KCDP: Tartışılması gereken nafaka değil kadın yoksulluğudur 2026-06-05 19:47:44   ANKARA -  Adalet Bakanlığı önünde nafaka kararına karşı eylem yapan KCDP, “Nafaka hakkı kadınlara tanınmış ayrıcalıklı bir hak değildir. Tartışılması gereken, bu devletin kadın yoksulluğunu neden ortadan kaldırmadığıdır” dedi.    Dün Anayasa Mahkemesi (AYM) kadınların “süresiz nafaka” hakkına ilişkin iptal kararı verdiğini açıklamasıyla birlikte kadın örgütlerinin tepkisi sürüyor.   Bugün Adalet Bakanlığı’nın yanında bir araya gelen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) karara tepki göstermek için basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında, “Hayatıma Hakkıma Nafakama Dokunma”, “Nafaka Hakkıma Dokunma” sloganları atıldı.    Basın açıklamasını KCDP Ankara Temsilcisi Işıl Kurt yaptı.   Mış gibi yapan Bakanlık   Bugün MESEM taciz davasında faillerin tahliye edilmesine tepki göstererek konuşmasına başlayan Işıl Kurt, “Bizim mevcut kanunlardaki düzenlemeler uygulansın, failler ayrımcı indirimler almasın, hak ettikleri cezaları alsın diye adliye koridorlarında verdiğimiz mücadeleler; 6284 sayılı Kanun uygulansın, İstanbul Sözleşmesi uygulansın diye verdiğimiz mücadeleler yetmezmiş gibi, şimdi de on yıllardır tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz, yaşam hakkımızın güvencesi olan hukuki düzenlemeler anayasaya aykırı bulunarak iptal ediliyor. Yargı eliyle kazanılmış haklarımız gasp edilmek isteniyor.  Bakın, önünde toplandığımız bu bakanlığın hesaplarından sürekli paylaşımlar yapılıyor. Bakan çıkıp şüpheli ölüm dosyalarının yeniden açıldığını, cinayetlerin aydınlatıldığını söylüyor. Güya kadın odaklı politikaları varmış gibi bir görüntü yaratılmaya çalışılıyor. Ancak biz bunun böyle olmadığını çok iyi biliyoruz. Çünkü biz, bu bakanlıkların aksine, buzdağının görünmeyen yüzünü de araştırıyor, onun verilerini de tutuyoruz” dedi.   ‘Önce şüpheli kadın ölümlerini araştırın’   “Peki nedir bu buzdağının görünmeyen yüzü?” diyerek platformun verilerini açıklayan Işıl Kurt, “Geçtiğimiz mayıs ayında 16 kadın cinayeti, 33 şüpheli kadın ölümü var. Bu 33 şüpheli kadın ölümünden, dosyaları yeniden açtığını söyleyen bakanlıkların haberi var mı? Şüpheli kadın ölümü verileri sadece bir sayı değildir. Bu şu demektir: Biz bu 33 kadının nasıl öldüğünü bilmiyoruz. Hangilerinin kadın cinayeti olduğunu bilmiyoruz. Kadın cinayeti olan dosyalardaki failler ise herhangi bir yargısal mekanizmaya temas etmeden, herhangi bir soruşturmadan geçmeden sokakta dolaşıyor. Belki biz bu eylemi yaparken o failler kadınlara yönelik yeni suçlar işliyor. Bunlar devletin verilerine geçmiyor. Bu, kadınların yaşam hakkının görünmez kılınması, kadınların varlığının ve yaşamlarının görmezden gelinmesi demektir. Buradan bu bakanlığa sesleniyoruz. Kazanılmış haklarımızı gasp eden mahkeme kararlarının peşine düşmek yerine önce gidin; ülkenin dört bir yanında iş yerinde, yaşadığı evde, sokakta, ormanlık alanda ölü bulunan, yüksekten düştüğü söylenen kadınların ölümlerini araştırın. Ailelerinin öldürülüp öldürülmediğini dahi bilmediği, kimi zaman cenazelerine bile ulaşamadığı kadınların ölümlerini aydınlatın. Kadınların yaşam hakkını koruyun” ifadelerini kullandı.   ‘Hassas iseniz Fatmanur ve Hifa’nın adalet talebini neden görmezden geldiniz’   Açıklamanın devamında ise Işıl Kurt şunları kaydetti: “Soruyoruz; madem bir aile mahkemesinden gelen anayasaya aykırılık iddiasını, ülkedeki milyonlarca kadının yaşam hakkını, derinleşen yoksulluğu ve eşitsizliği gözetmeksizin bu kadar hızlı değerlendirebiliyorsunuz, madem anayasaya aykırılık konusunda bu kadar hassassınız, neden adliye önlerinde nöbet tutan Fatmanur ve Hifa’nın adalet talebini görmezden geldiniz? Neden İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesine ilişkin cumhurbaşkanı kararı gibi anayasaya aykırılığı gün gibi ortada olan bir kararı anayasaya aykırı bulmuyorsunuz? Neden faillere verilen ayrımcı indirimlerin hukuka ve Anayasa’ya aykırılığını hiç gündeme getirmiyorsunuz? Bizim nafaka hakkımız anayasaya aykırı değil. Anayasaya aykırı olan; ücretsiz bakım emeği veren, istihdamdan dışlanan, yıllarca evlere hapsedilmeye çalışılan, hem sermaye hem de aile tarafından sömürülen kadınların elde ettiği nafaka gibi kazanımları kaldıracak kararlar verilmesidir.   Karar siyasi atmosferin sonucudur   Daha önce de benzer iddialar Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmişti. Mahkeme defalarca, Medeni Kanun’daki nafaka düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti. Nafakanın tarafların ekonomik durumlarına, boşanma koşullarına ve değişen yaşam şartlarına göre yeniden değerlendirilebileceğini; söz konusu düzenlemenin hem hukuk devleti hem sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu söylemişti. Eşitlik ilkesine aykırı olmadığını, tam tersine eşitlik ilkesinin bir sonucu olduğunu ifade etmişti. Peki ne oldu da bugün tamamen farklı bir sonuca varılabiliyor? Biz biliyoruz. Bu karar mevcut siyasi atmosferin bir sonucudur.  Bu karar ülkenin bakanlıklarının, kamu görevlilerinin görevini unutmasının bir sonucu. Bu bakanlıkların, bu ülkenin mahkemelerinin görevi milyonlarca kadını görmezden gelip, yalan yanlış bilgilerle mağdur olduğunu iddia eden kadın düşmanı bir azınlığa göre hareket etmek mi ? Bu devletin görevi boşanıp aile evine dönen bir kadının birkaç özel ihtiyacını karşılamaya dahi yetmeyen bir paraya, bir annenin çocuğun beslenmesine koyacağı aylık gıda masrafına bile zar zor yeten bir paraya göz dikmek midir?     Verilen nafakalar da temel ihtiyaçları bile karşılamıyor   Diyorlar ki bir kadın bir yıl evli kalıyor, sonra bir erkek ona hayatı boyunca bakmak zorunda kalıyor. Erkek mağdur oluyormuş, yoksullaşıyormuş. Verilen nafakalarla birilerinin zenginleştiğine gerçekten inanıyor musunuz? Ülkenin büyük çoğunluğu asgari ücretle çalışıyor. Asgari ücret 28.075 TL. Verilen nafakalar da çoğu zaman temel ihtiyaçları bile karşılamıyor. Birkaç istisnai dava ve çok yüksek gelir elde eden birkaç kişi üzerinden yıllardır bir propaganda yürütülüyor. Ama gerçekler böyle değil. Nafaka hakkımız  yaşam hakkımızla doğrudan bağlantılı bir hak. Çünkü kadınların yüzde 60'ından fazlasının evli oldukları, boşanmaya çalıştıkları ya da boşandıkları erkekler tarafından öldürüldüğünü bilmiyorlar. Nafaka hakkının gasp edilmesi demek, kadınların şiddet gördükleri ve öldürülme riskiyle karşı karşıya kaldıkları evliliklere mahkûm edilmesi demektir. O ilişkilerden çıkamaması, ekonomik bağımsızlığını kuramaması demektir. Günün sonunda ise bu, kadınların yaşamlarını kaybetmesi, öldürülmesi anlamına gelir.   Tartışılması gereken kadın yoksulluğudur’   Nafaka hakkı kadınlara tanınmış ayrıcalıklı bir hak değildir. Nafaka, evlilik birliği sona erdiğinde yoksulluğa düşen tarafa tanınan bir haktır. Ancak bir gerçek var. Bu ülkede nafakalar çoğunlukla kadınlar lehine hükmediliyor. Çünkü boşanma sonrasında yoksulluğa düşen taraf çoğunlukla kadınlar oluyor. Çünkü çocukların bakım yükü kadınların omzuna bırakılıyor. Dolayısıyla burada tartışılması gereken şey nafaka hakkının hukuka ya da Anayasa’ya aykırı olup olmadığı değildir. Tartışılması gereken, bu devletin kadın yoksulluğunu neden ortadan kaldırmadığıdır. Yaşam hakkımıza, kazanılmış hakkımıza yönelen saldırı niteliğindeki mahkeme kararlarının peşini bırakmayacağız.”