İyi hoş diyorsun da Bahçeli, pratik realiteyi ne zaman konuşacaksınız? 2026-06-22 09:07:58   “Sormazlar mı sana Bahçeli; Ayşe Gökkan’a bugün bu cezayı veren bu hukuk sistemi, Bese Hozat’ın gelişine ne tür bir ceza kesecek diye? İki isim de demokratik bir zemin için yıllarını vermiş, bu yönlü canlarını ortaya koymuş.”   Aysel Işık   Halk arasında söylenen bir söz vardır: "Barışı sağlamak zor, bozmak ise kolaydır." Sanırsam bu söz, tam da bu dönemde sık yaşadığımız bir duruma dönüştü. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum süreci bu zorlu dönemi örme mücadelesi içerisinde geçiyor. "Barışa hangi taraf daha çok emek veriyor?" sorusu hep önümüze çıkıyor. Abdullah Öcalan, hiç şüphesiz ki bu sürecin ana aktörü ve bu yolda alternatifleri ile sadece Kürt halkını değil, bir bütün olarak Türkiye halkları içinde demokrasi ile büyük bir eşik aralıyor. Peki, bir tarafın gece gündüz çalışması ve somut adımları olurken diğer tarafın sadece söylem ve temenni sözleri yeterli olacak mı? Elbette ki uzun vadede artık bu temenniler bir rutine bindi; gitgide tekrar eden bir duruma dönüştü.    Dün Ahmet Özer’in MHP Lideri Devlet Bahçeli ile sürece dair konuşması paylaşıldı. Orada, 11 Temmuz’da Barış ve Demokratik Toplum Grubu’na öncülük eden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat’ın ve diğer kadın gerillalar için Bahçeli, "Keşke o kadınlar silah yaktıktan sonra ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye gelselerdi. Onların tutuklanmasına izin vermezdik" demiş. Evet, hepimiz o gün o törene şahitlik ettiğimizde içimizde "Keşke hemen gelseler" dedik. Fakat bizim keşkelerimiz, barışın önünde engel olan taşların kaldırılması, artık demokratik bir siyasetin olması yönündeydi. Belli ki Devlet Bahçeli de bunu düşünmüş fakat bunun oluşması için engelleri kaldırmamış ya da kaldırmak istememiş. Ki bu gerçekten istenilse şimdiye kadar çoktan somut adımlar, hızlı süreçler yaşıyor olabilirdik. Belli ki devletin istemi bu yönlü çokça çabalayıcı bir yönden ilerlemiyor.   Peki, bir buçuk yıldan sonra bunu yazacağımıza Türkiye’nin demokrasi ilerleyişini konuşuyor olabilirdik. Ama ne yazık ki halen barışı zorla da olsa oluşturmaya çalışan Abdullah Öcalan’ın çabası karşısında devlet cenahı çok hesapçı davranıyor. Halen fiiliyatta olması gerekenler olmuyor; barışın bir kanadı bükük ve barış için mücadele verenlere en üst sınırdan cezalar veriliyor...    Bunun bir örneği de geçtiğimiz günlerde TJA’nın geçmiş dönem sözcüsü olan Ayşe Gökkan’a verilen cezadan belli. Ayşe Gökkan, yıllardır Kürt kadın mücadelesinde öncülük yapmış, bedeller ödemiş ve bir gün barışın bu topraklarda hakim olması için kendini adayan bir isim. Peki, sormazlar mı sana Bahçeli; Ayşe Gökkan’a bugün bu cezayı veren bu hukuk sistemi, Bese Hozat’ın gelişine ne tür bir ceza kesecek diye? İki isim de demokratik bir zemin için yıllarını vermiş bu yönlü canlarını ortaya koymuş. Bu yönlü zeminin ortadan kalkması için Abdullah Öcalan’ın sürekli işaret ettiği "hukuki zemin" önerisi, bir öneriden ziyade bir çözüm modelidir. Bugüne kadar bunun yapılması gerekiyordu. Ha bugün ha yarın, bu ay diğer ay diye diye gittikçe uzuyor zaman. Bu uzayan zaman ne yazık ki Türkiye halklarının lehine işlemiyor.   Demokrasiye en çok ihtiyaç duyulan bu süreçte, toplumu umutsuzluğa sürükleyen bu ekonomik çıkmaz, Türkiye’nin güç kaybına neden oluyor. Ortadoğu konjonktüründe Türkiye’nin kendisini toparlaması, demokratik bir cumhuriyetten geçer. Bu yolun nereden geçtiği de belli...   Şimdi önümüzdeki ay da, 30 kişilik grubun silah yakma töreninin yıl dönümü olacak. O günden bugüne neyin değiştiğini konuşacağız. Dünya gündemine oturan o tarihi anların, bu yavaş ilerlemeyi hak etmediğini söyleyelim. Bu sürecin Türkiye’ye en büyük katkısı demokrasi olacak. Barış için halen bedel ödeyenler olurken ortak çaba ve çalışma elbette ki elzem. Bu yüzden hepimizin bu yönlü çabasının da önemli olacağı gibi devletin de kendi sorumluluğunu yerine getirerek toplumun istemlerini göz önünde bulundurup bir an önce barışa kulak vermesi gerekir.