TJA'dan 8 Mart deklarasyonu: Direniş ve inşaya davet ediyoruz 2026-02-17 11:19:42     AMED- 8 Mart deklarasyonunu açıklayan TJA, “8 Martlar bizler için artık sadece direniş değil yeni yaşamın inşasını kutladığımız bir gündür. İrademizi, sözümüzü, yaşamımızı çoğaltmak için bütün kadınları 8 Mart haftası boyunca direnişe ve inşaya davet ediyoruz” dedi.    Tevgera Jınên Azad (TJA), 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Deklarasyonu’nu Amed’in Sûr ilçesinde bulunan Cemil Paşa Konağı’nda kamuoyu ile paylaştı. Açıklamaya, TJA aktivistleri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Eşitlik Demokrasi Partisi (DEM) il ve ilçe örgütleri, DEM’li belediyeler ile sivil toplum örgütleri ve çok sayıda kadın katıldı.    Deklarasyonun Türkçesini TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Kürtçesini ise yine TJA aktivisti Ayşegül Ayaz okudu.    ‘Direniş çeperi büyüyor’   Kürdistan coğrafyasında her sene direniş çeperinin büyüyerek ve derinleştirerek karşıladığını söyleyen Sebahat Tunel, “8 Mart’a bu yıl da yalnızca bir anma günü olarak değil, kadınların yüzyıllardır ördüğü direniş zincirinin yeni bir halkasını ekleyerek giriyoruz. Bugün kadınların karşı karşıya olduğu gerçeklik, tek tek ülkelerin sınırlarını aşan örgütlü bir saldırı rejimidir. Bu rejim kadın aklını, bedenini, emeğini, sözünü ve iradesini hedef alırken; kadınların buna verdiği yanıt da yerel sınırları aşan, tarihsel ve küresel bir direniş hattıdır. 21’ici yüzyılın ilk çeyreği bu direniş hattının keskinleştiği, kapitalist modernite ile demokratik komünal güçlerin çelişkilerinin en fazla derinleştiği bir tarihi şimdiden yazmıştır” dedi.    Kadına şiddet   Bugünün yalnızca bir kutlama günü olmadığını kaydeden Sebahat Tuncel, direnişin, dayanışmanın eşitlik mücadelesinin tarihsel çağrısı olduğunu belirtti. Sebahat Tuncel, “Bugün emeği görünmeyen, sömürüsü olağanlaştırılan, yaşamı denetim altına alınmak istenen, eşitsizliğe mahkûm edilen, şiddet ve katliamlarla yüz yüze bırakılan milyonlarca kadının sesini yükseltme, özgürlüğü örgütleme günüdür. Kadınlar hâlâ evde, işte, sokakta, kampüste, fabrikada ve tarlada şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıyalar. Fiziksel şiddet, psikolojik baskı, ekonomik bağımlılık, güvencesizlik ve cezasızlık politikaları; kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve onurunu hedef alıyor. Tek tek her bir kadına ve bir bütünen kadın cinsine uygulanan sistematik şiddet; eşitsizliği yeniden üreten, kadınların itaat ettiği düzeni kurmayı ve kalıcılaştırmayı hedefleyenlerin sistemin mutlak aracı olarak sürekli devrede tutuluyor.  Kayıtlar da bunun en somut ispatı olarak 2024 yılında en az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldüğünü, ayrıca yüzlerce kadının şüpheli biçimde hayatını kaybettiğini, yine 2025 yılı boyunca 391 ila 420 kadının katledildiği söylüyor” diye belirtti.    ‘İlmek ilmek demokratik ulus bilinci örüldü’   Afganistan’da kadınların nefesinin, sesinin ve varlığının yasalarla silinmeye çalışıldığına dikkat çeken Sebahat Tuncel, “İran ve Rojhilat’ta kadınların özgürlük arayışları çıplak bir şiddete maruz kalıyor, Rojava ve Suriye’de kadın özgürlük mücadelesi DAİŞ ve türevi çetelerce yağmalanmak isteniyor. Erkek egemen sistem dünyanın farklı coğrafyalarında farklı maskelerle kadın kırımını sürdürmeye devam ediyor. Rojava Kadın Devrimi’ne dönük saldırılar karşısında tüm dünyayı etkileyen direnişle, dört parça Kürdistan’da büyüyen Ulusal Birlik ruhuyla ve ilmek ilmek örülen demokratik ulus bilinciyle 8 Mart Dünya Kadınlar gününü karşılıyoruz. Demokratik ve özgür yaşamı bedene kavuşturarak tüm dünyaya yeni bir kapı aralayan Rojava gerçeğinde, devrim sürecinde olduğu gibi bu devrimin savunulmasında da özgür yaşamın yolunu kadınlar örüyor. Kadın öncülüğünde örülen demokratik yaşam modeli ise erkek egemen savaş aklı için kabul edilemez bir ihtimal olduğundan hedef alınıyor. Ancak her saldırı, beklenenin aksine, direnişi büyütüyor. Bir saç örgüsünün teşhir edilmesiyle açığa çıkan irade bile şunu gösteriyor: kadın direnişi bazen bir sembolde, bazen bir sözde, bazen bir bedende toplumun hafızasını ayağa kaldırır” ifadelerini kullandı.    Deklarasyonun devamında Sebahat Tuncel, şu ifadelere yer verdi:    “TJA olarak bizler, bu saldırılar karşısında bütün kimliklerin özgür iradeleriyle bir arada yaşadığı demokratik ulus perspektifi etrafında daha güçlü kenetleniyor; kadın özgürlüğünü temel alan ortak yaşam iradesini direnişle savunuyoruz. Kadim coğrafyada kimliklerin birbirine kırdırtılmak istendiği bir zaman diliminde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki tarihi adımlarıyla başlayan barış ve demokratik toplum sürecini bu nedenle yalnızca Kürdistan için değil kapitalist modernitenin yıkıcı döngüsüne sıkışmış tüm halklar ve kadınlar için tarihsel bir çıkış kapısı olarak görüyoruz. Çağrıyı, direnişle kazanılmış birikimi demokratik toplumun kurucu gücüne dönüştürme çağrısı olarak sahipleniyoruz. Barışın toplumsallaşması mücadelesinde öncü rol üstlenen biz kadınlar bu sürecin başarıya ulaşması ve sürecin esas aktörlerinden olan Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, barış sürecinin demokratik toplumla örülmesi için dün olduğu gibi bugün de alanlarda, meydanlarda olmaya devam edeceğiz.    Gücümüzü tarihten alıyoruz   Tarihsel değerlerimizden aldığımız güçle biz kadınlar birlikte yaşamın kurucusu, özgür yaşamın öncüsü olarak bugün dayatılan kölece yaşamı direnişlerimizle, savunduğumuz sistemi inşa ederek reddediyoruz. Kadınların bin yıllar önce komünlerini kurdukları Dicle ve Fırat Nehri’nin kıyılarını tarihsel bir can suyuyla yeniden besliyor. Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve pratiğiyle özgürlüğe dayalı yolları açmaya devam ediyoruz. Kadın kırımına karşı özsavunmamızla geçmişten daha güçlü bir hatta ilerliyor, kadına ve doğaya yönelik her türlü saldırıyı kadın özsavunması ile bertaraf etme mücadelesi veriyoruz.    Özgür eşyaşam    Kadın şahsında gerçekleşecek devrimle bütün toplumun özgürleşeceğine, bu devrimi özgürlük iddiası ve bu iddiaya denk yaşam pratikleri olan erkek yoldaşlarımızla gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Özgür eşyaşamın inşasında erkeğin değişimini ve dönüşümünü mevcut sistem karşısında büyük bir devrimsel çıkış olarak konumlandırıyoruz. Nitekim eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ilkelere dayanan, kadın ve toplum özgürlüğünü esas alan yaşamın ancak özgür kadının ve özgür erkeğin kuracağı sosyalist yaşamla, komün yaşamıyla yani özgür eşyaşamla gerçekleşebileceğini biliyoruz.    İnşa edilen mücadelenin ruhu    Demokratik Kadın Konfederalizmi etrafında buluşmak, örgütlü bölgesel ve küresel saldırılara karşı hep birlikte yeni bir yaşamı inşa etmek zorundayız. Acılarımız ortak, mücadelemiz ortak. Şimdi bunları ortak bir yeni yaşam inşasına dönüştürmek her birimizin omuzlarındaki tarihsel sorumluluktur. Bu ortak mücadele ruhunu jin jiyan azadî felsefesinin bütün dünyada yankılandığı son yıllarda bir kez daha gördük. Dünya kadınları tek ses hep birlikte erkek egemen sisteme karşı jin jiyan azadî diyerek sokaklara çıktı, isyanını haykırdı. Çünkü bu felsefe kadının özgürlük felsefesi olarak on yıllardır inşa edilen mücadelenin ruhu oldu.    Direniş ve inşaya davet    Başta Kürdistan ve Ortadoğu olmak üzere bütün dünya kadınlarını erkek egemen sistemin saldırılarına karşı ortak mücadele etmeye davet ediyoruz. 8 Martlar bizler için artık sadece direniş değil yeni yaşamın inşasını kutladığımız bir gündür. İrademizi, sözümüzü, yaşamımızı çoğaltmak için bütün kadınları 8 Mart haftası boyunca direnişe ve inşaya davet ediyor, her bir kadının 8 Mart’ını şimdiden büyük bir coşkuyla kutluyoruz.”   Deklarasyon “jin jiyan azadi” "Biji Serok Apo" sloganı ile sona erdi.   Eylem takvimi   Sebahat Tuncel son olarak 22 Şubat'ta Qoser'de start ve yürüyüş düzenleyeceklerini, 1 Mart'ta Nusaybin, 2 Mart'ta Doğubeyazid, 7 Mart'ta Elih, 8 Mart'ta Suruç Wan ve Amed'de kitlesel eylem ve etkinlikler düzenleyeceklerinin bilgisini paylaştı.