Adalet Kaya: Yasal düzenleme yapılmadan süreç ilerlemez 2026-05-06 09:02:15   Pelşin Çetinkaya-Rojda Aydın    AMED - 27 Şubat çağrısının ardından bölgede önemli gelişmeler yaşanırken, iktidarın yasal düzenlemeler ve demokratikleşme adımları atmamasına dikkat çeken DEM Parti Milletvekili Adalet Kaya, sürecin tek taraflı ilerlediğini belirterek, barış ve çözüm için somut adım çağrısı yaptı.   Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte, Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan farklı kimliklerin beklentileri sürüyor. Apocu Hareket Yönetimi dün sürece dair yaptığı açıklamada, Kürt Halk Önderi’nin rolünü oynayabilmesi için statüsünün belirlenmesi ve yasal adımların atılması gerektiğini bir kez daha belirtti. Hareket yönetimi bir yıl boyunca demokratik çözüm için adımlar attıklarını belirtirken, iktidarın sürece samimi ve yaklaşmadığı izlenimi yarattığını da kaydetti.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Amed Milletvekili Adalet Kaya, sürece dair değerlendirmelerde bulundu.    ‘Çağrı, yeni dünya düzeninin eşiğinde tarihi müdahale’   27 Şubat çağrısının ardından bölgede yaşanan gelişmelerin, yeni dünya düzeninin savaş üzerinden şekillendiğini ortaya koyduğunu aktaran Adalet Kaya, “27 Şubat Çağrısı, hem Ortadoğu hem de dünya siyaseti açısından son derece kıymetli bir döneme işaret ediyor ve önemini hâlâ koruyor. Bu çağrının ardından yaşanan gelişmeler; İsrail’in saldırıları, İran’la bağlantılı savaş dinamikleri ve hegemonik güçlerin bölge üzerindeki enerji yolları ile koridorlara dönük politikaları, yeni bir dünya düzeninin inşa sürecinin savaş üzerinden somutlaştığını gösterdi. Tüm bu gelişmeler, 27 Şubat Çağrısı’nın ne kadar kritik bir zamana denk geldiğini bir kez daha ortaya koydu. Bu çerçeveden bakıldığında süreç, hem halk açısından hem de siyaset kurumu açısından yavaş ilerliyor. Buna karşın PKK’nin, Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve yönlendirmesi doğrultusunda hızlı bir şekilde kongresini gerçekleştirmesi ve fesih kararı alması dikkat çekici bir gelişme oldu. Ardından atılması gereken adımların, yani geri çekilme ve benzeri süreçlerin, demokratik siyaset zemininde ilerletileceğinin ilan edilmesi, dünya siyaseti açısından da önemli bir karşılık buldu. Bu adımların anlamı ve önemi, daha geniş kesimler tarafından anlaşılır hâle geldi. Tüm bunların böylesi kritik bir tarihsel döneme denk gelmesi ise sürecin hem anlamını hem de değerini artıran bir unsur olarak öne çıkıyor” dedi.   ‘Meclis komisyonu önerdi, süreç yerinde sayıyor’   Adalet Kaya, yasal düzenlemelere dair yapılan açıklamalara rağmen somut adımların atılmamasının, siyaset kurumundaki tıkanmayı ve sürecin neden yavaş ilerlediğine dair soru işaretlerini artırdığını belirterek, "Hepimizin aklındaki temel sorulardan biri şu: Türkiye neden hâlâ yasal düzenlemeleri başlatmıyor? Elbette bunun birden fazla nedeni var. Türkiye’de siyaset şu anda belirli bir tıkanmışlık yaşıyor ve bu durum, gerekli politik adımların atılmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle süreç, beklenen hızda ilerlemiyor. Oysa Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli, defalarca yasal düzenlemelerin yapılacağına dair açıklamalarda bulundu. Ancak bu söylemlere rağmen somut adımların henüz atılmamış olması dikkat çekiyor. Bilindiği üzere bu süreçte oluşturulan Meclis komisyonu da oldukça önemli bir rol üstlendi. Komisyon, hem doğrudan yasal düzenleme gerektiren konulara hem de mevcut yasalar çerçevesinde atılabilecek adımlara dair kapsamlı öneriler sundu. Ancak gelinen noktada ne yasal düzenlemelere ilişkin somut bir gelişme yaşandı ne de yasal düzenleme gerektirmeyen alanlarda herhangi bir ilerleme kaydedildi. Bu durum, sürecin neden yavaş ilerlediğine dair soru işaretlerini daha da artırıyor" ifadelerini kullandı.   ‘Halkın beklentisi net, adım yok’   Kayyım meselesinin yalnızca yerel yönetimler değil, aynı zamanda demokratikleşme ve toplumsal barış tartışmalarının merkezinde yer almaya devam ettiğini söyleyen Adalet Kaya, “Kayyum uygulamalarına ilişkin olarak toplumda güçlü bir beklenti oluşmuş durumda. Bu durum, birçok kesim tarafından halk iradesine yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor. Nitekim hazırlanan komisyon raporlarında da bu yönde tespitlerin yer aldığı ifade ediliyor. Buna rağmen kayyumların geri çekilmesi ve yerel yönetimlerin yeniden seçilmiş yöneticilere devredilmesi konusu henüz somut bir gündem hâline gelmiş değil. Oysa bu beklentiler, toplum açısından hem anlaşılır hem de siyasal sürecin ilerleyebilmesi için önemli görülüyor. Bu tabloya daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, bölgesel gelişmelerin ve çatışma dinamiklerinin iç siyaseti etkilediği görülüyor. Türkiye’nin bu süreçte daha temkinli, ‘bekle-gör’ olarak nitelendirilen bir politika izlediği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Aynı zamanda bölgesel dengeler içinde yeniden etkin bir aktör olma arayışının da bu tutumda etkili olduğu düşünülüyor. Ancak mevcut koşullar, yalnızca statükoyu korumaya dayalı yaklaşımların sürdürülebilirliğini tartışmalı hâle getiriyor. Bölgedeki çatışmaların toplumlar arası gerilimleri artırdığı ve farklı kesimler arasındaki karşıtlıkları derinleştirdiği yönünde yorumlar öne çıkıyor. Bu nedenle bazı değerlendirmelerde, yaşanan sürecin sadece askeri ya da jeopolitik bir mesele değil, aynı zamanda demokratikleşme, toplumsal barış ve birlikte yaşam perspektifi açısından da ele alınması gerektiği vurgulanıyor” sözlerini kullandı.     ‘Savaş politikaları toplumsal sorunları derinleştiriyor’   Adalet Kaya, bölgesel çatışmaların etkisiyle toplumsal sorunların arttığına dikkat çekerek, "Bugün yalnızca Türkiye’de değil, bölgede ve dünya genelinde de kadın-erkek arasındaki karşıtlıkların çeşitli politikalarla derinleştirildiği yönünde ciddi değerlendirmeler yapılıyor. Bu durum, toplumsal barış ve ortak yaşam açısından önemli riskler barındırıyor. Bu nedenle tüm kesimlerin ortak bir zeminde buluşması, itirazlarını ve taleplerini birlikte dile getirmesi büyük önem taşıyor. Halkların barışı ve demokratik bir toplumun inşası, ancak ortak bir irade ve güç birliğiyle mümkün olabilir. Aksi durumda, mevcut ‘bekle-gör’ politikalarının kısa vadede dahi olumsuz sonuçlar doğurabileceği ve Türkiye açısından da kayıplara yol açabileceği ifade ediliyor. Bu nedenle sürecin daha aktif ve çözüm odaklı bir yaklaşımla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Bugün tehdit altında olanın yalnızca belirli ülkeler ya da halklar olmadığı; Ortadoğu’nun bütün halklarının bu süreçten etkilendiği dile getiriliyor. Bu yüzden bölge halklarının ortak bir tutum geliştirmesi, demokratik toplumun inşası için birlikte adım atması gerektiği belirtiliyor. Bu noktada Türkiye’ye de önemli sorumluluklar düştüğü ifade ediliyor. Öte yandan, ülkede yaşanan toplumsal sorunların derinleştiğine dair örnekler de sıkça gündeme geliyor. Eğitimden ekonomiye, kadın haklarından enerji politikalarına kadar birçok alanda yaşanan sorunların, mevcut çatışma ve savaş politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğu yönünde yorumlar yapılıyor. Tüm bu tablo, sorunların birbirinden bağımsız değil; aksine birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bütüncül bir çözüm yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor" şeklinde konuştu.    Bölgesel krizlere karşı dayanışma ve diyalog önerisi   Müzakere sürecinin hızlanması için ortak irade, hukuki düzenlemeler ve demokratik yöntemlerin önemine vurgu yapan Adalet Kaya, "Bugün Türkiye’de ve Ortadoğu’da kalıcı bir barışın ve demokratik toplumun inşası için halkların eşit, özgür ve barış içinde bir arada yaşamasını esas alan bir yaklaşımın güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları arasında kurulacak geniş tabanlı bir ittifakın, bu sürecin temel dayanaklarından biri olabileceği dile getiriliyor. Bu çerçevede bazı siyasi değerlendirmelerde, Abdullah Öcalan’ın sürece aktif katılımının sağlanmasının önemli olduğu yönünde görüşler öne çıkıyor. Bu yaklaşımda, kendisinin geçmiş süreçlerde müzakere rolü üstlendiği ve belirli bir toplumsal kesim açısından bu rolün devamının gerekli görüldüğü ifade ediliyor. Son yıllarda hem bölgesel hem de küresel düzeyde yaşanan gelişmeler, statükonun korunmasına dayalı politikaların zorlandığını ve halklar arası dayanışma arayışlarının güçlendiğini ortaya koyuyor. Rojava, Başûr ve diğer bölge parçalarında yaşanan çatışmaların toplumsal düzeyde derin etkiler yarattığı ve bu etkilerin Türkiye’ye de yansıdığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu bağlamda, savaş ve çatışma politikalarının toplum üzerindeki etkilerine karşı daha örgütlü, dayanışmacı ve demokratik bir yaklaşımın geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Toplumsal taleplerin ortak bir zeminde dile getirilmesi ve demokratik kanalların güçlendirilmesi, çözüm sürecinin hızlanmasına katkı sağlayabilecek unsurlar arasında görülüyor. Öte yandan, hukuki ve siyasi düzenlemelerin yapılması, diyalog kanallarının açılması ve mevcut sorunların demokratik yöntemlerle ele alınması gerektiği yönünde çağrılar da dikkat çekiyor. Bu tartışmalar, Türkiye’nin geleceğine dair farklı çözüm önerilerinin ve yaklaşımların varlığını ortaya koyuyor" diye konuştu.