Ortadoğu’da toplum, tarih ve kriz (2) 2026-02-05 09:05:16   Abdullah Öcalan: Ulus-devletler bunalımın derinleşmesinin araçlarıdır   Leyla Ayaz    HABER MERKEZİ - Ortadoğu’da süren savaş, ulus-devlet merkezli hegemonik sistemin tarihsel krizini derinleştiriyor. Abdullah Öcalan, bu tabloyu “Ulus-devletler bunalımdan çıkışın değil, bunalımın derinleşmesinin araçlarıdır” sözleriyle tanımlarken, demokratik modernite perspektifini çözüm olarak tartışıyor.   Ortadoğu, tarihsel olarak büyük güçlerin çıkar çatışmalarının kesiştiği bir coğrafya oldu. Zengin enerji kaynakları, stratejik konumu ve çok katmanlı etnik yapısı, bölgeyi uzun yıllardır emperyalist müdahalelere açık hale getirdi. Suriye’de yaşanan son gelişmeler ve Esad rejiminin çöküşü, yalnızca bölgesel dengeleri değil, küresel politik hesapları da doğrudan etkiliyor. Ortadoğu’da süren savaş, bu yönüyle yalnızca askeri bir çatışma değil; halkların iradesini, özgürlük mücadelesini ve toplumsal varlığını hedef alan sistematik bir müdahale niteliği taşıyor.   Bölgede derinleşen bu savaş, yalnızca bölgesel kazanımlar için yürütülmüyor. Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi, enerji koridorlarının denetim altına alınması ve halkların öz yönetim taleplerinin bastırılması, savaşın temel hedefleri arasında yer alıyor. Batılı güçler, özellikle ABD ve İsrail, yaşanan gelişmeleri kendi stratejik çıkarları doğrultusunda değerlendirmeye ve süreci fırsata çevirmeye çalışıyor.   Bu dosyanın ikinci bölümünde, Ortadoğu’da derinleşen siyasal ve toplumsal krizin nedenlerine ilişkin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın  “Ortadoğu’nun Çıkmazı ve Demokratik Modernite Çözümü” başlığı altında yaptığı değerlendirmelerine yer veriyoruz. Abdullah Öcalan, bu değerlendirmelerinde, merkezi uygarlık sisteminin yarattığı bunalımı ve buna karşı geliştirilen demokratik modernite perspektifini ortaya koyuyor. Bu değerlendirmeler, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun beşinci cildi olan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü: Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adlı çalışmada ayrıntılı biçimde ele alınıyor.   Merkezi uygarlık ve iktidarın tarihsel diyalektiği   Merkezi uygarlık ile iktidarın merkezileşmesi arasındaki ilişkiyi tarihsel bir diyalektik olarak ele alan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Merkezi uygarlık merkezileşen iktidarla bağlantılıdır. Uygarlık bir anlamda iktidarın merkezileşmesiyle at başı gider. Beş bin yıllık merkezî uygarlık, aynı süre boyunca merkezileşen iktidar anlamına da gelir. İktidarın dağılıp merkezileşmesi hâkim tarih anlayışının en çok işlediği konudur. Diğer bir ifadeyle hegemonik merkez ve çevre oluşturma aynı tarih anlayışının izlediği temel diyalektiktir. Hegemonik güçler her zaman derin bir bunalımın ardından yeniden oluşturulur. Her hegemonik sistem yeni bir iktidar ve üretim tekniğine dayalı olarak oluştuğundan, bu iktidar ve üretim tekniğinin eskimesiyle birlikte aşılması da kaçınılmaz olur.”   Hegemonik güçlerin yeniden üretimi   Bu tarihsel çerçevede hegemonik güçlerin krizler sonrasında nasıl yeniden üretildiğine dikkat çeken Abdullah Öcalan, süreci şöyle açıklıyor: “Yeni iktidar ve üretim teknikleri genellikle eski hegemonik merkezin çevre ilişkileri içinde ortaya çıkar. Çevre ilişkilerinde daha güçlü iktidar teknikleri ve verimli üretim araçları yeni güçler ortaya çıkarır. Bu yeni güçlerin eski hegemonik güce üstünlük sağlaması, genellikle eski güçlerin kendini yenileyemeyip bunalıma düşmesiyle başlar. Bu süreç çatışmalı geçer. Eski güçler merkezî iktidar tekelini kolay kolay kaybetmek istemezler. Yeni güç merkezi ise ayakta durmak ve daha da güçlenmek istiyorsa eski merkezin yerini almak zorundadır. Bunalım zaten bu sürecin çatışmalı karakterinden doğmaktadır. Hegemonik bir güç kendi kendine bunalıma düşmediği gibi, yeni bir güç de hegemonik sisteme karşıt olmadan gelişemez. Ortadoğu kültüründe ve uygarlık sisteminde bu yönlü çok sayıda gelgitler oluşmuştur. Kentlerin, sınıfların ve devletlerin yükselişleri ve dağılmaları, beylikler ve imparatorlukların kuruluş ve yıkılışları, hanedanlıkların yükselip düşmeleri hep bu hegemonik merkez-çevre ilişkilerindeki bunalımlarla bağlantılı olarak gerçekleşir. Tarihi doğru okumak istiyorsak, tüm bu süreçlerin temelindeki diyalektiği doğru kavramamız zorunludur.”   Yerel güç odakları, artı-ürün ve çatışmanın kaçınılmazlığı   Hegemonik güçlerin krizler sonrasında hangi dinamikler üzerinden yeniden üretildiğini ele alan bu değerlendirmede, Abdullah Öcalan, yerel iktidarların ortaya çıkışını artı-ürün, sınırlar ve çatışma ilişkisi içinde açıklıyor: “Hegemonik güç merkezinin nasıl oluştuğu tarihsel diyalektiğin kilit sorusudur. Hegemonyanın oluşması öncelikle yerel güç odaklarının oluşmasını gerektirir. Bunlar genellikle kırsal beylikler, kabilesel ve aşiretsel hiyerarşiler ve kentsel devletçiklerdir. Yerel güç odakları oluştuktan sonra, aralarında dayandıkları artı-üründen kaynaklanan pay arttırma savaşları başlar. Payını arttırma savaşları sınırlar meselesini ortaya çıkarır. Sınırlar, daha önceki çağların aile ve kabilelerinden kalma mülkiyet sınırlarının yerel iktidarların sınırlarına dönüşmesi anlamına gelir. Her yerel iktidar daha da genişletilmiş aile hanedanlığı veya kabile birlikleri demektir. Ne denli büyürlerse sınırlarını da o denli büyütürler. Sonuçta sınırlar birbirleriyle çakışır. Her sınır dâhilindeki güçlerin dengesiz gelişme durumları vardır. Dengesizliği doğuran, yeni iktidar teknikleri (yeni silahlar, ulaşım araçları vb.) ve verimli üretim araçlarıdır.   Gücünü sürekli arttırmak sermaye birikiminin ilkel hâlidir. Kapitalist sermaye nasıl birikimini sürekli arttırmadan ayakta duramazsa, yerel iktidar güçleri de güçlerini büyütmeden ayakta duramazlar. Sınırların boş alanlarda genişlemesi tamamlanınca, farklı güçler karşı karşıya geldiklerinde çatışma yani bunalım dönemi kaçınılmaz olur. Kaçınılmazlık, oluşan yerel güçlerin artık ürün büyümesi olmadan güçlerini koruyamamalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü artan bürokrasi, çoğalan hanedanlıklar ve kabileler nedeniyle mevcut nüfus şişmeye başlar. İktidar, büyüyen kanser hücreleri gibi diğer tüm toplumsal alanlar üzerinde yayılmak ister. Bu ise, kendini korumak isteyen canlı hücreler örneğinde görüldüğü gibi korunma savaşına yol açar.”   Yerel iktidarlar, çatışma ve hegemonik merkezlerin oluşumu   Yerel iktidarların çatışma süreçlerinin nasıl hegemonik merkezler yarattığını değerlendiren Kürt Halk Önderi, bunun toplumların özyönetim yapıları üzerindeki etkisini şu sözlerle ifade ediyor: “Yerel iktidarların çatışma süreci ya birbirlerini hep birden tüketmeleri ya da birinin bu çatışma veya bunalımdan üstün çıkmasıyla sona erer. Üstün çıkan site veya hanedanlığın etrafında yeni hegemonik merkez oluşur. Tüm alt ve üstyapısıyla, yani maddi üretim teknikleri ve mülkiyetleriyle manevi, ideolojik ve politik yapılanmaları yeniden düzenlenir. Yeni hegemonya kendini kutsallaştırıp tanrısallaştırır. Ya eski dini kendi çıkarlarına uyarlar, ya mezhepleştirerek farkını ortaya koyar, ya da yeni bir din veya mitoloji ile ideolojik yönden de kendini kalıcı, ebedi kılmak ister. Ortadoğu’nun merkezî uygarlık sistemi, beş bin yılı aşan bir süre boyunca bu diyalektik işleyiş temelinde kendini hep merkezileştirerek bunalımlardan çıkış yaptı. Her çekişme ve çatışma süreci daha da büyüyen merkezî iktidarla sonuçlandı. Zaten bunun sonucudur ki merkezî uygarlık sistemi olmayı hep başardı. Artan merkezileşme sadece yerel iktidarların güç kaybı pahasına gerçekleşmedi. Genel olarak toplumların özyönetim haklarını da sürekli gasp ederek, gerek merkezindeki gerekse çevresinde ve hatta dışındaki aile ve kabilelerin doğal demokratik düzenlerine de sürekli müdahale ederek, onların özyönetim haklarını elinden alıp kendine bağlayarak hegemonik merkezi güçlendirdi. Gerek hegemonik iktidar gerekse yerel iktidarlar hep doğal ilkel komünal düzeni yaşayan kabile, aşiret, köy ve hatta kent özyönetimlerinin geriletilmesi veya yıkılması pahasına gerçekleşti.”    Demokratik zihniyetin zayıflatılması ve hegemonya kaymaları   Hegemonik merkezî iktidarın Ortadoğu’da demokratik zihniyeti nasıl zayıflattığını ele alan değerlendirmelerde, küresel hegemonya kaymalarıyla bölgesel bunalımlar arasındaki ilişkiye de dikkat çekiliyor: “Hegemonikleşmiş merkezî iktidar her zaman yerel demokratik otoritelerin aleyhine gerçekleşir. Ortadoğu kültüründe demokratik ruhun ve zihniyetin çok zayıflatılmış olmasında binlerce yıllık hegemonik iktidarların belirleyici payı vardır. Avrupa’da iktidar kültürü yakın bir tarihe dayandığı için demokratik ulus eğilimleri hep güçlü olmuştur. Ortadoğu’da ilkel komünal otorite imkânı kalmadığından, gelişim gösteren muhalif dinsel ve mezhepsel akımlar çarpık bir demokratik geleneği yansıtır. Özünde iktidar muhalifi olan her hareket demokratiktir. Hegemonik geleneğin 16. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa’ya kayması, Ortadoğu’da siyasi ve ekonomik bunalımın sistemik karakterde yaşanmasına yol açar. İslâmî hegemonyanın Osmanlı İmparatorluğu’nda bu yüzyılın sonlarından itibaren gerilemesine karşılık, Avrupa hegemonik iktidarı yükselişe geçer. Hegemonik iktidarı bir sistem olarak düşünmek gerekir. Bir bölgede bir yüzyılda düşüşü ve bunalımı yaşarken, başka bir bölgede başka bir yüzyılda yükselişle karşılık bulur. Gittikçe merkezileşir ve küreselleşir. 19. ve 20. yüzyıllar hegemonik sistemde merkezileşme ve küreselleşmenin en çok yaşandığı yüzyıllardır. Son iki yüz yılda ağırlıklı olarak İngiltere ve ABD hegemonyasının geliştiği Ortadoğu, derin bir bunalım yaşayan çevre kültürü konumundadır. Osmanlı hegemonyasının dağılmasından sonra, binlerce yıllık merkezî hegemonik iktidar kültüründe yaşanan bunalım daha da derinleşmiştir.”   Ulus-devlet, kapitalizm ve hegemonik sistem   Ulus-devletlerin ortaya çıkışını kapitalist hegemonya sistemi içinde değerlendiren Abdullah Öcalan, bağımsız devlet söyleminin tarihsel ve siyasal bir yanılsama olduğunu belirtiyor: “İngiltere ve ABD’nin temsil ettiği hegemonik iktidar sistemi son dört yüz yılda inşa edilip yükselişe geçen ulus-devletlerle icra edilir. Ulus-devletlerin doğasını çok iyi tanımak gerekir. Küçük burjuva ideolojisinin iktidara indirgediği bağımsız ve yarı-bağımsız devlet yorumları iktidar gerçeğini örtbas etmekten öteye bir rol oynamaz, ulus-devlet gerçeğini açıklamaz. Özellikle Ortadoğu’da hegemonik güçlerce kurulan ulus-devletler hakkındaki bu tür küçük burjuva yorumlar devlet ve demokrasi sorunlarını gizlemeye ve kapitalist sistemden soyutlamaya yarar. Çok iyi bilinmesi gerekir ki İngiltere’nin kendi hegemonyasında önce Avrupa’da, sonra bütün dünyada inşa edilmesine öncülük ettiği ulus-devletlere ilişkin iki temel amacı vardır. Birincisi, hegemonyası önünde engel teşkil eden imparatorlukları ve büyük devletleri parçalayarak küçültmek ve böylece engel olmaktan çıkarmaktır. İkincisi, ortaçağdan çıkışta oluşan demokratik ulus geleneğini kapitalizmin gelişmesi önünde engel olmaktan çıkarmaktır. Her iki amacın başarısı sonuçta kapitalist hegemonyanın tesisine yol açacaktır.   Hegemonik ulus-devlet tekeli son dört yüz yıldır Anglosakson İngiltere ve ABD’nin elindedir. Diğer tüm ulus-devletlerin hegemonik ulus-devletin çıkarlarıyla bütünleştirilinceye kadar minimize edilmeleri kaçınılmazdır. Her hegemonik sistem bunu gerektirir. Tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Kapitalist hegemonya döneminde devlet düzenlenmeleri daha çok sistematize edilmişlerdir. Dolayısıyla sanki dünyada sistem dışında tamamen bağımsız devletler mümkünmüş gibi görüşler ileri sürmek, kasıtlı değilse küçük burjuva ukalalığıdır. Son beş bin yıllık tüm hegemonik sistemlerde bağımsız devlet olgusuna yer yoktur. Kapitalizm gibi son derece şiddet ve emperyalizm yüklü bir sistem hegemonyasında bağımsız devletlerden, keyfince devlet kurmalardan ve var olan devletlerin varlıklarını bağımsızca sürdürmelerinden bahsetmek bir safsatadır” sözlerine yer veriyor.    Kapitalizm, ulus-devlet ve demokratik uluslaşmanın engellenmesi   Kapitalist sistemin neden ulus-devlet biçimiyle işlediğini tartışan bu değerlendirmede, Kürt Halk Önderi, bu yapının demokratik uluslaşmanın önünü kesen temel araçlardan biri olduğuna şu sözlerle dikkat çekiyor: “Kapitalist sistem neden hegemonik ulus-devlete ihtiyaç duyar? Açık ki, sistem başka tür bir devletle sürdürülemez de ondan. İmparatorluklar dağıtılmadan, özellikle ortaçağdan çıkışta kentlerde yoğunlaşan demokratik cumhuriyetler ortadan kaldırılmadan, böylelikle demokratik uluslaşmanın önü kesilmeden kapitalizm hegemonik sistem halinde yükselemez. Ulus-devlet olarak iktidar yeniden düzenlenmeden, kapitalizm varlığını koruyup geliştiremez.”   Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması ve ulus-devletler   Kürt Halk Önderi, Ortadoğu’nun modern dönemde nasıl yeniden yapılandırıldığını ele aldığı değerlendirmelerinde, bölgedeki ulus-devletlerin hegemonik sistemle kurduğu bağı şu şekilde açıklıyor: “İngiltere hegemonyası özellikle Hindistan’a kadar olan egemenlik yolu üzerinde bulunan Ortadoğu’ya stratejik bir rol biçmişti. Napolyon’dan sonra Ortadoğu üzerindeki denetimini adım adım geliştirirken sistemin bütünselliğini göz önünde bulunduruyordu. İspanya ve Fransa İmparatorluklarını bu amaçla minimize etmişti. Rus İmparatorluğu’nun güneye inmesinin önüne set çekmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nu da kullandığı süre boyunca tampon statüsünde tuttu. Yükselen Alman hegemonyasıyla ittifaka girince de parçalanma sürecine soktu. Birinci Dünya Savaşı ile amacına ulaştı. Bu tarihten sonra Ortadoğu’da kurulan tüm ulus-devletler önce İngiltere’nin, sonra stratejik müttefiki ABD’nin damgasını taşırlar.   Başta TC olmak üzere kurulan tüm ulus-devletler merkezî ulus-devletin rızası olmadan varlıklarını sürdüremezlerdi. Sovyet Rusya’nın kuruluşundan yetmiş yıl sonra çözülüşü, Çin’in halen kapitalizm yolunda ilerlemesi bu gerçeği doğrular. Başlangıçta bazı çelişkilerin örneğin TC’nin kuruluş yıllarında yaşanan çelişkiler olması, sonucun böyle gelişmesinin önünde engel teşkil edemez. Dört yüz yılı aşkın hegemonik bir birikimi olan sistem bunu kolay kolay terk edemez ve bağımsız devletler adıyla başka ulus-devletlerle de paylaşamaz. Hegemonyayı paylaşmak sistem mantığına aykırıdır. Ya savaş olur, biri kazanır, hegemonya onda kalır, ya da daha verimli yeni bir sistem doğar. Eski hegemonyanın ona gücü yetmez. O da diyalektik bütünlük içinde gerektiğinde savunma savaşlarıyla gerektiğinde uzlaşmalarla varlığını sürdürür. Kapitalizmi tercih edip de sistem dışında bağımsızlık taslamak kendini kandırmaktan veya ukalalıktan öteye anlam taşımaz.”   Ulus-devletler: bunalımı derinleştiren yapılar   Bu çerçevede Ortadoğu’da inşa edilen ulus-devletlerin işlevine değinen  Kürt Halk Önderi, şu tespitlerde bulunuyor: “O halde Ortadoğu kültüründe inşa edilen ulus-devletleri hegemon ulus-devletin en yoğunlaşmış ajan kurumları olarak yargılamak gerçekçidir. Örneğin yirmi iki minimal Arap ulus-devletinin varlığı ancak hegemon ulus-devletin çıkarlarıyla izah edilebilir. Başka türlü bir izahı olamaz. Osmanlı bakiyesi olan TC’nin varlığı ancak minimal bir ulus-devlet olmayı kabul edince tanındı. Başka türlü vücut bulamazdı. Genelde olduğu gibi Ortadoğu’da da ulus-devletler bunalımdan çıkışın değil, bunalımın derinleşmesinin araçlarıdır. Amaçları hegemonik ulus-devletlerin küresel istikrarını sağlamaktır. Bu da sonuçta kapitalizmin bunalımını küreselleştirir.”   Kültürel kopuş ve ulus-devletlerin çıkmazı   Ortadoğu’daki ulus-devletlerin işlevsizleşmesini ve toplumla bağının kopuşuna ilişkin Abdullah Öcalan, bu sürecin kültürel temelsizlikten beslendiğini kaydederek, değerlendirmelerine şunları ekliyor: “Ortadoğu ulus-devletleri bölge kültüründen beslenen araçlar olmadıklarından hep bir çelişki yaşarlar. Geleneksel iktidar bunalımına kendi yabancılıklarından kaynaklanan unsurlar eklerler. Böylece bölge toplumlarının kültürel gerçeğinden tümüyle koparlar. Hiçbir toplumsal sorunu çözemeyen bu ajan kurumlar gittikçe gereksizleşirler. Bölgedeki ulus-devletler kapitalizmin başlangıç döneminde devlet kapitalizmi ile varlıklarını biraz meşrulaştırdılarsa da, kısa bir süre içinde toplumsal sorunların altında nefessiz kaldılar. Sadece antidemokratik olmakla kalmadılar, anti-toplumsal da oldular. Ulus-devletlerin doğuşları mantıkları gereği demokratik ulusa karşıtlık temelindeydi. Geç dönemlerinde bu karşıtlık toplumsallık karşıtlığına dönüşür. Çevreyi çöküşe götürür. Günümüzdeki konumlarını somut ele alarak gerçekliklerini daha iyi kavrayabiliriz.”