‘Kadınlar hukuki zemine geçişin koşullarını denetlemeli’ 2026-08-21 09:01:13   ANKARA - Yasanın Kürt sorununu ortaya çıkaran tarihsel ve siyasal koşullara dair bir düzenleme içermediğini belirten Barış Akademisyeni Yasemin Özgün, demokratikleşme perspektifinin eksikliğine dikkat çekti. Yasemin Özgün, kadınların barış sürecinin her aşamasında söz sahibi olması ve karar mekanizmalarında yer alması gerektiğini vurguladı.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından başlayan sürecin hukuki zemini kapsamında hazırlanan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Meclis Genel Kurulu’nda 467 oyla kabul edilerek 18 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasanın uygulanmasına yönelik üç ayrı kurul oluşturulması planlanırken, ilk olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki kurul oluşturuldu. Sürecin devamında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında siyasi partilerin katılımıyla kurulması beklenen komisyonlarla birlikte, toplumsal bütünleşme ve demokratik entegrasyon sürecinin nasıl ilerleyeceği tartışılırken, kadınların sürece katılımı ve temsiliyeti de önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. DEM Parti, yasa teklifinin Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında alt komisyonların oluşturulmasında kadın temsiliyetinin gözetilmesini ve kadınların ihtiyaç, deneyim ve taleplerinin dikkate alınacağı özgün bir kadın alt komisyonunun kurulmasını önermişti.    Barış Akademisyeni ve Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Yasemin Özgün, yasanın  yürürlüğe girmesi sürecinde kadın temsiliyetine dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Dönüş koşullarının hukuki zeminiyle sınırlı tutulmuş’   Yasanın farklı halkların varlığını örtük biçimde kabul ettiğine dikkat çeken Yasemin Özgün, “Sonuçta yasa, ‘milli dayanışma’dan söz ederken ulusal sınırlar içinde eşit ve birlikte bir yaşamı tarif etmiyor; bunun yerine bir ‘dayanışma’ söylemi kuruyor. Ancak bu dayanışmanın kimler arasında kurulacağı da belirsiz. Çünkü metinde Kürtlerden açıkça söz edilmiyor. Dahası, toplumsal bütünleşmenin zaten var olduğu varsayılıyor ve yalnızca bunun güçlendirilmesinden bahsediliyor. Bu haliyle yasa, meselenin siyasal ve toplumsal boyutlarını ele almaktan çok, Türkiye’ye dönüş koşullarının hangi hukuki zeminde ve hangi farklı statüler altında düzenleneceğiyle sınırlı görünüyor” dedi.   ‘Sorunu ortaya çıkaran koşullara dair bir lafzı yok’   Yasanın eksikliklerine değinen Yasemin Özgün, sürecin denetiminin yalnızca hükümete bırakılmasının, düzenlemelerin denetimli serbestlik koşulları içermesinin ve demokratikleşmeye ilişkin herhangi bir perspektif sunulmamasının önemli eksiklikler olduğunu vurguladı. “Yüzyılı aşkın süredir devam eden bir sorundan bahsediyoruz” diyen Yasemin Özgün, yasa metninde Kürt sorununu ortaya çıkaran tarihsel, siyasal ve toplumsal koşulların ortadan kaldırılmasına yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğine dikkat çekti.   ‘Bazı maddeler büyük bir handikap’   Yasanın eksiklikleriyle birlikte önemli ve barışa atılmış bir adım olarak nitelendiren Yasemin Özgün, “Bu anlamda bir tarafa bırakılacak ya da tamamen karşı çıkılacak bir yasa değil. Sonuçta barış için, gerçek anlamda bir demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik zeminde çözümü için mücadelenin devam etmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bir tür denetimli serbestlik, ‘terör suçu işlememe’ gibi maddeler de var. Bu da tabii ki büyük bir handikap” şeklinde konuştu.   ‘Demokrasi zemininde siyaset yapmanın koşulları oluşmadı’   Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak, barışın sağlanabilmesi için “Terörle Mücadele Kanunu”nun kaldırılması ve siyasetin suç olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladıklarını belirten Yasemin Özgün, “Hukuk ve demokrasi zeminine dönmek, her şeyden önce bu zeminde özgürce siyaset yapabilmenin koşullarının sağlanması demektir. Oysa bugün bu koşullar henüz oluşmuş değil. Terörle Mücadele Kanunu yürürlükte olduğu sürece, siyasal faaliyetlerin kolaylıkla bu kanun kapsamına alınması ve insanların siyasal faaliyetleri nedeniyle cezalandırılması riski devam edecek” diye ekledi.   ‘Kadınlar süreci izlemeli ve müdahil olmalı’   Kadınların yasanın uygulanma sürecini izlemesinin ve sürece müdahil olmasının önemine değinen Yasemin Özgün, şöyle devam etti: “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, kadınların barış sürecinde sözünü güçlendirmek ve taleplerini duyurmak üzere kuruldu. Yola beş temel taleple çıktık. Terörle Mücadele Kanunu kaldırılsın, siyaset suç olmaktan çıkarılsın, kayyum uygulamasına son verilsin dedik. Çünkü kayyumların olduğu bir yerde gerçek anlamda ne barıştan ne de demokrasiden söz edilebilir. Hasta tutsaklar yıllardır serbest bırakılmayı bekliyor ve cezaevlerinde adeta ölüme terk edilmiş durumdalar. Cezaevi koşullarında ağırlaşan hastalıkların yarattığı tahribatın telafisi de çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu nedenle hasta tutsakların bir an önce serbest bırakılmasını ve sınır ötesi operasyonların durdurulmasını talep ettik. Kadınların doğrudan müdahil olduğu bir barış sürecinin kurulmasını, cezasızlık politikalarına son verilmesini, üniformalı şiddetin açığa çıkarılmasını, faillerle yüzleşilmesini ve sorumluların yargılanmasını talep ettik. Bugün de bütün bu taleplerin hayata geçirilmesi için mücadelemizi sürdürüyoruz.”   ‘Demokrasi koşullarına geçişi yakından izlemek istiyoruz’   Kadınların izleme komitelerinde yer almasıyla bütün bu taleplerin hayata geçirilip geçirilmediğinin takibinin ve denetiminin yapılacağına vurgu yapan Yasemin Özgün, “Bu aynı zamanda sürecin her aşamasında kadınların sözünün ve taleplerinin duyulmasını ve karar mekanizmalarına taşınmasını sağlayacak. Geri dönecek kadın gerillaların özgün koşullarının gözetilmesi de bu sürecin önemli bir parçası. Bunun takibini yapacak olanların da kadınlar olması gerekiyor. Dolayısıyla biz beş talebimizin arkasındayız. İzleme komitelerinde yer alarak kalıcı bir barışın, kadınların özgür ve eşit varoluşunun, hukuk ve demokrasi zeminine geçişin koşullarının sağlanıp sağlanmadığını takip etmek istiyoruz” diye belirtti.   ‘Kadınların sesine kulak vermeyen çatışma çözüm süreçleri eksik kalıyor’   Çatışma çözümü ve barış süreçlerinde kadınların yer almasının süreçlere olumlu katkı sunduğunu ifade eden Yasemin Özgün, şöyle konuştu: “Kadınlar ve LGBTİ+’lar savaş ve çatışmalardan en fazla etkilenen kesimler arasında. Savaşın yükünü ve acısını omuzluyor, derinleşen yoksullukla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Savaş dönemleri aynı zamanda cinsel şiddetin, istismarın, taciz ve tecavüzün arttığı ve faillerin çoğu zaman cezasız kaldığı dönemler. Bu nedenle kadınların yaşadıklarını dile getirebilmesi, suçların açığa çıkarılması ve faillerin cezalandırılması, gerçek bir barışın kurulmasının temel koşullarından biri. Savaş, militarist erkekliğin ve erkek şiddetinin hem meşrulaştığı hem de güçlendiği bir süreç. Bu koşulların ortadan kaldırılması için kadınların ve LGBTİ+’ların sözünün barış sürecinin asli bir parçası olması gerekiyor. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri de bize bunu gösteriyor. Kadınların sesine kulak verilmediği, deneyim ve taleplerinin sürece dahil edilmediği örneklerde barışın hep bir yanı eksik kalıyor.”   ‘Kadınlar barış mücadelesinde bir araya gelmeli’   Bu süreçte Türkiye’de yaşayan tüm kadınlar arasında dayanışmanın büyütülmesi gerektiğini vurgulayan Yasemin Özgün, farklı siyasal görüşlerden kadınların ortak bir barış mücadelesinde buluşmasının önemine dikkat çekti. Yasemin Özgün, “Kadınlar arasındaki dayanışmayı büyütmek, cezasızlık politikalarına gerçek anlamda son verilmesini sağlamak ve kalıcı bir barışın kurulması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.