5 kentte kayıpların akıbetini sordular

  • 13:25 21 Şubat 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - İHD ve kayıp yakınları 5 kentte gerçekleştirdikleri eylemlerle gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sorarak, sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.
 
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Amed, Riha, Colemêrg’in Gever ilçesi, Êlih ve İzmir’de “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla eylemlerine bu hafta da devam etti. 
 
Amed
 
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenledikleri, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eylemi 889’uncu haftasında da Amed’in Yenişehir ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Anıtı önünde devam etti. Kayıpların fotoğraflarının bulunduğu pankartın serildiği açıklamada yine kayıpların fotoğrafları katılımcılar tarafından taşındı. Çok sayıda siyasetçinin de katıldığı açıklamada bu hafta 27 Şubat 1997’de Amed’te polisler tarafından kaçırıldıktan sonra haber alınamayan Fikri Özgen’in hikayesi okundu. 
 
Fikri Özgen’in oğlu Nevzat Özgen, sorunun bir halkın dili, kimliği, varoluşu ve kendini diğer halklar gibi ifade edebilme için verdiği mücadele olduğunu söyledi. Nevzat Özgen, “Geldiğimiz aşamada bir süreç başlamakla birlikte birçok soru işaretleri de beraberinde getiriyor. Evet, görüşmeler gerçekleşiyor. Komisyonlar kuruluyor. Geliş gidişler yaşanıyor. Ama sorunun tanımlanması bile insanın içini ısıtmaktan uzak. 17 bin faili meçhul bu coğrafyada yaşandı. Bunlar sadece bizim bildiğimiz, bir de bilmediğimiz var.  Bunların failleri açığa çıkmadan, yargılanmadan, hesap vermeden, sağlıklı, doğru, bir barışın yolu mümkün değildir. Eğer gerçekten bir kardeşlikten, demokrasiden, toplumsal adaletten, hukuktan bahsedeceksek atılması gereken adımlardan biride boşaltılan köylere insanların tekrardan geri dönmesi, kendi isimleriyle tanımlanmasıdır” dedi. 
 
Özgen’in kaybedilme hikayesini İHD yöneticisi Yahya Polat okudu. 
 
Fikri Özgen’in Amed’in Pasûr (Kulp) ilçesinde bağlı Yeşilköy mahallesinin muhtar olduğunu söyleyen Yahya Polat, “Köyde eşi ile birlikte yaşıyordu. Oğullarının politik faaliyetleri nedeniyle yoğun baskı altındaydı. Sık sık gözaltına alınarak sorgulanıyordu. Üç defa evi yakılan Fikri Özgen evinin bombalanması üzerine 1992 yılında, 28 yıl boyunca muhtarlığını yaptığı köyden ayrılarak Amed’e taşındı. Fikri Özgen’in üzerindeki asker ve polis baskısı Amed’te de devam etti. Eşiyle kaldıkları ev güvenlik güçleri tarafından sık sık basılıyor, evde arama yapılıyor ve Fikri Özgen sorgulanıyordu. Recep Ön isimli polis amiri yapılan ev baskınlarının hepsinde bulunuyordu. 73 yaşındaki Fikri Özgen kronik astım hastasıydı. İlaç desteği olmadan nefes almakta ciddi zorluk yaşıyordu. 27 Şubat 1997 tarihinde saat 10:00 gibi Koşuyolu’ndaki evinden ilaç almak için ayrıldı. Evinden birkaç yüz metre uzaklaşmıştı ki sivil giyimli dört kişi tarafından durduruldu. Ellerinde telsiz bulunan bu kişiler önce Fikri Özgen’in kimliğini kontrol etti. Sonra onu beyaz Toros’a bindirerek götürdü” diye kaydetti.
 
Görüşmeler sonuçsuz
 
Yaşananlardan kaynaklı Fikri Özgen’in eşi Dilşah Özgen’in savcılığa müracaat ederek gözaltına alınan eşi ile ilgili bilgi istediğini dile getiren Yahya Polat, “Savcılık başvuruya cevaben 5 Mart 1997 tarihinde Fikri Özgen’in gözaltı kayıtlarında olmadığına dair bilgi verdi. Dilşah Özgen 6 Mart 1997 tarihinde tekrar şikayet dilekçesi verdi ve Fikri Özgen’i kaçıranların devlet güçleri ile bağlantılı olduğunu belirterek soruşturma açılmasını talep etti. Aile olaydan bir süre sonra devletle bağlantısı olan kişilerden gayrı-resmi olarak Fikri Özgen’in JİTEM merkezine götürülerek sorgulandığını öğrendi. Ayrıca aynı tarihlerde JİTEM’de sorgulanan kişiler aileye ve avukatlarına sorguda nefes almakta zorlanan bir kişinin sesini duyduklarını söylediler. Ancak Diyarbakır Savcılığı’nın 13 Mart 1997 tarih ve 1997/1737 sayılı soruşturmasında Jandarma ve Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında Fikri Özgen’e ilişkin hiçbir şey çıkmadı. Ailenin, avukatlarının, İnsan Hakları Derneği’nin ve Af Örgütü’nün bütün girişimleri sonuçsuz kaldı, Fikri Özgen’den bir daha haber alınamadı” dedi. 
 
Cezasızlık  vurgusu
 
Yaşananlardan yıllar sonra JİTEM’de kadrolu olarak çalışan itirafçı Abdulkadir Aygan adında bir şahısın, gazetelere de yansıyan itiraflarını hatırlatan Yahya Polat, “Abdulkadir Aygan itiraflarında; Fikri Özgen’in Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığını ve Diyarbakır Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Yüzbaşı Zahit Engin tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Fikri Özgen’in Diyarbakır Jandarma Komutanlığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bulunan ve Başsavcılık makam odasının birkaç metre uzağındaki Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığı iddiaları bugüne kadar etkili bir biçimde soruşturulmadı. Fikri Özgen’in akıbeti karanlıkta bırakıldı, failleri cezasızlıkla korundu. Ailenin 20 Ağustos 1997 tarihinde AİHM’ne yaptığı başvuruda ise Mahkeme, etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için 2.maddenin ve etkili başvuru hakkı olmadığı için 13.maddenin ihlal edildiğine karar verdi. Kaç yıl geçerse geçsin Fikri Özgen için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. 
 
Açıklama oturma eyleminin ardından son buldu. 
 
Riha
 
Kayıp yakınları ve İHD Riha Şubesi, gözaltında kaybettirilenlerin akıbeti sormak için basın açıklaması yaptı. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamaya kayıp yakınları ve insan hakları aktivistleri katıldı. “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartının açıldığı açıklamada, gözaltında kaybedilen kişilerin fotoğrafları taşındı. Kayıp yakınlarının akıbetinin sorulduğu açıklamada bu hafta 33 yıl önce katledilen Kemal Kılıç’ın akıbeti soruldu. 
 
Açıklamayı, Kemal Kılıç’ın yeğeni Kemal Memitanlı okudu. İnsanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına uğrayamayacağını belirten Kemal Memitanlı, “Bizler insan hakları savunucuları olarak kaç yıl geçerse geçsin son kaybımızın akıbeti ortaya çıkarılana kadar, öldürülen ve failleri yargılanmayanların, failleri yargılanana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” dedi. 
 
Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.
 
Êlih
 
Êlih'te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 725'inci haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdü.  Bu haftaki eylemde, 24 Mart 1992 yılında Êlih'te kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Zeynel Kürsep'in akıbeti soruldu. Zeynel Kürsep'in kaybedilme hikayesini İHD yöneticisi Zana Yücel Bozkurt okudu. 
 
Kayıp Zeynel Kürsep’in hikayesi babası İbrahim Kürsep’in aktarımlarıyla şöyle: “Oğlum Zeynel Kürsep, 24 yaşındaydı ve evliydi. 24 Mart 1994 tarihinde rahatsızlandı, muayene olmak için Batman Devlet Hastanesine gitmişti. Muayene olduktan sonra hastaneden çıkarken yanına bir araba yaklaşmış. Arabadan inen sivil giyimli, silahlı iki şahıs tarafından zorla arabaya bindirilip kaçırılıyor. Olayı öğrenir öğrenmez, yetkili makamlara başvuruda bulundum. Ancak başvurularım yanıtsız kaldı. Ailece, kendi imkânlarımızla araştırmalar yaptık. Dünyamız başımıza yıkılmıştı. Bir taraftan en değerli varlığım olan oğlumu kaybetmiştim; diğer taraftan da gencecik gelinimin kaygılı bekleyişine ve eşinden haber alamadığımız için gelinimin yüzüne bakamıyordum. 
 
Aradan 5-6 gün geçmişti. Batman merkezinde; Çocuk Şube Müdürlüğüne yakın bir evde bulunan sığınakta tutulduğunu ve daha sonra, Batman dışına çıkarılıp başka sığınaklarda alıkonulduğuna dair bilgiler aldım. Bundan sonra, Batman dışında çocuğumu aramaya başladım. Aradan 8 ay geçtikten sonra kaçırılıp sonradan serbest bırakılan bir şahıs bana gelip: ‘Oğlunla aynı sığınakta beraberdik.’ dedi.
 
Bu haber üzerine, yaşlı halimle ve elimdeki bilgilerle yeniden aramalara başladım. 1996 yılında evimize gelen bir telefonda; oğlumun, Silvan ilçesine bağlı Susa köyünde bir sığınakta tutulduğunu söylediler. Farqîn’e gittim ve oradaki yetkili makamlara başvuruda bulundum. Adres belirttim. Ama oradan da bir netice alamadım.  Aradan çeyrek asır gibi bir zaman dilimi geçti halen umudumu yitirmiş değilim. Oğlum bir gün kapımızı çalacak diye bekliyorum. Tabi ki bu benim umudum. Oğlumun kemikleri dahi bulunsaydı biraz rahatlardım. Hiç olmazsa ziyaret edeceğim bir mezarım olurdu.’’
 
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
 
Colemêrg
 
Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesindeki eylem 215’nci haftasında devam etti. Sanat Sokağı’ndaki eylemde gözaltında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde 1994 yılında gözaltında zorla kaybedilen Mehmet Zeki Yılmaz'ın hikayesi okundu. 
 
Basın açıklamasını okuyan İHD Şube Eşbaşkanı Sibel Çapraz, “Mehmet Zeki Yılmaz Yüksekova’da bakkal işletiyordu. 9 Şubat 1994’te güvenlik güçleri tarafından hiçbir sebep gösterilmeden gözaltına alındı. Gözaltında ölümle tehdit edilen Mehmet Zeki Yılmaz çok ağır biçimde işkence gördü. O dönemde Yüksekova’da gözaltına alınanların faili meçhul cinayetlere kurban gittiği bilinen bir gerçek olduğundan kendisini güvende hissetmiyordu. 11 Şubat günü herhangi bir suçlama yönlendirilmeden serbest bırakıldı. Mehmet Zeki Yılmaz 22 Şubat 1994 sabahı, her zamanki gibi dükkanını açtı. Sivil plakalı iki araçla gelen kişiler, zor kullanarak Mehmet Zeki Yılmaz’ı arabaya bindirerek kaçırdı. Olaya çevre sakinleri şahit oldu. Aile hemen savcılık ve emniyete başvurdu lakin gözaltına alındığı inkar edildi. 25 Şubat 1994 de Yüksekova’nın Dilektaşı köyü yakınlarında, Mehmet Zeki Yılmaz’ın ağır işkenceye uğramış bedeni sazlıkta bulundu” dedi. 
 
Yapılan bütün başvuruların reddedildiğini söyleyen Sibel Çapraz, “Mehmet Zeki Yılmaz’ın akıbeti faili meçhul bırakıldı. Mehmet Zeki Yılmaz’ın oğlu dosyayı AİHM’e taşıdı. AİHM Türkiye’yi etkin bir soruşturma yürütmemek ve yaşam hakkın ihlalinden mahkum etti. Böylelikle Türkiye’nin AİHM karnesine faili meçhul cinayet formlu bir mahkumiyet kararı daha eklenmiş oldu. Mehmet Zeki Yılmaz onlarca kişinin önünde klasikleşen ‘beyaz toros’ ile kaçırılarak gözaltında zorla kaybedildi. Yetkinler bu duruma karşı sessiz kaldı. Mehmet Zeki Yılmaz şahsında tüm kayıplarımızın akıbetini sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Bizler sevdiklerimizin akıbetini sormaya devam edeceğiz. Hukukun üstünlüğünün tanınması için el kaldırmaya, sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu. 
 
İzmir 
 
İHD İzmir Şubesi, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdiği eylemi, Konak Eski Sümerbank önünde sürdürdü. Eylemde “Kayıplar belli, failler nerede” ve “Kayıplar vicdanındır sahip çık” yazılı pankart açıldı. Basın metninin Kürtçesini İHD İzmir Şube Eşbaşkanı Zilan Gümüş, Türkçesini dernek yöneticisi Evrim Kubilay okudu. Açıklamaya çok sayıda yurttaş katıldı. 
 
Berfo Ana anıldı
 
21 Şubat 2013'te yaşamını yitiren Cumartesi Annelerinden Berfo Ana'nın anıldığı açıklamada, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen 19 yaşındaki Murat Yıldız'ın akıbeti soruldu. Murat Yıldız'ın 23 Şubat 1995 yılında İzmir Bornova'da gözaltına alındığının belirtildiği açıklamada “Aradan üç gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince, anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için, onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şahismail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler. Oğlundan haber alamayan Hanife Yıldız, Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi, beş yıl süren yargılama sonucunda, Murat Yıldız'ın feribottan atladığını gören bir tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanını esas aldı ve onlara yalnızca görevi ihmal suçundan o günün parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verdi. Aynı mahkeme 2002'de polislerin aldığı para cezasının beş yıl ertelenmesine, 2007 yılında ise davanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verdi. Murat Yıldız'ın dosyası Gebze Adliyesi'nde kayboldu. İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını istedi. Açılan soruşturma iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı” denildi.
 
‘Adli süreç gerçeği açığa çıkarmadı’
 
Murat Yıldız'ın kaybedilmesine ilişkin yürütülen adli sürecin gerçeği açığa çıkarmadığı ifade edilen açıklamada son olarak, "Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz" ifadelerine yer verildi.