Devrimi kadın özgürlüğüyle buluşturan isim: Aleksandra Kollontay

  • 09:06 31 Mart 2026
  • Portre
Derya Ceylan 
 
HABER MERKEZİ - Sovyet hükümetinin ilk kadın bakanı, dünyanın ilk kadın büyükelçilerinden biri ve kadın özgürlük mücadelesinin en dikkat çekici isimlerinden Aleksandra Kollontay, ardında güçlü bir siyasal ve düşünsel miras bıraktı.
 
Ekim Devrimi’nin öncü isimlerinden Aleksandra Kollontay, yalnızca Sovyet hükümetinin ilk kadın bakanı ve dünyanın ilk kadın büyükelçilerinden biri olarak değil, kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik özgürlüğünü devrimci dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak ele alan fikirleriyle de tarihe geçti. Kadın emeği, annelik, aile, aşk ve özgür yaşam üzerine yürüttüğü tartışmalarla döneminin kalıplarını aşan Aleksandra Kollontay, aradan geçen yıllara rağmen kadın mücadelesinin en dikkat çekici figürlerinden biri olmayı sürdürüyor.
 
31 Mart 1872’de Rus Çarlığı’nın başkenti St. Petersburg’da dünyaya gelen Aleksandra Kollontay, varlıklı bir ailede büyüdü. Özel hocalardan ders aldı, birden fazla yabancı dil öğrendi. Üniversite eğitimi almak istese de annesinin engeliyle karşılaştı. Ancak onun yaşamını asıl değiştiren, ayrıcalıklı çevresinden çıkıp işçi sınıfının gerçekliğiyle yüzleşmesi oldu. Genç yaşta evlenip bir çocuk sahibi olan Aleksandra Kollontay, eşinin çalıştığı fabrikayı gördükten sonra işçilerin ağır yaşam koşullarına tanıklık etti. Bu karşılaşma, onun siyasal yöneliminde belirleyici bir kırılma yarattı. St. Petersburg’daki tekstil işçilerinin grevi sırasında grevcilere destek veren Aleksandra Kollontay, yardım topladı ve işçilerin örgütlü direnişini savunan bildiriler dağıttı.
 
Daha sonra evliliğini geride bırakan Aleksandra Kollontay, oğlunu ailesine bırakıp 1898’de Zürih’e giderek ekonomi eğitimi aldı. İngiltere’de işçi sınıfı üzerine çalışmalar yürüttü, ardından Rusya’ya dönerek yeraltı devrimci faaliyetlerine katıldı. Marksist bir çizgide örgütlenen Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne üye olan Aleksandra Kollontay, bildiriler yazdı, politik tartışmalar örgütledi ve yasadışı yayınların dağıtımında yer aldı. Aynı dönemde Finlandiya’daki işçilerle Rus işçiler arasında bağ kurulması için de çaba yürüttü.
 
Kadın özgürlüğünü toplumsal dönüşümle birlikte düşündü
 
Aleksandra Kollontay’ın kadın sorununa yaklaşımı da bu yıllarda daha belirgin hale geldi. “Kadın Sorununun Toplumsal Temelleri” üzerine çalışırken, kadınların yalnızca mülkiyet, eğitim ve oy hakkı gibi alanlarda eşitlik talep etmesinin yeterli olmayacağını savundu. Ona göre kadınlar ancak dönüştürülmüş, yeni toplumsal ve ekonomik ilkeler üzerine kurulu bir dünyada gerçek anlamda özgür ve eşit olabilirdi. Bu yaklaşımı, onu yalnızca siyasal bir figür değil, aynı zamanda kadın özgürlüğü üzerine düşünen güçlü bir teorisyen haline getirdi.
 
Sürgünde de mücadeleden kopmadı
 
1908’de hakkında yürütülen kovuşturmalar ağırlaşınca sürgün yılları başladı. Almanya, Fransa, Danimarka, İsveç, Norveç, İngiltere ve ABD arasında geçen bu dönemde hem sosyalist hareket içinde etkin rol aldı hem de kadınların mücadelesine dair uluslararası çalışmalarda yer aldı. 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’na katıldı; Clara Zetkin’le birlikte 8 Mart’ın her yıl Uluslararası Çalışan Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren isimler arasında yer aldı. Fransa’da işçi eşleriyle hayat pahalılığına karşı grevler örgütledi, çeşitli ülkelerde aile, annelik ve kadın emeği üzerine konferanslar verdi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise savaş karşıtı tutumu nedeniyle tutuklandı, ancak geri adım atmadı.
 
Devrimin sahasında yer aldı
 
1917’de Rusya’ya dönen Aleksandra Kollontay, Şubat ve Ekim devrimleri sürecinde aktif biçimde sahadaydı. Lenin’i Finlandiya İstasyonu’nda karşılayanlar arasında yer aldı, Nisan Tezleri’ni destekledi, fabrikalarda, kışlalarda ve meydanlarda işçilere ve askerlere hitap etti. Petrograd’da dört bin kadın işçinin katıldığı bir grevin örgütlenmesinde rol aldı. Devrimden sonra Sosyal Güvenlik Halk Komiserliği görevine getirilen Aleksandra Kollontay, böylece Sovyet hükümetinin ilk kadın bakanı oldu.
 
Kadınların yaşamına dokunan dönüşümlerde rol aldı
 
Aleksandra Kollontay’ın ismi özellikle kadınların yaşamına doğrudan dokunan düzenlemelerle öne çıktı. Onun öneri ve katkılarıyla kadınlara yasal eşitlik, eğitim ve oy hakkı tanıyan bir dizi düzenleme yapıldı. Evlilik, kilisenin kutsadığı ve ömür boyu süren değişmez bir bağ olmaktan çıkarıldı; annelik izinleri uzatıldı, “meşru” ve “gayrımeşru” çocuk ayrımı kaldırıldı. Kadınların politik yaşama katılımını güçlendirmek için parti içinde kadınların ayrı örgütlenebildiği Jenotdel kuruldu. Aleksandra Kollontay, kadınların özgürlüğünü yalnızca hukuki haklarla değil, toplumsal yaşamın bütününde dönüşümle birlikte düşündü.
 
Parti içi muhalefetten diplomasiye
 
Ancak Aleksandra Kollontay’ın parti yönetimiyle yolları her zaman sorunsuz ilerlemedi. Brest-Litovsk Barış Antlaşması’na karşı çıktı, daha sonra İşçi Muhalefeti içinde yer alarak Sovyet devletinin giderek bürokratlaştığını savundu. Düşünce özgürlüğünü ve işçi sınıfının inisiyatifini savunan Aleksandra Kollontay, “Eleştiriden korkuyoruz ve kitlelere artık güvenimiz kalmadı” sözleriyle bu itirazını açık biçimde ortaya koydu. Bu muhalif çizgi sonrasında diplomatik görevlere yönlendirildi; önce Norveç’te ticaret ataşesi, ardından büyükelçi oldu. Böylece dünyanın ilk ve SSCB’nin tek kadın büyükelçisi olarak tarihe geçti. Sonraki yıllarda Meksika ve İsveç’te de büyükelçi olarak görev yaptı.
 
Düşünsel mirası yaşamayı sürdürüyor
 
Siyasal kimliğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen Aleksandra Kollontay, “İşçi Arıların Aşkı” ve “Bir Büyük Aşk” adlı romanlarında cinsellik, aşk ve kadın-erkek ilişkilerini devrimci bir perspektifle ele aldı. Kadın hareketinin örgütlenmesine dair görüşleri nedeniyle özellikle 1970’lerden sonra feminist çevrelerin yeniden dikkatini çekti. Sovyetler Birliği’nde bir dönem unutulmaya yüz tutsa da Batılı kadın tarihçilerin biyografi çalışmalarıyla yeniden görünür oldu. Bugün farklı görüş ayrılıklarına rağmen Aleksandra Kollontay, kadın tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilmeyi sürdürüyor. 9 Mart 1952’de geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Aleksandra Kollontay, ardında yalnızca siyasal bir miras değil, kadınların özgürlük mücadelesine hâlâ temas eden güçlü bir düşünsel iz bıraktı.