Helin Ümit: Önder Apo statü sahibidir, biz bunun yasalaşmasını istiyoruz 2026-05-20 10:48:51   HABER MERKEZİ - Güncel gelişmelere dair konuşan Kürdistan Özgürlük Hareketi Üyesi Helin Ümit, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik statü tartışmalarına dair "Önder Apo’nun bir statüsü var. Biz bu statünün yasallaşmasını istiyoruz" dedi.    Kürdistan Özgürlük Hareketi Üyesi Helin Ümit, Medya Haber televizyonunda yayınlanan Özel Program’da güncel gelişmelere dair konuştu.    Helin Ümit, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne rağmen İmralı tecridinin sürdüğünü belirterek, bu durumun kabul edilemez olduğunu ve sürecin sağlıklı yürütülmesi için hukuki ve yasal durumunun netleşmesi için adımların atılması gerektiğini söyledi.    Helin Ümit'in konuşmasının satır başları şöyle:    2 aydır Önderlikle görüşme olmuyor. Tecrit devam ediyor. Bu durum elbette ki bizde kaygı yaratıyor. Önder Apo ile iki aydır hiçbir görüşmenin olmaması, güvensizliği derinleştiren bir durum oluyor. Böyle bir belirsizlikten peki kim yararlanmak isteyebilir, niye böyle oluyor? Şimdi bazı kesimler tabii şöyle tartışıyorlar, işte Kürt Özgürlük Hareketi süreci dondurdu, adım atmıyor ve benzeri değerlendirmelerde bulunanlar var. Fakat bu işle ilgilenenler çok iyi biliyorlar ki Kürt Özgürlük Hareketi üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdi. Hiç kimsenin, hiçbir hareketin yapamayacağı şeyler çok kısa bir sürede yapıldı.    Sorunu çözmek isteyenler adım atar   Buna karşılık bu sorunu çözmek isteyen, eğer bir devlet gerçekliği varsa, bir siyasi irade varsa, gerekli adımların atılması gerekirdi. Bunun da başında Önder Apo’nun fiziki olarak özgür yaşar ve çalışır koşullara gelmesi gerekirdi. Fakat dikkat edin, umut hakkını bile devreye koymuyorlar. Umut hakkı ki, bizim talebimiz umut hakkını aşan bir hak. Zaten uygulanması gereken AİHM kararlarının bile uygulanmadığı bir gerçeklik söz konusu. Şimdi o uygulanmasın diye de bir sürü yine dolap çevriliyor. Mesela Haziran ayında normalde Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun Önderliğin durumunu gündeme alması gerekiyordu. Yine alavere dalavere çevirdiler. Muhtemelen içinde bulunduğumuz süreci de gerekçe göstererek o görüşmeler ertelendi. Bu kabul edilemez bir şey.   Önderlik özgür olmalı, İmralı lağvedilmeli   Sürecin doğru yürümesi için gömleğin düğmelerini doğru iliklemek lazım. İlk düğme Önderliğin fiziki özgürlüğü. İmralı ada hapishanesi lağvedilmeli. Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı. Bu olmadan nasıl eşit özgür ilişki çalışma olacak. Bu olursa sağlıklı şeyler olur. Diğer formüller sıkıntılı formüller.    Statü tartışmaları    Şuan gündemde statü tartışmaları var. Öncelikle statü kavramı üzerine bir şeyler söylemek istiyorum tabii. Hangi kavramı neyi nerede kullandığımız önemli. Statü, Türkçe sözlüğe baktım; karşılığı bir kişinin toplumdaki konumu ve saygınlığı. Statü bunu oluşturuyor. Statü kavramının karşılığında bu yazıyor.   Önder Apo'nun bir statüsü var   Önder Apo’nun bir statüsü var. Önder Apo, 60 milyon Kürdün Önderidir. Önder Apo, Kürdü mezardan çıkartarak kendi farkına vardıran önderlik gerçekliği demek. Modern dönemin özgür Kürt kişiliğini açığa çıkartan Önder Apo’dur. Ve 60 milyon Kürt 4 parça Kürdistan’da, yurt dışında, Japonya’da, Çin’de her yerde şu anda kendi farkında olarak yaşıyor. Bu anlamıyla şöyle bir durum yok. Kimse Önder Apo’ya sen şusun diyemez, böyle bir statü tartışması yürütmüyoruz. Önder Apo Kürt halkının özgürlük önderliğidir. Ve bu Önderlik demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayla birlikte yerelden evrensele ulaşan bir genişleme sağlamıştır. O anlamıyla halkların önderidir, kadınların önderidir, demokratik toplum önderliğidir.   Statünün yasalaşmasını istiyoruz   Diyeceksiniz peki nedir bu statü, niye statü istiyorsunuz? Biz bu statünün yasallaşmasını istiyoruz. Bu statünün hukukileşmesini istiyoruz. Meşru olan, bilinen, bilindiği için de muhatap alınan... Önderliğimizin statüsünün yasal ve hukuki karşılığının olması lazım. Bu olmadan süreç ilerleyemez. Önder Apo’nun siyasi ve hukuki statüsünün tanınması, özgür, yaşar ve çalışır koşullara ulaşması, başta da söylediğim gibi içinde bulunduğumuz değişim ve dönüşüm sürecini bu çerçevede Önder Apo’nun yönetip yönlendirmesi gerekir.    Özgürlük için eylemleri büyütelim   Daha yoğun Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü, statüsü için eylemlere girişelim, daha kitlesel eylemlilikler yapalım, bir araya gelelim, birbirimizi bilinçlendirelim. Eylem aynı zamanda bilinçlendiren bir aktivite. Bununla sınırlı kalmayalım. Gerçekten bu dönemi pozitif devrim temelinde, demokratik toplumu inşa edeceğimiz bir döneme çevirelim ki, Önderliğimiz gerçek anlamda özgür olsun.    Barışı her yere taşıyalım   Barış için herkesi adım atar hale getirelim. Sadece iktidar ve devleti değil. Kapı komşumuzu, Türkiyeli insanları, Türkiye toplumunu. Mesela şimdi Türkiye’de, İstanbul’da, İzmir’de, Manisa’da, Karadeniz’de barış için eylemler olsa ne kadar etkili olur. Türkiye toplumunun da içinde yer alacağı, sadece Kürdistan değil. Böyle bu düşüncelerimizi gerçekten demokratik cumhuriyete, Türkiye’nin demokratikleşmesine zemin olacak bir hale getirelim.    Kadına yönelik saldırılar evrenseldir   Kadına yönelik şiddet, katliam, saldırılar aslında evrensel bir sorun. Sadece Türkiye’de yaşanan sorunlar değil. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda bize bu konuda yeni bir ufuk açtı. Kastik katil tanımlamasıyla, kastik katilin toplumsallığın oluşmasından hemen sonra bir yarılmayla açığa çıktığını ve günümüze kadar da sistematik olarak kadın varlığına dönüp bir şiddet politikası ürettiğine, köleleştirme politikası ürettiğine dikkat çekti. Bunun daha fazla araştırılması ve anlaşılması gerekiyor. Çünkü oradaki yarılma, kastik katilin açığa çıkması, sonra giderek devlet ve iktidar yapılanması olarak günümüze kadar derinleşerek kendi hattını oluşturuyor. Şimdi karşımızda gördüğümüz bu gerçeklik, devlet ve iktidar çerçevesinde bir kastik katil oluşumu aslında. İsmine devlet demek, ismine başka bir şey demekle bu gerçeklik değişmiyor. Sadece üstü örtülmüş oluyor.   Kadın kırımı   Bu anlamıyla günümüz dünyasında gerçekten kadın kırımı diyebileceğimiz bir noktaya varan, kadın soykırımına varan bir gerçeklik var. Özellikle Kürdistan’daki kadın katliamlarında, kadın cinayetlerinde şunu görüyoruz; Özel savaş mekanizmalarının, Kürdistan’daki özgürlük dinamiğini ortadan kaldırmak için bilinçli olarak Kürt genç kadınlarına, Kürt kadınlarına yöneldiği bir durum görüyoruz. Hem Gülistan Doku hem de Rojin Kabaiş katliamında yine buna benzer asker, polis kökenli ya da devlet kurumlarında yer alan erkeklerin yer aldığı olaylar çok fazla.   Yüzleşme    Başta kadın cinayetleri, kadın katliamları, kadına yönelik sistematik özel savaş saldırıları olmak üzere Kürdistan’daki savaş suçlarıyla yüzleşmeden Türkiye’de herhangi bir gelişme olmaz. O yüzden hakikatlerle yüzleşmek lazım. Gülistan Doku davasını, Rojin Kabayiş davasını, Narin davasını ele aldığımızda içinde bulunduğumuz dönemden süreçten yürütülen mücadeleden Kürdistan gerçekliğinden, Kürdistan’ın statüsünden bunlardan bağımsız ele alamayız. Bunlardan kopuk değil.   Her kadının bir komünü olmalı   Bu katliamlar bize bir kez daha kadının öz savunmasının güçlü olması gerektiğini, kadının hem örgütlenerek hem çeşitli yol ve yöntemler bularak kesinlikle kendi savunmasını geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Her kadının bir komünü olmalı. Komün, kadın komünleri kadınların aynı zamanda öz savunması olacaktır. Bir araya gelen, birbirini tanıyan, birlikte yaşayan, birlikte hareket eden, birlikte mücadele eden kadınlar kendi güvenliklerini sağlayabilirler. Onun dışında herhangi bir iktidar, devlet, egemen erkek ilişkisi kadınları koruyamaz.    Devlet kadının korumaz   Bu işte Rojin Kabayiş ve Gülistan Doku davalarında da görüldüğü gibi, gerçekliğinde de görüldüğü gibi açığa çıkmıştır. Devlet kadını korumaz. Devlet, egemen erkek aklının oluştuğu, katılaştığı ve yapısallaştığı bir alandır. Onun içerisine girmeye çalışan kadın ya ona benzeşir, erkekleşen kadın olur ya da ona sığınmaya çalışan kadın da yine erkeğin denetiminde ve kucağında olur. Böyle bir diyalektiği bilerek yaklaşımı göstermek ve kadının kendi özgürlük alanlarını kurması başta genç kadınlar olmak üzere en acil, ertelenemez ihtiyacımız oluyor, görevimiz oluyor."