Adım adım asrın komplosu
- 09:01 11 Şubat 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Kenya’da kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilmesiyle sonuçlanan uluslararası komplo; Türkiye, ABD, NATO, İsrail ve bazı Avrupa devletlerinin dahil olduğu çok aşamalı bir planla hayata geçirildi.
15 Şubat 1999’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kenya’nın başkenti Nairobi’de kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilmesinin 27’nci yıl dönümü. Komplo süreci, Eylül 1998’de Türkiye’nin Suriye’ye yönelik açık tehditleriyle başlatıldı; NATO, ABD ve bölgesel aktörlerin dahil olduğu çok yönlü bir planla adım adım işletildi.
Suriye’ye sınırdan açık tehdit
Komplo süreci, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad üzerinde kurulan askeri ve diplomatik baskıyla fiilen devreye sokuldu. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, 16 Eylül 1998’de Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde sınır birliklerini denetlediği sırada yaptığı açıklamada, Suriye’yi Abdullah Öcalan üzerinden açıkça tehdit etti. Atilla Ateş, “Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir” ifadelerini kullandı.
Bu açıklamaların ardından dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de benzer tehditlerde bulundu. Süleyman Demirel, 1 Ekim 1998’de Meclis açılışında yaptığı konuşmada, Suriye’yi PKK’ye destek vermekle suçlayarak, “Karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tutuyoruz” dedi.
NATO süreci devrede
Türkiye, Abdullah Öcalan’ın Suriye’de kalmasını “savaş sebebi” ilan ederken, sınır hattına yoğun askeri yığınak yaptı. Uluslararası baskılar sonucu Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrılarak Yunanistan’a geçti. Ancak Yunanistan, NATO üyeliğini gerekçe göstererek Abdullah Öcalan’ın ülkede kalmasını kabul etmedi. Yunan Ulusal İstihbarat Örgütü’nden Savvas Kalenderidis, 2013 yılında verdiği bir röportajda, NATO’nun süreçte belirleyici rol oynadığını belirterek, Abdullah Öcalan’a “Yunanistan’ın NATO üyesi bir ülke olarak sizi barındıramayacağı” mesajının iletildiğini aktardı.
ABD baskısı: Türkiye’ye iade edin
Yunanistan’dan ayrılmak zorunda bırakılan Abdullah Öcalan, Rusya Duması’nın davetiyle 10 Ekim 1998’de Moskova’ya gitti. Ancak Rusya da siyasi iltica talebini kabul etmedi. Türkiye’nin ekonomik ve diplomatik baskıları sonucunda Abdullah Öcalan’ın Rusya’dan ayrılması istendi.12 Kasım 1998’de İtalya’ya geçen Abdullah Öcalan’a, ilk aşamada İtalya hükümeti olumlu yaklaştı. Ancak ABD’nin devreye girmesiyle bu tutum değişti. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, İtalya Başbakanı Massimo D’Alema’yı arayarak, “Öcalan bir teröristtir, Türkiye’ye iade edin” çağrısında bulundu. Massimo D’Alema, daha sonra verdiği röportajlarda bu baskıyı doğruladı.
Rusya, Kırgızistan ve Yunanistan
66 gün sonra İtalya’dan ayrılmak zorunda bırakılan Abdullah Öcalan, 16 Ocak 1999’da yeniden Rusya’ya gönderildi. Ancak Rusya Başbakanı Primakov, Abdullah Öcalan’a üç gün içinde ülkeyi terk etmesi gerektiği mesajını iletti. Bunun ardından Abdullah Öcalan, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın Moskova ziyareti öncesinde zorla bindirildiği bir kargo uçağıyla Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e götürüldü. Sekiz gün boyunca bir köy evinde tutulan ve dünyayla bağlantısı kesilen Abdullah Öcalan, 29 Ocak’ta yeniden Atina’ya getirildi. Burada Yunan istihbaratı devreye girdi, Abdullah Öcalan’ın kaldığı evler basıldı, hareket alanı tamamen daraltıldı.
Enerji pazarlıkları
Bu süreçte, 30 Ocak 1999’da Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nda, Rusya ve ABD’li petrol şirketleri arasında yapılan görüşmelerde Abdullah Öcalan’ın durumunun enerji pazarlıklarının parçası olduğu ortaya çıktı. “Davos Anlaşması” olarak anılan bu görüşmelerde, petrol boru hatları üzerinden yapılan mutabakatların karşılığında Rusya’nın Abdullah Öcalan’a iltica hakkı tanımadığı belirtildi.
ABD’den talimat
1 Şubat 1999’da ABD’nin Atina Büyükelçisi Nicholas Burns, Yunanistan’a Abdullah Öcalan’ın ülkeden çıkarılması talimatını iletti. Aynı gün Savvas Kalenderidis, Abdullah Öcalan’a Güney Afrika’ya götürüleceği vaadinde bulundu. Ancak bu plan, Kenya’ya uzanan kaçırma operasyonunun bir parçasıydı.
Afrika yerine Kenya
Abdullah Öcalan, Korfu Adası’ndan alınarak sözde Afrika yolculuğu için yola çıkarıldı. Ancak uçak değişiklikleri, bilinçli “kazalar” ve yönlendirmeler sonucunda Kenya’ya götürüldü. Daha sonra yapılan açıklamalarda, bu sürecin “zaman kazanma” amacıyla kurgulandığı ifade edildi.
Nairobi’de eş zamanlı toplantılar
Abdullah Öcalan’ın Kenya’da bulunduğu günlerde, Nairobi’de Yunan ve Kenya yetkilileri görüşmeler yaparken, Ankara’da İsrail, ABD ve Türkiye temsilcilerinin katıldığı toplantılar gerçekleştirildi. CIA, MİT ve İsrail istihbaratının dahil olduğu bu görüşmelerde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi planlandı.
‘Gece sizin için kötü olacak’ baskısı
14 Şubat’ı 15 Şubat’a bağlayan gece, Abdullah Öcalan’a elçilikten çıkması için tehditler yöneltildi. Kenya istihbaratı ve Yunan yetkililer, “Gece sizin için kötü olacak” sözleriyle baskı kurdu. Verilen sahte güvenceler sonucunda Abdullah Öcalan, elçilikten çıkarıldı.
15 Şubat: Kaçırma ve teslim
15 Şubat 1999 sabahı Abdullah Öcalan, Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği konutundan zorla çıkarılarak Kenya güvenlik güçleri tarafından teslim alındı. Aynı gün hazırlanan özel uçakla Türkiye’ye götürülen Abdullah Öcalan, İmralı Cezaevi’ne konuldu. Türkiye’ye teslim edildiği, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından 16 Şubat’ta kamuoyuna açıklandı.
Tecride rağmen fikirleri sınırları aşıyor
Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da İmralı Adası’na götürülen Abdullah Öcalan, ağır tecrit ve mutlak izolasyon koşullarına rağmen politik direnişini sürdürdü. İmralı Cezaevi’nde oluşturulan özel sistemle yalnızca bir kişinin değil, Kürt halkının özgürlük ve demokratik çözüm iradesinin hedef alındığı belirtilirken, Abdullah Öcalan bu koşullarda geliştirdiği savunmalarla Ortadoğu halkları için yeni bir demokratik paradigma ortaya koydu. Abdullah Öcalan, mutlak tecride rağmen savaş yerine barışı, inkâr yerine birlikte yaşamı, ulus-devlet yerine demokratik ulus çözümünü savunmaya devam etti. Kadın özgürlüğünü merkeze alan bu perspektif, başta Kürt kadınları olmak üzere bölge halklarının mücadelesinde belirleyici bir rol oynadı. Aradan geçen 27 yıla rağmen İmralı’daki tecrit sürerken, Abdullah Öcalan’ın fikirleri Rojava’dan Ortadoğu’ya, dünyanın birçok bölgesinde demokratik ve eşit yaşam arayışlarına referans olmaya devam ediyor.







