‘Cezasızlık yeni kadın katliamlarının önünü açıyor’ 2026-03-13 09:04:00   İSTANBUL - Kadınlar, artan katliamların tesadüf değil, cezasızlık, 6284 sayılı yasanın uygulanmaması ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme gibi politikaların sonucu olduğuna dikkat çekerek, çözümün örgütlü mücadele ve dayanışmadan geçtiğini vurguladı.   Kadınlara yönelik katliamlar sürerken, yargı ve idari mekanizmalarda derinleşen cezasızlık politikaları, erkek şiddetini besleyen başlıca nedenlerden biri olmaya devam ediyor. Kadın örgütleri, faillerin korunmasına yol açan indirim kararlarının, etkisiz koruma tedbirlerinin ve yetersiz soruşturma süreçlerinin kadınların yaşamını daha fazla tehdit ettiğine dikkat çekiyor.   ‘Hakkımız olanı almalıyız’   Kadınların evlerden, okullardan ve iş yerlerinden çıkarak toplumsal alanlarda haklarını aramaları gerektiğine dikkat çeken Çiçek Taş, “Kadınlar üzerindeki katliam her yıl gittikçe artıyor. Kadınlar kalksınlar, el ele verip kimseye boyun eğmesinler, alanlara çıksınlar. Erkeklerin size ‘alanlara çıkmayın’ demeye hakkı yok. Biz hakkımız olanı almalıyız” diye aktardı.   ‘Devlet kadınlardan korkuyor’   Son zamanlarda artan kadın katliamlarına dikkat çeken Makbule Yılmaz, toplumun özgürlüğünün kadın özgürlüğüne bağlı olduğunu vurguladı. Makbule Yılmaz, “Kadınlar neden katlediliyor? Evlerde, fabrikalarda her zaman başarılı oluyorlar. Çünkü devlet kadınlardan korkuyor. Çünkü kadın her zaman başarılı olmuştur. Kadın özgür olmayana kadar toplum da özgür olamaz, erkek de, çocuk da özgür olamaz. Çünkü barış, her şey kadının elinde. Kadın başaramazsa toplum da başaramaz. Devlet, elini kadınların üstünden çeksin” şeklinde konuştu.   ‘Rojava’daki kesilen saç hepimizin saçıdır’   Rojava’daki kadın katliamlarını hatırlatan Makbule Yılmaz, oradaki kadınlara destek mesajı ileterek, “Tüm kadın arkadaşlara sesleniyoruz; kadının saçına el atıyorlar. Biz Rojava’daki kadınların yanındayız. Sadece bir kadının değil, hepimizin saçı kesilmiştir. Orada kesilen saç hepimizin saçıdır. Kadın, yaşam, özgürlük diyoruz” dedi.   ‘Cezasızlık yeni katliamların önünü açıyor’   Eşitlik Kadın Örgütü’nden Demet Koca, kadın katliamlarının artmasında cezasızlık politikasının etkili olduğunu belirtti. Faillerin cezalandırılmamasının şiddeti teşvik ettiğini söyleyen Demet Koca, “Cezasızlık politikasının aslında büyük sonuçları bunlar. Hem bunlar bu şekilde ilan edildikçe diğer katillere de bir şekilde örnek oluyor ve onların da işleyeceği cinayetlerin önünü açıyor. Asıl sebep aslında cezasızlık politikası. Kadınlar koruma kararı dahi alsalar, bu koruma kararları çiğneniyor ya da elektronik kelepçe cezası veriliyor ama bunlar uygulanmıyor ya da takip edilmiyor. Sistematik, düzenli takip ve caydırıcı bir politika olmadığı için şiddet ve cinayetler artmaya devam ediyor” sözlerini kullandı.    ‘Devlet caydırıcı politikalar uygulamıyor’   Kadın örgütlerinin dayanışmasının önemli olduğunu ancak tek başına bunun yeterli olmadığını vurgulayan Demet Koca, “Kadın örgütleri ancak örgütlenerek ve daha fazla çoğalarak cinayetlerin önüne geçebilir. Ama en önemlisi, yargı eliyle caydırıcı politikaların olması gerekir. Devlet böyle bir şey yapmıyor. Ortadoğu’nun her yerinde, Afganistan’da, Rojava’da, dünyanın dört bir tarafında mücadele eden kadınlara selam göndermek isterim. Savaşların ve sömürünün olmadığı, sömürüsüz bir dünya hayaliyle mücadeleye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.   ‘Özgür bir yaşam kurma isteği’   Kızıl Partili Kadınlar’dan İlayda Naz Karataş ise kadınların yıllardır elde ettiği kazanımların geriletildiğini belirterek, kadınların şiddete karşı başvurabileceği mekanizmaların zayıflatıldığını dile getirdi. İlayda Naz Karataş, “Kadınların şiddete karşı başvurabilecekleri mekanizmaların erozyona uğratılması gibi bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu durum kadınları şiddete karşı savunmasız bırakıyor. Böyle olunca da faillerin cezalandırılmadığı bu atmosferde şiddetin arttığını görüyoruz. Failler bu durumdan cesaret alarak daha da vahşi şekillerde kadınlara şiddet uygulamaya başladılar. Bu durumda kadın cinayetleri yıldan yıla artıyor. Yöntem olarak da daha vahşileşiyor. Bu durum aslında patriarkadan kaynaklı. Kadınların kendilerine biçilen rolleri reddetmesi ve özgür bir yaşam kurma isteği bu şiddetin nedeni oluyor. Kadınlar isyan ettiklerinde şiddetle cezalandırılıyor, bastırılmaya ve susturulmaya çalışılıyor. Bu yüzden örgütlü olmalı, birlikte mücadele etmeli ve birbirimizle dayanışmalıyız” dedi.   ‘Devlet 6284’ü uygulamıyor’   Yaşanan katliamların politik olduğunu vurgulayan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) üyesi Hayriye Üregen ise, “Cezasızlık, verilen indirimler, hükümetin 6284’ü uygulatmaması, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi; tüm bu katliamların sebebi. Kadın cinayetleri politiktir. Uygulanmayan 6284’ü uygulatacağız, İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz. Mücadelemiz bundan ibaret. Bu mesele sadece kadınların evlerinde çocuklarını iyi yetiştirmesiyle çözülemez. Bu toplumsal bir mesele. Tüm toplumun, siyasi kanalların ve hükümetin bu konuda sorumluluk alması gerekiyor. Eğitimden uygulanan politikalara kadar pek çok alanda önlem alınmalı” diye konuştu.   ‘Ütopya değil, şiddetsiz bir dünya mümkün’   Mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyleyen Hayriye Üregen, “Eşit ve özgür, ayrıştırılmadan, çocukların güldüğü, kadınların yaşamdan koparılmadığı, katledilmediği; savaşların, yıkımların ve sömürünün olmadığı bir dünya mümkün. Kadın cinayetlerini durduracağız. Kadınlar yaşayacak. Çocuklar hep gülecek. Bu dünya mümkün. Bu bir ütopya değil. Kadın cinayetlerini durduracağız, kadınlar yaşayacak” diye belirtti.   ‘Rehberlik hizmetlerinin güçlenmesi, müfredatın güncellenmesi lazım’   Tez-Koop-İş Sendikası üyesi öğretmen Hamise Aydurmuş da kadın katliamlarının önlenmesinde eğitimin önemine dikkat çekti. Eğitim politikalarında düzenlemeye gidilmesi gerektiğini belirten Hamise Aydurmuş, “Ben eğitimci olarak bunun eğitimle başlaması gerektiğini düşünüyorum. Okullarımızda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi ve müfredatın güncellenmesi gerekiyor. Böylece bu sorunların önüne geçebiliriz. Erkek egemen toplumu eleştiriyoruz ama bazen biz kadınlar da bunu yeniden üretiyoruz. Öldürülen kadınların saatini, kıyafetini sorgulayan yine biz olabiliyoruz. Önce kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarından ve sendikalardan korkuluyor. Ben de sendikaya yeni üye oldum ve eskiden sendikalardan çekiniliyordu. Bu korkuların aşılması gerekiyor. Yan yana geldiğimizde daha güçlü olduğumuzu görüyoruz. Eğitimler ve sivil toplumun çalışmalarıyla bu değişim mümkün” ifadelerini kullandı.   ‘Kadın dayanışması önemli ama yeterli değil’   Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası üyesi Özlem Keleş ise İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin kadınlar açısından büyük bir hayal kırıklığı yarattığını vurguladı. Özlem Keleş, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kadınlar için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kadınları koruyan yasaların artırılması gerekirken, tam tersine var olan düzenlemelerin geri çekildiğine tanık oluyoruz. Sığınma evleri ya da çeşitli dernekler üzerinden bir dayanışma ağı kuruluyor. En azından bu kurumlara da destek verilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.   ‘Erkek şiddetini engellemek tek cümlede anlatacak bir şey değil’   Vegan aktivist Gülce Özen Gürkan ise erkek şiddetinin toplumdaki genel şiddet kültürüyle bağlantılı olduğunu belirterek hayvan hakları mücadelesine dikkat çekti. Gülce Özen Gürkan, yıllar önce bu durumu anlatmak için kullandıkları bir sloganı hatırlatarak, “Yıllar önce bununla ilgili ürettiğimiz bir slogan vardı. Durumu çok iyi açıkladığını düşünüyoruz: ‘Devlet, millet, erkek şiddet mezbahalardan yükseliyor’ demiştik. Hâlâ da öyle düşünüyoruz. Biz, korumayı vadettiğimiz hayvanları sürüp tabağımıza koyarak aslında adaleti temelinden sarsmış oluyoruz. Böyle bir adalet varsayımının üzerinde ne kadınlar ne de ayrımcılığa uğrayan hiçbir topluluk haklarını elde edebilir. Erkek şiddetini engellemek tek bir cümlede anlatılacak bir şey değil. Ama en azından erkek şiddetinin de içinden çıktığı o asıl sömürü ve şiddet düzenini düşünerek, her gün pratikte uyguladığımız şiddetten elimizi eteğimizi çekerek meseleyi daha sağlıklı düşünebiliriz” diye aktardı.   ‘Dayanışmayla değişim mümkün’   Ekmek ve Gül’den Nuran Gezer ise kadın katliamlarının engellenmesi için toplumsal ve ekonomik eşitliğin sağlanması gerektiğini belirtti. Nuran Gezer, “Kadınların gerçek anlamda cinsiyet eşitliğine sahip olabilmesi için ülkede ekonomik, sosyal ve toplumsal köklü değişikliklerin olması gerekiyor. Tabii ki kadın dayanışması tek başına yeterli değil ama çok önemli. Bir araya geldiğimizde, omuz verdiğimizde bazı şeylerin değişeceğine inanıyorum” diye konuştu.