‘HTŞ, halklara ve inançlara saldırmaya devam ediyor’

  • 09:03 20 Ocak 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
 
İZMİR - HTŞ çetelerinin saldırılarına tepki gösteren DİK üyesi Hatice Kavran, HTŞ’nin önceliğinin tehdit olarak gördüğü farklılıkları ortadan kaldırmak olduğunu belirtti. Hatice Kavran, saldırıların devam ettiğini ifade ederek, Türkiye’nin saldırılardaki rolüne dikkat çekti.
 
HTŞ çeteleri, 6-10 Ocak tarihleri arasında Halep'teki Şêxmeqsûd, Eşrefîye ve Benî Zed mahallelerine ağır silahlarla saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda çok sayıda yurttaş katledildi, yüzlerce insan kaçırıldı ve on binlerce insan yerinden edildi. Başta Şêxmeqsûd ve Eşrefîye olmak üzere birçok noktaya yönelik saldırılar devam ederken, saldırılara ve katliamlara karşı Kürdistan’ın ve dünyanın dört bir yanından ses çıkarılıyor.
 
HTŞ çetelerinin saldırılarına tepki gösteren Demokratik İslam Kongresi (DİK) üyesi Hatice Kavran, HTŞ’nin Suriye’de yaşayan farklı inançlara ve kimliklere yönelik saldırılarının insanlık suçu olduğunu ifade ederek Orta Doğu’nun savaş ortamından çıkabilmesine dair Demokratik İslam’ın önemine vurgu yaptı.
 
‘HTŞ, halklara ve inançlara saldırmaya devam ediyor’
 
HTŞ’nin Halep'e bağlı Kürt mahallelerine saldırmasının birden fazla nedeni olduğunu ifade eden Hatice Kavran, en önemli nedenin Suriye'yi Sünni, Arap ve eril zihniyetle yönetilen bir devlete dönüştürmek olduğunu söyledi. Hatice Kavran, “Bu zihniyetin önceliği, tehdit olarak gördükleri farklılıkları ortadan kaldırmak ya da etkisiz hale getirmektir. HTŞ, sırasıyla halklara ve inançlara saldırmaya devam ediyor. Türkiye, Kürt güçleri arasında ayrıştırma yaratmaya çalışarak Kürt güçlerini zayıflatmaya çalışıyor. Kürdistan'ın herhangi bir parçasında, Kürtlerin herhangi bir kazanımına ulus devlet zihniyetinin bakış açısı aynıdır. ‘Kürtler statüsüz kalmalılar ve hatta asimile olup yok olmalılar’ düşüncesi hâkimdir. Ulus devletler ancak bu şekilde kendilerini güvende hissederler. Çünkü Kürt topraklarında işgalci olduklarının herkesten daha fazla bilincindedirler. Kürtlerin bir gün kendilerine işgalci olduklarını hatırlatacağı düşüncesi, onları olabildiğince ahlaksızlaştırıp saldırganlaştırıyor” dedi.
 
‘Etnik ve mezhepsel saldırılar insanlık suçudur’
 
Halkların ve inançların bir arada yaşamasının ön şartının özgürlük, eşitlik ve yönetimin paylaşılması olduğunu söyleyen Hatice Kavran, “Hiçbir halk, başka bir halkın korkusu üzerinden birliğe zorlanamaz. Korku ile bir halkı baskı altında tutmak, nefret ve düşmanlık üretir. Bu düşmanlık zaman içerisinde çatışmalara ve savaşlara dönüşür. Bunu önlemenin tek yolu; etnik köken, dil, mezhep ve inançta özgürlük anlamında ve alanlarında, eşitlik üzerinden bir modelin uygulanmasıdır. Statü, yerel yönetimler gibi modeller bölünmeyi değil, birlikte yaşamayı mümkün kılar. Eğer bu temelde eşitlik uygulanmazsa, tahakküm kuranlara karşı baskı altına alınan kimlikler savunma refleksleri geliştirir. Onun için çok halklı ülkelerde aşırı merkeziyetçi yönetimler krizler yaratır. Şunu net söylemek lazım; bir halkın güvenliği, başka bir halkın ezilmesiyle sağlanamaz. Etnik veya mezhepsel saldırılar insanlık suçudur” şeklinde konuştu.
 
‘Devletin dini dayatmasına karşıyız’
 
Demokratik İslam’ın demokrasiye bakışının tek tip olmadığını söyleyen Hatice Kavran, inanç, yaşanılan ülke, eğitim ve kişisel özgürlük alanlarının farklı bakış açılarını belirlediğini dile getirdi. Hatice Kavran, “Demokrasiyi benimseyen Müslümanların Demokratik İslam anlayışına bakışı, genelde uzlaştırıcı, eleştirel ve hak merkezlidir. Bizler için mesele ‘İslam mı, demokrasi mi?’ değil; ‘İslam nasıl yaşanırsa adil olur?’ sorusudur. Demokratik İslam eşittir zorlamasız din. Bize göre din vicdan işidir. Bu yüzden devletin dini dayatmasına da toplumun ahlak polisliğine de karşıyız. Yani din, iman ve özgür irade olmadan anlamını yitirir. Dinin, Orta Doğu’nun din tüccarlarının kullanım malzemesi olmasını engellemek ve Orta Doğu’yu savaş alanı olmaktan çıkarmak için Demokratik İslam'ın olması gerekiyor. Türkiye bu anlamda dini kendi çıkarları için kullanarak, başka türlü ikna edemediği dindar Kürtleri, din adına Kürtlerden ve mücadeleden kopararak ‘böl, parçala, yok et’ taktiğini uyguluyor” diye belirtti.