Halklar Karavanı'ndan Anna Ellenberger: Suçlarının duyulmasını istemiyorlar
- 09:05 12 Şubat 2026
- Güncel
Melike Aydın
İSTANBUL- Halklar Karavanı’na katılan Anna Ellenberger, Türkiye’ye girişte gözaltına alındıklarını, deport edildiklerini ve kendilerine hiçbir gerekçe sunulmadığını belirterek, “Kötü muamele gördük, su ve tuvalet için mücadele ettik. Davranışlarında Kürt halkına yönelik nefreti açıkça hissedebiliyorduk” dedi.
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden yola çıkan ve kendilerini “Halklar Karavanı” olarak tanımlayan uluslararası dayanışma grubu, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı kamuoyu oluşturmayı, bölgedeki insani duruma ilişkin gözlem yapmayı ve sınır hattında barış çağrısında bulunmayı hedefliyordu. Aktivistlerin Türkiye’ye girişlerinin ardından farklı sınır kapılarında ya da havalimanlarında pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı, ifadeleri alındıktan sonra “kamu düzeni ve güvenliği” gerekçesiyle sınır dışı edildi.
Halkların Karavanından Anna Ellenberger gözlemlerini JINNEWS’e anlattı.
‘Zihinlerinde, davranış ve sözlerinde nefreti gördük’
Türkiye’deki deneyimlerinin korkutucu ancak aynı zamanda göz açıcı olduğunu dile getiren Anna Ellenberger, “Devletin ve destekçilerinin ne kadar şiddetli ve keyfi davranabildiğini kendi bedeninizde hissetmek çok çarpıcıydı. Bize neden gözaltına alındığımıza ya da neden deport edildiğimize dair hiçbir bilgi verilmedi. Kötü muamele gördük. Su alabilmek ya da tuvalete gidebilmek için mücadele etmek zorunda kaldık. Onların zihinlerinde, davranışlarında ve sözlerinde nefreti gerçekten hissedebiliyordunuz. Bu nefret sadece uluslararası dayanışmacılara değil, genel olarak Kürt halkına karşı da çok güçlüydü. Bizi korkutmak istediler ama bunun olabileceğini bir şekilde biliyorduk”dedi.
‘Yaşadıkları, harekete geçmenin önemini daha güçlü hissettirdi’
Bu deneyimin birçok kişi için harekete geçmenin ve konuşmanın ne kadar acil olduğunu daha güçlü hissettirdiğini ifade eden Anna Ellenberger, “Çünkü çok daha fazla siyasi tutsak ve baskı altında yaşayan insan var. Yaşananlar sadece bizim kişisel deneyimimiz değil; baskı devam ediyor” diye belirtti.
‘Basın toplantıları yapıyoruz’
Halkların Karavanı’na katılan herkesin yaşadıklarını dijital medyadan duyurduğunu ifade eden Anna Ellenberger, “Şimdi ülkelerimize döndüğümüzde basın toplantıları yapıyoruz. Avukatlar ya da başka birileri Türkiye devleti aleyhine bir süreç başlatacak mı bilmiyorum. Ama protesto yapmak bir haktır. Türkiye’de protesto yapmak da bir haktır” şeklinde dile getirdi.
‘İşledikleri suçları dünyanın duymasını istemiyorlar’
Türkiye’nin, dünyanın işledikleri suçları görmesini ve öğrenmesini istemediğini ifade eden Anna Ellenberger, “Dayanışma çalışması yürüten ya da durumu anlatan insanlardan kurtulmaya çalışıyorlar. Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki hareket ve özerk bölge hakkında bilgi verilmesini engellemeye çalışıyorlar. Bizi susturmak istiyorlar” sözlerini kullandı.
‘Konuya dikkat çekmeye çalışıyorlar’
Halkların Karavanı olarak kısa vadede farklı şehirlerde eylemler, gösteriler ve bilgilendirme stantları yapmayı planladıklarını kaydeden Anna Ellenberger, “Sokakta insanlarla konuşmak, broşür dağıtmak ve bu konuya dikkat çekmek gibi çalışmalar olacak. Uzun vadede ise daha fazla delegasyon planlanıyor. Ama en önemli şey, demokratik konfederalizmin bölgemizde ne anlama geldiğini daha derinlemesine araştırmak. Kendi ülkelerimizde de özerk yapılar kurmak ve toplumumuzu örgütlemek istiyoruz. Böylece dünya genelinde uzun vadeli bir değişim yaratmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
‘Suriye’de barış sağlanmış gibi gösteriliyor, oysa uluslararası baskı sürmeli’
Ana akım medyanın Suriye’de artık barış sağlanmış ve bir çözüm bulunmuş gibi gösterdiğini ancak Kobanê’nin hâlâ kuşatma altında olduğuna dikkat çeken Anna Ellenberger, “Uluslararası baskının sürmesi gerekiyor çünkü durum hâlâ iyi değil. Yapılan anlaşma, bazı katliamları ve özerk bölgenin tamamen yok edilmesini engelleyen bir adım olarak görülüyor. Mevcut yapılar devlet yapısı içine dahil edilse bile belli açılardan meşrulaştırılıyor. Şu an için bu anlaşmanın belirli ölçüde olumlu olduğunu düşünüyorum” diye ifade etti.
‘Rojava kapitalistler için tehlike oluşturuyor, direniş güçlü olacak’
Rojava’nın ekolojik, tabandan örgütlenen demokrasi ve özgür yaşam pratiğinin iktidar sahipleri için çok tehlikeli ve korkutucu olduğunu dile getiren Anna Ellenberger, “Kapitalistler, emperyalistler ve çıkarlarını korumak isteyenler için bu model tehdit oluşturuyor. Bu proje, farklı din ve etnik grupların barış içinde birlikte yaşayabileceğini gösteriyor. Bu, bazı medyanın iddia ettiği gibi Kürtlerle Araplar arasında bir savaş değil. Bu ideolojik bir savaş. Kapitalizm, emperyalizm, sömürgecilik ve doğa talanına karşı; sosyalizm, birlikte yaşam ve doğaya saygı ideolojisi arasında bir mücadele. Direnişin yeterince güçlü olacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
‘İnsanlar Kürt hareketinin tarihini öğrenmeli’
Uluslararası toplumun Rojava’yı hiç duymamış insanları da kapsadığını dile getiren Anna Ellenberger, “İnsanların Kürt hareketinin tarihini öğrenmesi gerekiyor. Mücadelelerin birbirinden kopuk olmadığını görmek önemli. Özellikle Avrupa’da bazen bu mücadelelerin bizden uzak olduğunu düşünüyoruz. Oysa bu, patriarkal sisteme karşı ortak bir mücadele. İnsanlar bağımsız medyayı takip etmeli, deneyimi olan kişilerle konuşmalı ve pasif kalmamalı. Bu mücadele irade gerektiriyor. Öfkeyi eyleme, aynı zamanda bağ kurmaya ve sevgiye dönüştürmek gerekiyor” sözlerini kullandı.
‘Umudu taşımak ve inanmak’
Umudu taşımanın ve inanmanın çok önemli olduğunu kaydeden Anna Ellenberger, “Aynı zamanda bulundukları şehirlerde eylemlere katılabilirler. Şu anda birçok organizasyon yapılıyor. Dünya genelindeki mücadeleleri birbirine bağlamak, ağlar ve platformlar kurmak, deneyim paylaşımı sağlamak da önemli” ifadelerini kullandı.
‘Enternasyonalistler hareketin yanında durmak istedi’
Rojava’da başlayan savaşın, 6 Ocak’ta Halep’e yönelik saldırılarla bu süreci başlattığını belirten Anna Ellenberger, “Herkes sürekli haberleri takip ediyordu ve ‘Ne oluyor, ne yapabiliriz?’ diye düşünüyordu. Saldırılar ilerleyip Kobanê ve Qamişlo çevresine yoğunlaşınca büyük bir eylem yapılması gerektiği hissi doğdu. Bir diğer motivasyon da faşizmin dünya genelinde yükselmesi. Uluslararası devrimciler ve enternasyonalistler bu hareketin yanında fiziksel olarak durmak istediler. Sadece kendi ülkelerinde örgütlenmek değil, oraya gidip destek göstermek, tanıklık etmek ve dayanışmayı görünür kılmak istediler” şeklinde dile getirdi.







