ÖHD’den Bolu F Tipi Cezaevi için açıklama 2026-02-22 19:46:33     ANKARA - Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nin bitişiğinde faaliyet gösteren beton santralinin tutsakların sağlık haklarına doğurduğu risklere ilişkin açıklama yapan ÖHD, “Öngörülebilir bir risk karşısında pasif kalınması, yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurabilecek bir idari ihmale işaret edebilir” dedi.   Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nin bitişiğinde faaliyet gösteren beton santralinin yol açtığı toz yayılımı, hava kirliliği ve gürültünün cezaevinde tutulan tutsakların yaşamı ve sağlık haklarına doğurduğu risklere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yaşananların ağır bir sonuç doğurabileceği vurgulanan açıklamada, denetim ve değerlendirme yapılmasının zorunluğuna işaret edildi.   Konuya ilişkin idari makamlara başvuru yapıldığı belirtilen açıklamada, 28 Kasım 2025 tarihinde yapılan başvuruların ardından Bolu İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü’nün söz konusu tesisin Bolu Belediyesi sorumluluk alanında olduğu ve şikayet konularının yetkili kurumlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettiği kaydedildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından yapılan denetimde tesisin mevcut çevre izinlerine sahip olduğu ve teknik önlemlerin uygulandığını bildirdiği belirtilen açıklamada, ÖHD’nin hava emisyon ölçümleri yapılması ve akustik rapor hazırlanarak Bolu İl Müdürlüğü’ne sunulmasını talep ettiği bildirildi. Açıklamada, bu talebin üzerine Bolu İl Sağlık Müdürlüğünün yerinde inceleme yapıldığı ancak ölçme ve denetim yetkisinin çevre ve belediye birimlerine ait olduğunu kaydettiği, Bolu İl İnsan Hakları Kurulu’nun da belediye tarafından teknik inceleme yapılmasına ve sonucun Kurula sunmasına karar verdiği gelişmeleri aktarıldı.    Mahpusların sağlık sorunları   Konuya ilişkin çeşitli yazışmalar ve denetim işlemleri yürütülmüş olsa da mevcut durumun idari izin belgeleri ve teknik raporlarla sınırlı değerlendirilmesinin yeterli olmadığı vurgulanan açıklamanın devamında şu sözlere yer verildi:  “Konunun özünde, hapishanede bulunan mahpusların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkı ve bu hakla doğrudan bağlantılı olan sağlık hakkı yer almaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56’ncı  maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına almakta; çevrenin korunması ve çevre sağlığının geliştirilmesini devletin ve vatandaşların ortak ödevi olarak tanımlamaktadır. Bu anayasal düzenleme, devletin yalnızca pasif bir izleyici konumunda kalamayacağını, özellikle kamu gücünün tam denetimi altında bulunan hapishanelerde çevresel risklerin ortadan kaldırılması yönünde aktif ve önleyici yükümlülükler üstlendiğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 17’nci maddesi uyarınca herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2'nci maddesi de devletlere, yetki alanları içerisindeki bireylerin yaşamını koruma yönünde hem negatif hem de pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Bu yükümlülükler yalnızca kasten öldürmeme veya doğrudan müdahaleden kaçınma şeklinde değil; aynı zamanda öngörülebilir ve önlenebilir çevresel ve sağlık risklerine karşı etkili önlemler alma, denetim mekanizmalarını işletme ve gerekli hâllerde faaliyeti sınırlama veya durdurma yükümlülüğünü de içermektedir. Özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin, çevresel tehlikelere karşı kendi önlemlerini alma imkânından yoksun olduğu dikkate alındığında, Anayasa’nın 56'ncı maddesi ile AİHS’nin 2’nci maddesinin birlikte değerlendirilmesi, devletin sorumluluğunu daha da ağırlaştırmaktadır.   Gürültü kirliliği   Hapishaneler bakımından bu yükümlülük daha da yoğunlaşmaktadır. Zira mahpuslar, özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olmaları nedeniyle barındırıldıkları fiziksel koşulları seçme ya da değiştirme imkânına sahip değildir. Devlet, mahpusların tüm yaşam koşullarını belirleyen ve denetleyen konumdadır. Bu nedenle, cezaevi yerleşkesine bitişik bir sanayi tesisinin faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel etkilerin doğrudan mahpusları etkilemesi halinde, ortaya çıkabilecek risklerden devletin sorumluluğu daha da belirgin hâle gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da, devlet gözetimi altındaki bireylerin yaşam ve sağlıklarının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin özel bir hassasiyetle yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bilimsel literatür, beton santralleri gibi endüstriyel tesislerden kaynaklanan ince partikül madde, silika tozu ve diğer kirleticilerin uzun vadede solunum yolu hastalıkları, astım, kronik akciğer hastalığı, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve çeşitli sistemik sağlık sorunları ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Gürültü kirliliğinin ise yalnızca işitme kaybı değil; stres artışı, uyku bozuklukları, hipertansiyon ve psikolojik sorunlar üzerinde de etkili olduğu bilinmektedir. Hapishanelerde bulunan mahpusların kapalı ve sınırlı bir alanda yaşamlarını sürdürdükleri dikkate alındığında, bu tür çevresel etkilerin maruziyet düzeyi ve süresi artmakta; dolayısıyla sağlık üzerindeki potansiyel etkiler daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir.   Denetim değerlendirmesi yapılmalı   Bu bağlamda, tesisin geçmiş tarihli izin belgelerine sahip olması veya belirli teknik önlemleri uyguladığının belirtilmesi, tek başına yaşam hakkı bakımından yeterli bir güvence sağlamaz. İzin belgelerinin varlığı, fiili durumun insan sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmadığını otomatik olarak göstermez. Esas olan, güncel ve bağımsız ölçümlerle riskin somut olarak ortaya konulması; bu ölçümlerin şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılması ve elde edilen veriler doğrultusunda etkili önleyici tedbirlerin gecikmeksizin alınmasıdır. Özellikle hapishaneye bu denli yakın bir konumda bulunan bir tesis söz konusu olduğunda, ihtiyat ilkesi gereği daha sıkı bir denetim ve daha hassas bir değerlendirme yapılması zorunludur. Yaşam hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü, yalnızca zararın gerçekleşmesinden sonra tazmin edici mekanizmaları işletmekten ibaret değildir. Aksine, ciddi ve öngörülebilir bir risk söz konusu olduğunda, bu riskin gerçekleşmesini engelleyecek önleyici ve koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğünü içerir. Eğer mevcut faaliyetler mahpusların sağlığını uzun vadede tehdit edebilecek nitelikteyse, idarenin yalnızca rapor beklemekle yetinmesi değil; gerekli görülmesi halinde faaliyetlerin sınırlandırılması, çalışma saatlerinin düzenlenmesi, ek filtre ve kapatma sistemlerinin zorunlu kılınması veya daha ileri tedbirlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, öngörülebilir bir risk karşısında pasif kalınması, yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurabilecek bir idari ihmale işaret edebilir.   Devletin denetimi altındaki bireylerin korunması   Hapishanede bulunan mahpusların sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarını sağlamak, devletin temel yükümlülüklerinden biridir. Mahpusların özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olmaları, diğer temel haklarının askıya alındığı anlamına gelmez. Aksine, devletin gözetim ve denetimi altındaki bireylerin haklarının korunması, demokratik hukuk devletinin en önemli göstergelerinden biridir. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan mahpusların yaşam ve sağlık hakkı ile tesisin bulunduğu yerin etki alanında çevre ve insan sağlığının korunması açısından sürecin etkin, şeffaf ve çevresel haklar ile insan haklarını gözeten bir biçimde yürütülmesini talep ediyor; ilgili tüm idari makamları anayasal ve uluslararası yükümlülüklerini eksiksiz biçimde yerine getirmeye davet ediyoruz. Sürecin takipçisi olmaya ve gerekli hukuki girişimlerde bulunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz."