İHD’den Meclis Komisyon raporuna dair açıklama 2026-02-20 16:44:08   ANKARA – İHD, Meclis Komisyonu raporuna hakim olan dilin; sürecin ruhuna ve ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak olduğu, geçmiş dönemin kavramlarına referanslarla sıkça vurgu yapılarak, "barış" fikriyle araya mesafe konulduğunu belirtti.    İnsan Hakları Derneği (İHD), Meclis Komisyonu'nun Kürt sorununun çözümüne dair hazırladığı nihai rapora ilişkin yazılı açıklama yaptı.  'Barışçıl çözümde ısrarcıyız'   Açıklamada söz konusu süreç boyunca silahlı çatışmalardan kaynaklı ölümlerin neredeyse tümünün ortadan kalktığı belirtilerek, "Bu döneme dair İHD verilerine göre silahlı çatışmalardan kaynaklı ölüm ve ihlaller neredeyse tümden ortadan kalkmıştır. Tek başına bu veri bile müzakere sürecinin ne kadar kıymetli olduğunu, sürecin nihai başarısı için tüm kesimlerin dikkatli ve özenli davranması gerektiğini ortaya koyması açısından yeterli bir gerekçedir. Dolaysıyla İHD olarak; silahsızlanma ve silahlı çatışmanın sona ermesini, TBMM'de Komisyon kurulmasını, Komisyonun farklı toplumsal katmanlardan kişi ve sivil toplum örgütlerinin dinlemesini tarihi bir eşik olarak değerlendiriyoruz. Tüm eksiklikleri ve handikaplarına rağmen barışçıl çözümden yana ısrarımızı bir kez daha vurguluyoruz" denildi.    ‘Barış fikriyle araya mesafe konuldu’   Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: "Sürecin başladığı günden bu yana 'barış dilde başlar' retoriği çatışma çözümü konusunda uzman akademisyen ve sivil toplum örgütleri tarafından sıklıkla dile getirilmiştir. Kürt Meselesinin yıllardır güvenlik parantezinde konuşulmasından dolayı toplumsal alanda ciddi kutuplaşmalara sebep olduğunun farkındayız. Dolaysıyla barış süreçlerinde geçmişin bagajlarından kurtulmanın en önemli adımlarından birisi, yılların birikimi olan şiddet ve nefret söylemlerinin siyasetten ve günlük toplumsal yaşamdan uzaklaştırmak; onun yerine kapsayıcı ve onarıcı bir dil ve söylem geliştirmektir. Medyanın veya tek tek bireylerin şiddet ve nefret söylemleri konusunda önemli ölçüde siyasal aktörleri taklit ettiği gerçeğinden hareketle, barışı ve uzlaşıyı odağına alan bu söylem, barış fikrine toplumsal destek sağlamanın da en önemli adımlarından birisi olacaktır. Bu bağlamda rapora hakim olan dil; sürecin ruhuna ve ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak, geçmiş dönemin kavramlarına referanslar ve sıkça vurgu yaparak 'barış' fikriyle araya mesafe koymuştur. Raporda Kürt Meselesinde yıllardır tekrarlanan güvenlik ve ekonomik geri kalmışlık vurgusu temel fikir olarak öne çıkmış durumda. Eşit yurttaşlık, dil ve ademi merkeziyetçi yönetim talepleri etrafında şekillenen kök meselenin tespitinde ısrarla kaçınılmış, mesele 'güvenlik ve terörizm' kapsamında ele alınmıştır. Cenevre Konvansiyonları ve uluslararası hukuk mekanizmalarının içtihatlarıyla şekillenen 'uluslararası olmayan silahlı çatışma' kavramı tipiklik açısından mevcut sorunla birebir örtüşmektedir. Dolaysıyla meseleye bu pencereden bakmak, çözüm olanakları ve yöntemlerini de bu kavramın rehberliğinde bir çözüm seti belirlemek ciddi avantajlar sağlayacaktır.   Ertelemeci bir tavır   Raporun beşinci bölümünde yapılması öngörülen yasal düzenlemeler için 'silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespit edilmesi' koşuluna bağlanmıştır. İlk bakışta makul gibi görünen bu önerme aynı zamanda bir paradoksa da işaret etmektedir. Örgüt silah bıraktığını ve kendisini feshettiğine dair güçlü bir irade ortaya koymuş ve adımlar atmıştır. Mevcut durum karşısında yapılması gereken bunun yol, yöntem ve araçlarını oluşturmak; bu iradeyi güçlendiren ve somutlaştıran adımlar atmaktır. Silahların teslimi ve geri dönüşler konusunda hızlıca gerekli düzenlemeler yapılmaması, bekle gör politikası- şiddete dönüş konusunda daha ciddi riskler taşımaktadır. Dolaysıyla raporda yapılması öngörülen yasal düzenlemelerin henüz mekanizmaları oluşturulmayan "silahların bırakılması" ön koşuluna bağlanması ertelemeci bir tavırdır. Bu ertelemeci tavır geçmişe dönüş riskini barındırmaktadır.    Raporun 6.1. bölümünde örgütün silah bırakmasının tarihi bir eşik olarak vurgulanmıştır. Bu bölümde 'Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır' şeklinde tespit bold olarak kaleme alınmıştır. Ancak raporda yapılması düşünülen pek çok yasal düzenleme de olduğu gibi bu konuda da somut bir önerme ortaya konulmamıştır. Silahların hangi usulle bırakılacağı, silahlara ne yapılacağı (dünya örneklerinde betona gömülme, eritme gibi) konusunda da somut bir öneride bulunmamaktadır. Yine silahlı köy korucularının durumu, sistemin geleceği ve korucuların da silahsızlandırılması yönünde bir tespit ve tavsiyenin yer almaması bu başlık altında belirlediğimiz bir diğer eksikliktir.   aşamalar daha çoğulcu yürütülmeli   Süreçte bundan sonra yapılacak ya da yapılması öngörülen tespitler, analizler, denetim ve raporlama, çıkarılacak yasaların çerçevesi gibi tüm faaliyetlerin ve mekanizmaların odağına 'devlet' konulmuştur. Salt devlet odaklı bir sürecin başarıya ulaşması önemli riskler de içermektedir. Zira dönemsel olarak ulusal veya uluslararası alanda yaşanacak siyasal gelişmeler, siyasal ikbal öncelikleri gibi daha pek çok sebeple sürecin devletin/iktidarın tekeline bırakılması ciddi riskler de içermektedir. Bu nedenle bu sürecin bundan sonraki aşamaları daha çoğulcu bir şekilde yürütülmeli, sivil toplum örgütlerinin katılımına açılmalıdır. İHD olarak sürecin başarıya ulaşması için ısrarla 'üçüncü gözün'  önemine vurgu yaparak bu konuda rol almaya hazır olduğumuza bir kez daha dikkat çekmekteyiz.   Kürt meselesinin çözümü, varılmak istenen nihai hedef   Raporun 7'nci bölümünde yer alan tespitler, yıllardır İHD tarafından dile getirilmektedir. Bu nedenle Komisyon'un bu başlık altındaki tespitlerine aynen katılmaktayız. Bu bölüm altında yer alan demokratikleşme önerilerinin önemli bir kısmı yapısal sorunlardan değil uygulamadan kaynaklanmaktadır. Örneğin AYM ve AİHM kararlarının uygulanması yönünde bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Çünkü bu kararların bağlayıcılığı ve uygulanma zorunluluğu sadece yasal değil aynı zamanda anayasal zorunluluktur. Yine ifade özgülüğü, protesto hakkı, medya özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gibi temel hak ve özgürlükler konusunda AYM ve AİHM tarafından çerçevelenen standartlar ulusal mahkemeler açısından da bağlayıcıdır. Bu bağlayıcı standartlar izlendiği taktirde bu alanlardaki sorunlar da aşılacaktır. Dolaysıyla mevcut yasaların lafzı ve ruhuna ilişkin uluslararası standartlar bakımından sapmalar olduğu gerçek. Ancak Türkiye'de son dönemlerin temel sorunu mevzuattan ziyade uygulamadan kaynaklanmaktadır. Bu bölüm altındaki önermelerin bir kısmı yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaksızın bağımsız ve tarafsız bir yargı eliyle hayata geçirmek mümkündür. Bu yönüyle demokratikleşme konusunda en önemli eksik 'yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı' vurgusunun yapılmamasıdır. Kaldı ki demokratikleşme başlığı altında öngörülen düzenlemelerin ve alınacak tedbirlerin süreçten bağımsız bir şekilde yürütülmesi tüm Türkiye halklarının yararına olan toplumsal bir ihtiyaçtır. Demokratikleşme ve Kürt Meselesinin çözümü birbirinin alternatifi değil, varılmak istenen nihai hedefidir.   Travmalarla yüzleşmeden adil bir gelecek kurmak mümkün değil   Çatışma çözümü literatürünün en önemli ayaklarından biri hiç kuşkusuz geçiş dönemi adaletidir. Mağdurları ve haklarını tanımak, hakikati ortaya çıkarmak, onarım ve nihayet tekrarı önleyerek toplumsal barışı yeniden kurmayı hedefleyen bu mekanizmalar seti çözüm süreçleri açısından hayati önem taşımaktadır. Türkiye'deki Kürt Meselesinden kaynaklı çatışmalı durum nedeniyle yaşanan faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler, yerleşim yerlerinin boşaltılması ve zorla yerinden edilme fiilleri geçiş dönemi adaletinin temel ilgi alanını oluşturmaktadır. Komisyon raporunda bu konuda tespitlere ya da taleplere dahi yer vermemiş olması bu raporun en temel eksikliğidir. Adil ve kalıcı bir barış; geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin tanınması, yaraların onarılması, toplumsal adaletin sağlanması ve evrensel insan hakları değerlerinin rehberliğinde bir gelecek inşasıyla mümkündür. Kırk yılı aşkın çatışma ve şiddet ortamı, toplumda derin bireysel ve kolektif travmalar yaratmıştır. Bu travmalarla yüzleşmeden adil bir gelecek kurmak mümkün değildir. Bu nedenle BM'nin 'Geçiş Dönemi Adaleti' olarak tanımladığı; hakikatin açığa çıkarılması, cezasızlığın son bulması, adaletin sağlanması, onarım ve tekrarlanmama garantilerini de içeren kapsamlı bir programa ihtiyaç vardır.   Alt komisyonlarla çalışmalar sürdürülmeli   Tüm bu eksikliklere rağmen Komisyonun yaptığı çalışmaları negatif barış dönemi açısından son derece önemli buluyoruz. Çalışma dönemi boyunca komisyon üyeleri ve komisyona üye veren siyasi partiler arasında -tespit ve yöntemler farklılık arz etse de- çözüm iradesi konusunda önemli ölçüde bir konsensüs sağlanmıştır. Çözüm konusundaki bu ortak iradenin Meclise de taşınmasında, Komisyonun bundan sonra da önemli bir rol oynayabileceği kanaatindeyiz. Bu nedenle Komisyonun raporda vurguladığı tavsiyelerin hızla hayata geçirilmesini takip etmeye ve yapılması önerilen yasal düzenlemeler ile ilgili alt komisyonlar kurarak çalışmalarını sürdürmeye davet ediyoruz. Meclis gündeminin yoğunluğu dikkate alındığında, hızlıca alınması gereken tedbirler ve yapılması öngörülen düzenlemelerin gecikmesinden ve sürecin muhtemel yol kazalarına karşı daha dirençli hale gelmesine vesile olacaktır."