'Cezasızlık şiddet sarmalını büyütüyor' 2026-06-25 09:05:37   Büşra Turan    AGIRÎ - Kadın katliamları ve şiddetin önlenmesinde asıl sorunun uygulamadaki aksaklıklar olduğunu belirten Avukat Kardelen Taşdemir, koruma tedbirlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Kadınlar öldürüldükten sonra değil, şiddetin ilk işaretlerinde korunabilmelidir" dedi.   Kürdistan ve Türkiye’de kadına yönelik şiddet, katliam ve şüpheli ölümler artış gösterirken, önleyici adli mekanizmalardaki yetersizlikler ile uygulamadaki denetimsizlikler kadınların yaşam hakkı ihlalini derinleştiriyor. Hak örgütlerinin verilerine göre, faillerin geçmişindeki tehdit, takip, darp veya uzaklaştırma kararlarını ihlal etme geçmişine rağmen adli birimlerin risk işaretlerini zamanında ve etkin şekilde değerlendirmemesi şiddet sarmalını büyütüyor.    Genel adli süreçlerde takip edilen dosyalarda, koruma kararlarının sıkı bir şekilde denetlenmemesi ve yargılamalarda uygulanan "iyi hal" indirimlerinin faili koruyan birer mekanizmaya dönüşmesi, yargısal süreçlerdeki tıkanıklığı gözler önüne seriyor. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla birlikte kadına yönelik şiddete yaklaşım perspektifinin zayıflayarak olayların yalnızca aile içi bir anlaşmazlık gibi ele alınması, devletin koruma yükümlülüğündeki eksiklikleri ve hukukun fail yerine mağdurun yaşam hakkını merkeze alması yönündeki somut ihtiyacı teyitli süreç verileri olarak ortaya koyuyor.   Koruma tedbirlerinin etkin denetlenmesi, şiddet vakalarındaki risk işaretlerinin takibi ve yargılamalarda uygulanan "iyi hal" indirimlerini Avukat Kardelen Taşdemir değerlendirdi.   Kardelen Taşdemir, kadın katliamlarının ve şiddetin önlenmesinde asıl sorunun kanun yetersizliği değil, uygulamadaki aksaklıklar olduğunu belirterek, koruma tedbirlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğini vurguladı. Kardelen Taşdemir, “Kadınlar öldürüldükten sonra değil, şiddetin ilk işaretlerinde korunabilmelidir ve bu sinyaller daha önceden çoğunlukla veriliyor. Kadın cinayetlerinin önemli bir kısmı aslında önceden sinyal veren vakalar. Birçok dosyada failin daha önce tehdit, takip, darp veya uzaklaştırma kararını ihlal etme geçmişi olduğunu görüyoruz. Bu sinyallerin dikkate alınması, koruma tedbirlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekir. Ancak bu risk işaretleri çoğu zaman yeterince ciddiye alınmıyor. Sorun, bu sinyallerin zamanında ve etkin şekilde değerlendirilmemesidir. Koruma tedbirleri daha sık denetlenmeli ve hızlı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır”dedi.   İnsan hakkı ihlali ve adaletsizlik   Kardelen Taşdemir, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla birlikte kadına yönelik şiddete yaklaşım perspektifinin zayıfladığını ve şiddetin bir aile meselesi değil, temel bir insan hakkı ihlali olarak ele alınması gerektiğini söyleyerek, yargılamalarda uygulanan "iyi hal" indirimlerinin adaletsizlik algısı yarattığını ifade etti. Kardelen Taşdemir, “Kadınların korunmasına odaklanan yaklaşım yerine, bazı durumlarda olay yalnızca aile içi bir anlaşmazlık gibi değerlendirilebiliyor. Oysa kadına yönelik şiddet bir aile meselesi değil, temel bir insan hakları ihlalidir. Öncelikle bu anlayışın gerçekleşmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu durumun davalara ben olumsuz yansıdığını düşünüyorum. Bir failin kravat takması, bir kadının yaşam hakkından daha değerli görülemez. Kadın cinayeti davalarında bu indirimlerin sıkça gündeme gelmesi toplumda ciddi bir adaletsizlik algısı yaratıyor. Oysa hukuk, faili değil mağdurun yaşam hakkını merkeze almalıdır” diye belirtti.    Şüpheli kadın ölümleri    Şüpheli kadın ölümlerinin etkin şekilde soruşturulmamasının dikkat çeken Kardelen Taşdemir, “Şüpheli kadın ölümlerinde ilk saatler ve ilk inceleme son derece kritik. Olay yeri incelemesinin titizlikle yapılması, dijital materyallerin, telefon kayıtlarının, kamera görüntülerinin ve tüm delillerin eksiksiz toplanması gerekir. Şüpheli kadın ölümlerinde en küçük ihtimal dahi aydınlatılmadan dosyanın kapatılmaması gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde özellikle intihar süsü verilmiş vakaların ve şüpheli kadın ölümlerinin arttığını görüyoruz. İntihar eden kadınlar bakımından değerlendirecek olursam; etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi, koruma kararlarının denetlenmemesi ve failler hakkında hızlı ve caydırıcı yaptırımların uygulanmaması, intihar vakalarında ya da intihar süsü verilmiş vakalarda artışa neden oluyor. Dolayısıyla şüpheli ölümlerin artmasının nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. Burada yargıya düşen görev ise ilk sinyali alır almaz, cinayet gerçekleşmeden önce sıkı caydırıcı tedbirlerin uygulanması, koruma kararlarının denetlenmesi ve sürecin hızlı, etkin bir şekilde yürütülmesidir” dedi.    Cezalarda yeniden düzenleme    Kadın katliamları ile mücadelede yalnızca cezaların artırılmasının yeterli olmayacağını dile getiren Kardelen Taşdemir, etkin soruşturma mekanizmalarının işletilmesi ve önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Kardelen Taşdemir, “Uygulamada kamuoyunun yakından takip ettiği dosyalarda sürecin daha hızlı ve şeffaf ilerlediğini görebiliyoruz. Adaletin görünürlükten bağımsız olarak herkes için aynı titizlikle işlemesi gerektiğine inanıyorum. Bu itibarla aslında bir hukuk devletinde soruşturmaların kamuoyu baskısı oluşturmaksızın etkin bir şekilde yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. İnfaz sürecinin de toplumdaki adalet duygusunu güçlendirmesi gerekir. Öncelikle kadına yönelik ağır şiddet ve kadın cinayeti suçlarında infaz rejiminin yeniden değerlendirilmesi ve caydırıcılığın artırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada yeniden düzenlemeler yapılabilir. Cezaların artırılması tek başına çözüm değildir. Bunu artık kabul etmemiz gerekir. Çünkü burada eğitim politikaları, toplumsal cinsiyet eşitliği bilinci, ekonomik destek mekanizmaları ve etkin koruma tedbirleri birlikte işletilmelidir. Kalıcı çözüm ancak bütüncül bir yaklaşımla mümkündür. Dolayısıyla buna sadece cezaların artırılması değil, söylediğim kriterler de göz önünde bulundurularak bütüncül bir yaklaşımla bakmamız gerektiğini düşünüyorum” diye ifade etti.   ‘Kadına şiddet toplumsal sorundur’   Kadına yönelik şiddetin yalnızca hukuki değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Kardelen Taşdemir, mağdur ailelerin yargı sürecinde desteklenmesi ve kalıcı çözüm için toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Kardelen Taşdemir, “Bu nedenle insan odaklı ve destekleyici bir yaklaşım büyük önem taşıyor. Buna dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kadına yönelik şiddet yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur. Bu nedenle çözüm de yalnızca mahkeme salonlarında aranamaz. Eğitim kurumlarından aile yapısına, medyadan siyasete kadar her alanda eşitlikçi bir dilin ve anlayışın güçlendirilmesi gerekiyor. Kalıcı çözüm ancak toplumsal farkındalık ve güçlü bir siyasi iradenin birlikte hareket etmesiyle mümkündür” sözlerine yer verdi.   Eşitlik ve adalet vurgusu   Kardelen Taşdemir, kadınların yaşam hakkının ancak yaşamın her alanında eşitlik ve güçlü dayanışmayla korunabileceğini ifade ederek, “Hem bir avukat hem bir kadın olarak dileğim, kadınların yaşam hakkını mahkeme salonlarında savunmak zorunda kalmadığımız bir ülkeye ulaşmaktır. Adalet, bir kadının öldürüldükten sonra değil, yaşarken onu koruyabildiğimizde anlam kazanır. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca hukukla değil, kadınların ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak güçlenmesiyle mümkündür. Kadın sadece var olmak değil, söz sahibi olmak zorundadır. Bu itibarla başta devlet olmak üzere toplumun ve kadınların birbiriyle dayanışması önem arz etmektedir. Kadınların ötekileştirilmediği, karar alma mekanizmalarında söz sahibi olduğu ve eşit bireyler olarak görüldüğü bir toplum inşa etmeden kalıcı çözümden söz edemeyiz. Kadınların güçlendiği, ötekileştirilmediği ve karar mekanizmalarında söz sahibi olduğu bir toplumda şiddet değil eşitlik, korku değil özgürlük konuşulur” diye konuştu.