'Savaş, çocuklarda nesiller boyu travma yaratıyor'
- 09:07 13 Şubat 2026
- Çocuk
Pelşin Çetinkaya
AMED - Savaş ve kuşatma altında büyüyen çocukların kronik travmaya maruz bırakıldığını belirten Amed Çocuk Hakları Ağı eşsözcüsü ve psikolog Laleş Öngün, bu travmaların ise nesilden nesile aktarıldığını söyledi.
Dünya ve Ortadoğu özelinde süren savaşlar, halkların yaşamını hedef alırken, geleceksizlikten, nesilden nesile bir travma bırakıyor. Savaş ortamında büyüyen çocuklar da ise derin yaralar açıyor. Savaş çocukların yaşamında ağır travmalar yaratırken, kronik travmalar, ruhsal ve bedensel açıdan gelişimlerini ciddi biçimde etkiliyor.
Rojava ve İran'daki saldırılarda en çok etkilenenlerin başında çocuklar geliyor. Amed Çocuk Hakları Ağı eşsözcüsü ve psikolog Laleş Öngün ile savaşın çocuklar üzerindeki etkisini konuştuk.
Savaş ortamında yaşayan çocukların sinir sistemlerinin her zaman tetikte olduğunu söyleyen Laleş Öngün, “Dünyanın herhangi bir yerinde olan savaştan ilk etkilenen kesimlerin başında kadınlar ve çocuklar geliyor. Bugün de Rojava'daki savaştan bahsettiğimizde tabii ki de burada çocukların yaşadığı travmalardan söz etmemek mümkün değil. Fakat öncelikle şunu çok net olarak söylememiz gerekiyor. Bugün Rojava'da çocukların yaşadığı şey kaçınılmaz bir sonuç değil. Yani orada gerçekleşen şey bir savaş sonucu değil. Bu doğrudan doğruya politik alınan kararların, ambargoların, kuşatmanın ve uluslararası sessizliğin bir sonucu. Fakat buna psikolojik açıdan baktığımızda da burada kronik travmaya maruz bırakılmış bir çocuk nüfusundan söz edebiliriz. Örneğin 10 yıl öncesinde de bu çocuklar bununla hayata gözlerini açtılar belki de. Yani şu anda 10 yaşında olan bir çocuktan bahsedeceksek zaten hayata gelişi benzer durumlarla birlikte oldu ve dolayısıyla bu çocukların sinir sisteminin sürekli tetik halinde olmasına neden oluyor. Sürekli çalışan bir sinir sisteminden bahsedebiliriz. Yani bedenleri ve zihinleri hiçbir zaman gerçekten dinlenemeyen bir çocuk nüfusundan bahsediyoruz” dedi.
Laleş Öngün, saldırıların yaşandığı alanlarda çocukların ruh sağlığının iyi olduğundan bahsetmenin mümkün olamayacağını aktararak, “Bir çocuk için dünya, en başta güvenilir bir yer olması gerekiyor. Fakat bahsettiğimiz Rojava'daki çocuklar, her gün güne patlama sesleriyle başlıyor. Daha sonrasında soğukla, açlıkla mücadele etmek zorunda kalıyorlar ve bunların hepsi de güvencesizlik içerisinde yaşamaya çalışma sorununu ortaya çıkarıyor. Biz burada tabii ki yalnızca bireysel travmalardan bahsedemeyiz. Bireysel travmalardan bahsetmek çok az kalır. Çünkü bu tam da 10 yıl önce yaşanılan gibi, daha öncesinde yaşanılan gibi belki 20 yıl öncesinde 30 yıl öncesinde yaşanan mücadelenin bir parçası olduğu için nesiller arası aktarılma riski taşıyan çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bu koşullar altında büyüyen bir çocuğun da açıkçası ruh sağlığını korumak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Çünkü ortada korunacak bir yaşam alanı bırakılmıyor. Şu anda Rojava'da yaşanılan durumlarda çocukların neredeyse bütün hakları ihlal edilmiş durumda. Örneğin yaşam hakları ihlal ediliyor. Çünkü çocuklar bombalarla, soğukla, yoksullukla, tedavisi mümkün hastalıklarla yaşamlarını yitirme durumundalar” diye belirtti.
Nesilden nesile travma
Laleş Öngün, şiddetin yaşandığı alanlarda çocukların birçok şeyden yoksun bırakılması sonucunda zorlu ve olumsuz birçok şeye itildiğini kaydederek, “Bu alanlarda çocukların eğitim hakları ihlal ediliyor. Örneğin okullar yıkılıyor şu anda. Öğretmenler göç etmek durumunda kalıyor. Çocuklar çalışmaya zorlanıyor. Çünkü şu anda ciddi anlamda bir geçim sıkıntısı var. Sağlık hakkı ihlal ediliyor. Psikolojik desteğe erişim zaten hiç olmadı. Travmayla başbaşa bırakılmış çocuklar görebiliyoruz. Bu durum da nesilden nesile aktarıldı. Çünkü daha önceden de böyle bir destek oluşamadı ve travma bildiğiniz üzere tedavi edilmediğinde depresyon, kaygı bozuklukları, disosiyatif belirtiler ve daha bir sürü davranış sorunları olarak geri dönüyor. Örneğin, korunma hakkı ihlal ediliyor. Çocuklar istismara, erken yaşta evliliğe zorlanıyor. Bu tablo da bize şunu gösteriyor. Bu bir kriz değil aslında. Bu sistematik bir ihmal ve görmezden gelme politikası diyebiliriz.
Savaşın ortasında hayatta kalma mücadelesi
Savaş ortamında büyüyen çocukların hayatta kalmak için büyük mücadele verdiğini belirten Laleş Öngün, “Sadece Rojava'da değil savaş ortamında büyüyen bütün çocuklar, maalesef çocukluğunu yaşayamıyor. Hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu ince bir çizgi. Yani çocukluğunu yaşamaya çalışmakla hayatta kalmak için mücadele etmek aslında. Normalde bir çocuk oyunla büyür, arkadaşlıkla öğrenir. Çevresindeki arkadaşlıklarıyla biraz daha hayatı öğrenmeye çalışır ve güvenle gelişimini sağlar. Ama burada çocuklar, çok çocuk yaşlı yani erken yaşta yetişkin olmak zorunda bırakılıyorlar. Klinik olarak bakarsak eğer burada erken erken olgunlaşma dediğimiz bir durumla karşı karşıya kalabiliyor. Erken olgunlaşma da bir savunma mekanizmasıdır. Çocuk hayatta kalmak için duygularını bastırıyor ve kendini geri plana atıyor. Yani ne istediğini, ne yapmak istediğini, nasıl adımlar atmak istediğini düşünmeden sadece hayatta kalmak için mücadele ediyor. Sonrasında da duygularını da sağlıklı bir biçimde ifade edemiyor maalesef. Çünkü zamanla, travmatik olaylar birikime neden oluyor. Bunlar da öfke, içe kapanma, güvensizlik, ondan sonra yaygın görülen şeyler olabiliyor. Bazıları için de şiddet çok sıradan bir davranış haline gelebiliyor. Yani uzun vadeli düşündüğümüzde bu tür travmaların böyle etkileri de olabiliyor. Fakat bunu tekrardan söylemek önemli bence; bunlar sadece bireysel bir sorun değil. Bu geleceğin toplumsal ruh sağlığını tehdit eden bir süreç” ifadelerini kullandı.
'Çocuklar siyasi dengelere feda ediliyor'
Laleş Öngün, çocukların korunması ve geleceğinin siyasi dengelere feda edildiğini vurgulayarak, “Uluslararası kuruluşların sahada hakikaten de ciddi çalışmalarıyla karşı karşıyayız. Fakat bunlar asla yeterli olmuyor. Bizim zaman zaman çağrılarımız oluyor ve zaman zaman yanıtlar aldığımız da oluyor. Fakat bu aldığımız yanıtlar ve yapmaya çalıştığımız çalışmalar, maalesef çoğu zaman sistematik ve sürdürülebilirliği mümkün olmayan şeyler oluyor. Buna sebep olan şeyler de bir yerde bürokratik bariyerler, siyasi baskılar, aynı zamanda erişim kısıtlamaları, ambargolar, bilinçli geciktirmeler gibi şeyler. Bunlar istediğimiz şeylerin hayata geçirilmesini engelliyor ya da geciktiriyor. Burada da açıkça politik bir tutum söz konusu diyebiliriz. Çünkü çocukların korunması meselesi siyasi dengelere feda ediliyor. Oysa ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin çocukların silahlı çatışmalar altında aslında korumaya yönelik kararları ve uluslararası net koruma kararları ve sözleşmeleri var. Son derece bunlar da net aslında. Ne yapılması gerektiği ve nasıl uygulanacağı çok açık, net. Fakat bu metinler, yalnızca yardım değil işte bir yerde de aktif koruma yükümlülüğü getiriliyor olmasına rağmen hiçbir şekilde uygulanmaya zorlanmıyor ya da uygulanmıyor. Çünkü bunun bir tercih değil, aslında hukuki bir zorunluluk olduğu biraz göz ardı ediliyor” diye konuştu.
Sözleşmeler hiçe sayılıyor
Uluslararası karar ve sözleşmelere göre çocukların korunması zorunlu halde iken bölgede bunun tersi yaşandığını aktaran Laleş Öngün, “Tüm uluslararası kurumlara, hükümetlere, insan hakları örgütlerine ve vicdan sahibi aslında bütün tüm insanlara, kamuoyuna açık bir çağrıda bulunmak istiyoruz; Rojava'da ve bölge kentlerinde yaşayan çocuklar, uluslararası hukuka göre korunması gereken ve korunmak zorunda olan siviller. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararlar bu yükümlülüğü zaten gerektiriyor ve ortaya koyuyor. Bu metinler aslında çok bağlayıcıdır ve bugün büyük ölçüde ihlal edilmektedirler. Yani burada sorumlu olan bir sürü yapıdan bahsedebiliriz. Sahada çalışan uzmanlar olarak görüyoruz ki çocukların yaşadığı travmalar yalnızca bombaların değil ama aynı zamanda uluslararası sessizliğin de sonucudur. Yani alınan yara ve o yaranın devamı sadece anlık oluşan bombardıman, kayıplar değil. Buna karşı oluşan sessizlik çocuklarda en yüksek travmayı yaratıyor” diye konuştu.
‘Sessizlik suçtur’
Laleş Öngün, hak ihlalleri ve katliamlara karşı şunları söyledi: “Çağrımız nettir, sorumluların hesap vermesi, bağımsız izleme mekanizmalarının kurulması, kalıcı psikososyal destek sistemlerinin devreye sokulması ve oluşturulması, eğitim ve sağlık altyapısının korunması. Bunlar en temel ve başlıca gereklilikler ve aynı zamanda en önemlisi ambargo ve kuşatmaların çocuklar üzerindeki etkilerinin sona erdirilmesi. Çünkü eğer bir destekten, dayanışmadan bahsediyorsak bu psikososyal de olabilir, sağlık anlamında da olabilir, gıda anlamında da olabilir. Her anlamda bir ambargo olduğu sürece maalesef bu desteği sunmamız çok çok zordur. Ve bütün uluslararası mekanizmaların bu anlamda devreye girmesi ve bunun için adımlar atması gerekmektedir. Bu açıkçası bir tercih değil, zorunluluktur. Bahsettiğimiz bu adımlar atılmadıkça da her yardım eksik, her açıklama yetersiz ve her sessizlik ise suç olmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.







