Parlamenter Cansu Özdemir: Bir kravat El-Şara’yı demokrat yapmaz

  • 09:05 29 Ocak 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA – Almanya Federal Parlamento Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir, “Bugün Kürt bölgeleri saldırı altındayken cihatçı geçmişi olan aktörlerin Avrupa’da kırmızı halılarla karşılanması büyük bir politik ikiyüzlülük ve çelişkidir. Sivilleri katleden bir otokrat ile diplomasi ilişkilerinin normalleştirilmesini kabul etmiyoruz. Bir kravat, El-Şara gibi bir İslamcıyı demokrat yapmaz“ dedi. 
 
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin Rojava’da halklara yönelik katliamları ve saldırıları sürüyor. Colani ve HTŞ, kendilerini uluslararası alanda “eşitlikçi” ilan ederken ABD başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Colani’nin katliamlarına sessiz kalıyor. Kobane başta olmak üzere Rojava’nın diğer kentlerinde ise halklar kuşatma altında. Özellikle 4 Ocak’ta Şam ve İsrail’in Paris’te gerçekleştirdiği toplantıdan iki gün sonra Rojava’ya ve inşa edilen modele yönelik saldırılar, Kürtlerin yanı sıra bölgedeki Dürziler, Aleviler ve Êzidî halkını büyük bir endişeye sürükledi.
 
Uluslararası Koalisyonun saldırılara kayıtsızlığı sebebiyle insanlığa karşı suç işlemiş olan DAİŞ çetelerinin tutulduğu cezaevleri ve kamplar da HTŞ eliyle boşaltıldı. Bu kamplarda kalanların akıbeti bölge güçleri tarafından ortaya konulmazken sahadan gelen görüntüler DAİŞ çetelerinin HTŞ ile birlikte saldırılarda yer aldığını kanıtlıyor. Tüm dünyayı ve bölgeyi cihadist ideolojinin tehlikesine bırakan uluslararası devletler sessiz, halk ise 6 Ocak’tan bu yana dünyanın dört bir yanında kesintisiz eylemlerle, “IŞİD’nin yönettiği bir Suriye istemiyoruz” diyor.  
 
Almanya Federal Parlamento Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir, HTŞ saldırılarını ve mevcut uluslararası sessizliğe ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Hedef öz yönetim modeli’
 
“Rojava’ya yönelik saldırılar, ilan edilen ateşkese rağmen aralıksız biçimde sürmekte ve açık bir saldırı politikasının parçası olarak yürütülmektedir” diyen Cansu Özdemir, bu saldırılarda Türkiye’nin varlığına dikkat çekti ve şöyle devam etti: “Bu saldırılar, Suriye’deki El-Şara yönetimi ve ona bağlı HTŞ milisleri tarafından, Türkiye’nin desteğiyle gerçekleştirilmektedir. Hedef yalnızca askeri alanlar değildir. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen demokratik öz yönetim modeli, Kürt halkının ve bölgede yaşayan tüm halkların siyasi, sosyal ve toplumsal kazanımları doğrudan hedef alınmaktadır. Bu nedenle söz konusu saldırılar dar anlamda bir askeri çatışma değil, kazanılmış hakları tasfiye etmeye yönelik kapsamlı bir politikadır.”
 
‘Rojava’daki eşitlikçi yapı bir istikrar örneği’
 
“Rojava'daki savaşın tüm Ortadoğu'nun jeopolitik durumunu etkileyeceği” değerlendirmesinin yerinde olduğunu belirten Cansu Özdemir, “Rojava’da yürütülen saldırılar, Ortadoğu’daki güç dengelerini doğrudan etkileyecek niteliktedir. Rojava’daki demokratik, çoğulcu ve eşitlikçi yapı; savaşlar, diktatörlükler ve İslamcı/cihatçı çatışmalarla şekillenmiş bir bölgede istikrar için nadir bir örnektir. Bu yapının yıkılması, yalnızca Rojava ve Suriye’de değil, tüm bölgede daha fazla istikrarsızlık, çatışma ve radikal güçlerin güçlenmesi anlamına gelecektir” diye belirtti. 
 
‘Güvenlik ve istikrar siyasi hesaplara feda edildi’ 
 
Yıllardır bölgede DAİŞ’e karşı savaşan Kürtlerin, ABD tarafından DAİŞ zihniyeti taşıyan HTŞ’le karşı karşıya bırakılması “siyasi ihanet” olarak tanımlayan Cansu Özdemir, “Bugün saldırıya uğrayan güçler, yıllar boyunca büyük bedeller ödeyerek IŞİD’e karşı savaşmış ve bölgenin güvenliğini sağlamıştır. Buna karşın, IŞİD’le aynı ideolojik zeminde yer alan HTŞ’nin fiilen tercih edilmesi kabul edilemez. Gizli anlaşmalara dair ortaya çıkan bilgiler, ABD’nin Kürtleri bilinçli biçimde yalnız bıraktığını ve saldırıların önünü açtığını göstermektedir. Bu yaklaşım, kısa vadeli siyasi hesaplarla güvenliğin ve istikrarın feda edilmesidir” şeklinde konuştu. 
 
‘Irak’ta IŞİD’li sayısı bir yılda 2 binden 10 bine yükseldi’ 
 
DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevleri ve gözaltı kamplarının HTŞ tarafından boşaltılması ve ABD tarafından HTŞ’nin kontrolüne verilmesinin dünya için son derece ciddi ve küresel bir güvenlik tehdidi taşıdığını belirten Cansu Özdemir, sözlerine şöyle devam etti: “Binlerce IŞİD üyesinin tutulduğu cezaevlerinin ve kampların demokratik özerk yönetimin denetiminden çıkması, hem bölge halkları hem de uluslararası toplum için büyük bir tehlike yaratmaktadır. HTŞ’nin kontrolü altında bu yapıların fiilen boşaltılması, IŞİD’in yeniden örgütlenmesine ve güçlenmesine doğrudan zemin hazırlamaktadır. Ayrıca Irak istihbarat şefi, Washington Post'a verdiği demeçte, Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'deki IŞİD teröristlerinin sayısının 2 binden 10 bine yükseldiğini söyledi. Bu tehdit sadece Ortadoğu’nun değil dünyanın ortak sorunu.”
 
‘Cihatçı aktörlerin kırmızı halıyla karşılanması politik ikiyüzlülüktür’
 
Avrupa’nın geçmişte DAİŞ’in gerçekleştirdiği çok sayıda katliamın doğrudan hedefi olduğunu hatırlatan Cansu Özdemir, “Buna rağmen bugün Kürt bölgeleri saldırı altındayken cihatçı geçmişi olan aktörlerin Avrupa’da kırmızı halılarla karşılanması büyük bir politik ikiyüzlülük ve çelişkidir. Almanya Başbakanı (Şansölye) Friedrich Merz, Ahmed el-Şara’yı, diğer adıyla Colani’yi Berlin’e davet etti. Kürtleri, Dürzileri, Alevileri, muhalif Arapları, Êzidîleri ve Hristiyan sivilleri katleden bir otokrat ile diplomasi ilişkilerinin normalleştirilmesi kabul etmiyoruz. Bu, insan haklarına dayalı bir dış politika değildir. Bu, bir suçlunun meşrulaştırılmasıdır. Bir kravat, El-Şara gibi bir İslamcıyı demokrat yapmaz. Bu tutum, yalnızca Rojava’daki halkları değil, Avrupa’nın kendi güvenliğini de riske atmaktadır. Avrupa’ya yayılan eylemlerin ve güvenlik kaygılarının temelinde de bu politik tercihler yatmaktadır” ifadesini kullandı. 
 
‘Rojava’nın feda edilmesi tüm bölge için kayıp olacak’
 
Rojava’nın emperyalist çıkarlara feda edilmesini kabul etmediklerini vurgulayan Cansu Özdemir, “Rojava’da inşa edilen sistem; kadın haklarının tanındığı, farklı halkların ve inançların eşit biçimde bir arada yaşayabildiği bir modeldir. Emperyalist çıkarlar uğruna bu yapının feda edilmesi, yalnızca Rojava halklarına değil, tüm bölgeye yönelik büyük bir kayıp anlamına gelir. Bu yapı, Ortadoğu’da barış, demokrasi ve birlikte yaşam açısından somut bir umut sunmaktadır. Mevcut gelişmeler, bölgesel istikrarsızlığın hızla derinleştiğini göstermektedir. IŞİD tutuklularının Irak’a taşınması ve radikal grupların yeniden güç kazanması, çatışmaların sınır aşan bir boyut kazanabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle Suriye’deki güç dengelerindeki değişim, İran ve Irak’ı da kapsayacak yeni gerilimlerin önünü açabilir” sözlerini kullandı. 
 
‘HTŞ’nin kontrolünde bir Suriye küresel istikrar açısından yıkıcı olur’
 
“HTŞ'nin kontrolünde bir Suriye'nin getirisi ve götürüsü uluslararası alana ne olacaktır” sorusuna ise Cansu Özdemir, şu yanıtı verdi: “HTŞ’nin hakim olduğu bir Suriye; ağır insan hakları ihlalleri, azınlıklara yönelik baskılar ve radikal İslamcı yapıların kurumsallaşması anlamına gelir. Uluslararası düzeyde bu durum, güvenliği ciddi biçimde tehdit eder, terör örgütlerinin yeniden güçlenmesine yol açar ve IŞİD’le mücadeleyi zayıflatır. Böyle bir senaryo, bölgesel ve küresel istikrar açısından son derece yıkıcı olur.”