerin nerelerden güç aldığı bilinmektedir. Gerek iktidar gerek muhalefet kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti durdurmaya dönük kapsamlı ortak bir çalışma yürütülmelidir. Yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bir diğer konu doğum izinleri. 16 haftadan 24 haftaya çıkarılan doğum izinleri düzenlemesi. İlk bakışta olumlu bir şey olarak görülse de bizler asıl yapılması gerekeni özellikle vurguluyoruz. Söz konusu düzenlemede babaların bakım sürecindeki rolünün yardım olarak tanınması cinsiyet eşitsizliğinin göstergesidir. Bakım sorumluluğun yine annenin omzuna yüklenmesidir. Babalık izni sembolik değil zorunluluk olmalıdır. Aksi her durum kadınları kamusal alanın dışına itmektir. Kadın işsizliğinin, yoksulluğunun derinleşmesidir. Tüm bu sorunların üzerinden gelmenin yolu bakım emeğini kadınların omzundan kaldırmaktır. İş yerlerinde ücretsiz kreşlerin açılmasıdır. Ve bizlerin kadınlar adına talebi de bunlardır.
Ekolojik yıkımda ısrar
Rant ve talan düzeni en çok yaşam alanlarımıza, doğamıza saldırmaktadır. Hayatlarımıza kast eden bu zihniyet, bizi yoksullaştıran zihniyettir. Her gün derinleşen yoksulluğun içinde ekonomik şiddetin sarmalını bizi yönetenler en çok bize uygulamaktadır. Tüm bunlar yetmediği gibi bu gözü dönmüş iktidar-sermaye ortaklığı yaşamını ve doğasını savunan kadınları hedef almaktadır. Evet İkizköy halkı, açtıkları davalar devam ederken köye acele kamulaştırma için keşif heyetinin gelmesine karşı direnişe geçmiş, bu direnişin sembollerinden Esra Işık’da yürüttüğü mücadele gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır. Bu durum yargının ekolojik yıkımda ısrarının, doğa ve kadın düşmanı olduğunun en açık tutumudur. Bunun karşısında biz kadınlar doğa için, yaşam için yan yanayız. Direnişlerimizle sömürü ve talan düzeninizi sarsacağız. Esra Işık’ın mücadelesi biz kadınların mücadelesidir.
Nefret söylemleri
Aynı sorunlar eğitim alanında yaşanıyor. Her gün yeni bir cinsiyetçi uygulama, her gün yeni bir nefret söylemi üreten bir Milli Eğitim Bakanı var. Toplumsal cinsiyet kavramını, LGBTİ+’ları hedef gösteren eril dili, zihniyle düşmanlaştıran bu kişiye tekrar hatırlatıyoruz. Sizin işiniz nefret suçlarını körüklemek değildir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye dönük politikalar üretmektir. Sizin işiniz eğitimdeki fırsat eşitsizliğini gidermektir. KYK’lar da kalan üniversiteli genç kadınların güvenliğini sağlamaktır. Çocukları işçileştiren, ucuz işgücü olarak çalıştıran, yaşamlarını riske atan MESEM uygulamalarına son vermektir. Bugün MESEM’ler de yaşanan taciz, istismar, sömürüye sessiz kalmamaktır. Toplumu kutuplaştıran, nefret suçlarını körükleyen, sömürüyü derinleştiren, cinsiyetçiliği körükleyen bu zihniyetle yıllardır mücadele ettik, mücadele etmeye de devam edeceğiz.
1 Mayıs'ta alanlarda olacağız
Geleceğimizi ve yeni bir yaşamı şu andaki direnişlerle, enternasyonal dayanışmamızla inşa ediyoruz. Erkek egemen kapitalist sisteme dert olan da budur. Biz kadınlar, bu inanç ve kararlılıkla Ekmek, Adalet, Eşitlik, Özgürlük ve Barış için kadın meclisi olarak 1 Mayıs alanlarına akacağız."







