'Kadın katliamlarında cezasızlık bilinçli bir tercih oldu'
- 09:06 29 Ocak 2026
- Güncel
Pelşin Çetinkaya
AMED - Artan kadın katliamı ve şiddetini değerlendiren Avukat Fazilet Taştan, hukukun bilinçli olarak etkisizleştirildiğini, cezasızlığın ise artık bilinçli bir tercih olduğunu söyledi.
Erkek egemen sistemin ürettiği şiddet her geçen gün daha da görünür hale gelirken, kadın katliamları artarak sürüyor. Kadınları katleden erkekler, cezasızlık politikaları ve kadın düşmanı uygulamalarla besleniyor. Kadınlar yaşam haklarını savunduğu için her gün neredeyse erkek şiddetti sonucu katlediliyor.
Avukat Fazilet Taştan, artan kadın katliamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fazilet Taştan, kadınların, yaşam hakkının elinden alınmasına göz yuman bir sistemin içerisinde yaşadıklarını belirterek, “Maalesef ki bir günde üç kadının katledildiği haberlerle güne başladık. Kadınlar vahşice her gün daha farklı şekillerde katlediliyor. Bunun artık bir son bulması için tüm sivil toplum örgütleri, kadınlar olarak mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor. Maalesef ki kadın kırımı, kadın katliamları artarak devam devam ediyor" dedi.
‘Şiddet tolere ediliyor’
Kadın katliamlarındaki artışın kadını korumaya yönelik mekanizmaların yetersizliğinden kaynaklandığını aktaran Fazilet Taştan, “6284 sayılı yasa sürekli tartışmaya açılıyor. Kadınlar şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı verilmesi ile de eşit yurttaşlık hakkı tamamen ortadan kaldırılmış oldu. Yine kadın cinayetlerindeki artış maalesef ki koruma yükümlülüğünün çok etkin bir şekilde yapılmadığını gösteriyor. Şiddetin tolere edildiğini gösteriyor. Erkek egemen düzeni korunduğu gösteriliyor. Yine bu cinayetler maalesef ki tesadüf değil, bir anlık değil, münferit hiç değil. Sistematik bir şekilde kadın cinayetleri devam ediyor" diye belirtti.
Ses çıkaran kadın katlediliyor
Fazilet Taştan, cezasızlık politikasına dikkat çekerek, bu durumun erkekleri cesaretlendiğini vurguladı. Fazilet Taştan: "Cezasızlık erkek egemen sistemin sigortası gibi. Kadının sadece itaat etmesi, itaat etmezse yalnız kalacağı ve katledilmesini içeren bir sistemle karşı karşıyayız. Özellikle boşanmak isteyen, uzaklaştırma kararı olan, şikâyet eden, kendi hayatını kurmak isteyen kadınlar maalesef ki katledilerek, şiddete maruz kalarak, cezalandırıyorlar. Tabii bunun başlıca temelinde yine ataerkil zihniyet var” ifadelerini kullandı.
‘Hukuk, bilinçli olarak etkisizleştiriliyor’
Failin işlediği suçların gerekçelendirilerek, cezanın indirgendiğine dikkat çeken Fazilet Taştan, “Kadının erkeğe ait olduğu, itaat etmesi gerektiği, kendi kararlarını alamayacağı hayır deme lüksünün olmadığı ya da yine şiddetin kültürel olarak bir boyutu da var. Durumun bir bütünen meşrulaştırılması olayı da var. Baktığımızda mutlaka hukukun devreye girmesi gereken bir nokta. Fakat hukuk, bilinçli olarak etkisizleştiriliyor. Çok ciddi ceza kanununda yaptırımlar var, müebbet var, ağırlaştırılmış müebbet cezaları var. Fakat sonra bakıyoruz ki infaz yasalarıyla bu cezalar ortadan kalkabiliyor. Ya da erkeğin haksız tahrikle öfkesi meşrulaştırılıyor. 'İyi hal' denilerek, cinayet kişilik meselesine indirgeniyor. Yine tutuksuz yargılamalarla fail özgür kalıyor. Bu adalet aslında failin korunmasını sağlıyor. Bu da cezasızlığı ortaya çıkarıyor ve cezasızlık aslında bilinçli bir tercih oluyor” diye aktardı.
Şiddeti durduramayan adalet
Fazilet Taştan, faili koruyan bir yargı diliyle karşı karşıya kalındığını kaydederek, “Bu suçların köküne indiğimizde failler, yargılanmayacağını ya da çok az cezalar alacağını bildiği için her türlü eylemi gerçekleştirmekte kendini özgür zannediyor. Bu anlamda hukuki indirimlerin uygulanması, haksız tahriktir, iyi hal, tutuksuz yargılama, erken tahliyeler, fail açısından işte öldürsem bile çok ceza almam mesajları, işte bunlar da caydırıcı olmaktan maalesef ki çok uzaklaşıyor. Ve faili koruyan bir yargı diliyle de karşı karşıyayız. Mahkemelere katıldığımız zaman şiddete maruz kalan, şiddet tehdidi altında olan ya da katledilmiş bir kadının arkasından mesajları, yaşam tarzı gibi durumlar önümüze geliyor. Bu da maalesef ki adaletin yönünü tam tersine çeviriyor. Erkek egemen sistemi koruyan bir yargıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ardından baktığımızda kadına yönelik şiddetle mücadelede maalesef ki gerekli bütçe ayrılmıyor. Denetimi tam anlamıyla yapılamıyor ya da bazı şeyler göstermelik kalıyor. Ve tabi İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmede maalesef ki cezasızlığı daha da meşrulaştırmış oluyor” dedi.
‘Toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleşmeli’
Fazilet Taştan, şiddetin sıradanlaştığı mevcut süreçte sorunların çözüme kavuşabilmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı: Kadınlar dayanışma ruhu ile birlikte hep birlikte mücadeleye başladılar. Ve bu anlamda da kadınlar birey olarak ‘biz varız’ dediler. İşte aile merkezli değil hak temelli bizler varız demeye başladılar. Bu suçların, katliamların son bulması için tabi bir taraftan da yargı da sorumluluklarını yerine getirmeli. Ve devletin bu anlamda sorumluluğunun olduğunu yeri geldiği zaman önleyici ve koruyucu tedbirler noktasında kadınların devlet tarafında da korunması gerektiğini, yine cezasızlığın sona ermesi için etkin soruşturmaların yapılması gerekiyor. Mahkemelerde sadece erkek yargı değil, kadını da eşit önceleyen yargılamaların yapılması gerekiyor. Özellikle medyanın dili bu anlamda çok önemli. Medyanın dilini daha kadın bakış açısıyla değiştirmesi gerekiyor ve zihniyet dönüşümünün gerçekleşmesi gerekiyor. Koruma mekanizmaları etkin bir şekilde çalışmalı. Yine İstanbul Sözleşmesi'ne yeniden taraf olunmalı. Toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeli ve kadın dayanışması güçlendirilmesi için herkesin bu dayanışmaya hep bir koldan devletin, kamu kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin hep birlikte bütüncül politikalarla birlikte çalışma yapması gerekmektedir.”







