Tülay Hatimoğulları: Barış keyfiyete değil, hukuka emanet edilmeli 2026-06-23 12:55:26   ANKARA - Çerçeve yasanın çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçişin kapısını aralayacağını belirten Tülay Hatimoğulları, “Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır” dedi   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te haftalık grup toplantısında konuştu.   NATO zirvesi gerekçesiyle sabaha karşı yapılan ev baskınları ve gözaltılara değinerek konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, NATO ve emperyalizme karşı söz söylemenin suç olmadığını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Bu demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere çok açık ve net bir saldırıdır. Bu ülkede bir NATO toplantısı olacak ama neredeyse bütün Türkiye’yi felç edecek derecede tırnak içinde güvenlik önlemi alıyorlar. Bu ülke NATO’yu keyfince ağırlasın diye sabaha karşı yüzlerce insan gözaltına alındı. Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO toplantısına itiraz, savaş ve sömürü düzenine itirazın ta kendisidir. NATO’nun emperyalizmin lehine dünyanın ve bölgenin jandarmalığını yapmasına net bir itirazdır. Bütün dünya açlıkla, yoksullukla karşı karşıya kalmışken, dünyada milyarlar, Türkiye’de milyonlar açlıkla yüz yüze kalmışken, silahlanmaya bu kadar büyük bir payın ayrılmasına itiraz ettikleri için şimdi gözaltındalar. Bu itirazlar hepimizin itirazıdır. Gecenin bir yarısı yapılan bu baskılar, halkların barış talebini, sosyalistlerin, devrimcilerin NATO’ya ve savaş politikalarına itirazıdır ve bu itiraz susturulamaz. Halkların barış talebi kapı kırılarak bastırılamaz” dedi.    ‘Barış konuşulurken Ayşe Gökkan’a verilen ceza kabul edilemez’   Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevi’ndeki Kobanê Davası tutsaklarını ziyaret ettiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, sürece ilişkin nasıl mücadele verilmesi gerektiğini tutsakların uzun uzun anlattığını belirtti. Tülay Hatimoğulları, “O soğuk duvarlar, o hapishaneler arkadaşlarımızın umutlarını ve mücadelelerini asla teslim almadı, alamayacak. Burada Türkiye'de sol sosyalist ve yurtseverler olarak bu mücadeleyi sürdürmenin önemini ifade ettiler. Kobanî Kumpas davasının, tam da sol sosyalist bileşenlerin ve bireylerin yurtsever halkla, Kürt halkıyla ortak yürüttükleri mücadelenin bir bedeli olduğunu mutlaka yeniden yeniden hatırlamamız gerektiğini bu ziyaretimizde bir kez daha gördük. Orada bulunan bütün arkadaşlarımız, mevcut olan iktidarın bu uygulamalarını asla kabul etmiyor. Bizler barışı konuşurken, geçtiğimiz çarşamba günü görüştüğüm Ayşe Gökkan cuma günü çıktığı duruşmada 19,5 yıl hapse mahkum edildi. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bizler barışı konuşurken, bizler Türkiye'nin demokratikleşme aksının içine girmesini konuşur, değerlendirir, bunun görüşme ve müzakerelerini yapar ve bunun mücadelesini yürütürken Ayşe Gökkan'ın 19,5 yıl hapis cezası alması kabul edilemez. Ve halihazırda çok önemli AİHM kararları var Kobanî Kumpas davası ile ilgili. AİHM kararları acilen uygulanmalıdır” sözlerini kullandı.   ‘Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor’   Tülay Hatimoğulları konuşmasının devamında şunları söyledi: “Dünyada nereye baksak bir yangın ve bir yıkımla karşı karşıyayız. Bu bir tesadüf değil. Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor. G7 zirvesi toplandı. Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini beklerken, dünya kamuoyu bir kez daha alevlendirme kararı aldı ve hemen akabinde Moskova bombalandı. Çok kutuplu dünyada küresel sistem kendini yeniden yapılandırıyor. Yapay zekânın gelişimi ve dijitalleşmenin hız kazanması, nadir elementlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Yeni dönem savaşlarının önemli nedenlerinden biri de bu. Enerji havzaları ve enerji koridorları, pazar alanları, ticaret savaşları cabası. Bu dönemde burjuvazi, kendi inşa ettiği kurumları ve burjuva demokrasisinin kazanımları olan değerleri dahi yok sayıyor. İnsan hakları, evrensel değerler, demokrasi ve Batı'da işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılmış olan sosyal haklar tek tek tırpanlanıyor. Kuralsızlık, gücü yeten yetene. Bir avuç sermaye grubu, silah tüccarları, savaş lobileri, baronlar ve spekülatörler kazanıyor. Kaybedense koca halklar; milyarlar bu tabloda kaybediyor. Bu vahşi gidişata karşı halkların, işçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist mücadele vermek dışında bir seçeneği yok.   Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok değerlidir    Bu karanlık tabloda İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli. Temennimiz şu ki bu anlaşma tamamına ersin ve sadece kâğıt üzerinde kalmasın. İran-ABD anlaşması görüşülürken İsrail, Lübnan'ı bombalamaya devam ediyor. Bu anlaşmayla beraber Lübnan üzerindeki saldırılar da bitirilmeli. Ortadoğu'nun en önemli konularından ve gündemlerinden biri olan, Ortadoğu'nun kanayan yarası Filistin sorunu, bakın bu hengâmede neredeyse görünmez kılınmak isteniyor. Oysa İsrail'in Filistin işgali hâlâ devam ediyor ve hâlâ Filistinli çocuklar katlediliyor. Yine bu görüşmeler devam ederken Filistin işgaline son verilmesi de gündeme gelmeli. Ortadoğu'da silahlar susmalı ve barış konuşmalı. İran'a müdahalenin, başta İran halkları olmak üzere bütün bölge halklarına olumsuz etkilerinin farkındayız. Çözüm savaşta değil, barışta. Bu anlamda iç barışın sağlanması son derece önemli. Kürtlerin, Azerilerin, Farsların, Beluçların eşit yurttaşlık hakkının sağlanması bu dönemde hayati bir öneme sahiptir. Kadınların özgürlüklerinin önü açılmalı. Saçı açık diye şarkı söyleyen bir sanatçıya kırbaç cezası verilmemeli. Hiç kimse idam edilmemeli.   İran’daki Kürtlerin tutumu   Savaş döneminde Kürt halkının ortaya koyduğu bu tarihi öneme sahip tutuma denk düşen bir karşılık verilmeli. Savaş başladığı andan bu yana Kürtleri tehlikeli bir mecraya çekmek istediler. Savaşta vekil güç yapmak istediler. Ama olmadı. İran'daki Kürt örgütleri, kimsenin koçbaşı olmadığını söylemiyle de pratiğiyle de gösterdi. Yalnızca halkların çıkarlarını esas alan net bir tutum ortaya koydular. Kürtlerin tutumu bu anlamıyla nettir. Irak'ta muhatap Bağdat, Türkiye'de Ankara, Suriye'de Şam, İran'da Tahran'dır. Bu tavrın ve tutumun değeri dört ülke tarafından da bilinmeli ve buna göre pratik adımlar atılmalı. Kürt sorununa yaklaşımla ilgili bahsini ettiğimiz dört ülke, tam da Kürt halkının bu önemli, tarihsel ve bölge halklarının barışını öngören, bunu merkezine alan tutumunu görmeli. İran rejimi de buna karşılık vermeli, Kürtlere yönelik idam ve inkâr politikalarından vazgeçmeli, demokratik bir yöne doğru adım atmalıdır. İran’ın ortak geleceğinin yolu, toplumsal barıştan, kadınların özgürlüğünü esas alan demokratik bir yönetimden ve rejimden geçer.   Ekonomik kriz ve genç işsizlik   Emeğiyle geçinen milyonlar için hayat her gün daha da zorlaşıyor. İşsizlik, yoksulluk, geçinememe, barınamama... Emeklilere sokakta mikrofon uzatıyorlar değil mi? “Evime haftalardır et girmiyor” diyorlar. Ama bu iktidar bunları duymuyor. Sorumlusu değilmiş gibi de davranıyor. Ancak şu bilinmeli ki bu yoksulluğun ve işsizliğin en temel nedeni, elbette kapitalizmin ve sermayenin krizi, ama bir o kadar da AKP iktidarının uyguladığı politikaların ta kendisidir. Alım gücü eriyip gitti. Gelir dağılımı gittikçe bozuluyor. Bakın, 6 buçuk milyon genç ne eğitimde ne istihdamda; eve kapatılmış, üretimden koparılmış, hayatın dışına itilmiş durumda. Türkiye, genç bir kuşağın yitirilişini izliyor. Sabah uyandıklarında gidecekleri okulları yok. Gidecekleri işleri yok. Ama o gençlerin çok büyük hayalleri var. Türkiye'de en yetenekli gençler, en iyi üniversiteleri bitirmiş olan gençler Avrupa'nın yolunu tutmak durumunda kalıyor. Ve bunun önünü açan, buna adeta teşvik eden, bu iktidarın kendisidir.   Meclis’te sahtecilik yapanlar bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?   Mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Meclis’te, birkaç yüz adım ötede eylemdeler, açlık grevindeler. Onları ziyaret ettik, taleplerini dinledik. Şunu istiyorlar: Taban maaş uygulaması yapılsın. Belirsiz süreli iş sözleşmeleri, özlük haklarının kamuda çalışan öğretmenlerle eşitlenmesi, liyakatsizliğin önünü açan torpilli mülakatların son bulması... Atanmak istiyorlar ve çalışmak istiyorlar. Ama bu taleplerinin karşısında öğretmenler ne ile karşılaşıyor? Öncelikle muhatap alınmıyorlar. Demokratik zeminde taleplerini dile getirirken polis tarafından coplanıyor, gaz sıkılıyor, gözaltına alınıyorlar. Ama hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki öğretmen olarak, yani eğitim fakültelerinden mezun olan, başka fakültelerden mezun birçok genç iş bulamadığı için gitmiş, polis olmuş. Şimdi o polisler, o öğretmenleri copluyor. Meclis'ten birkaç yüz metre ötede açlık grevinde bulunan öğretmenlere çözüm üretmeyen bir Meclis, çözüm üretmeyen bir siyaset, çözüm üretmeyen bir iktidar olur mu?Uluslararası bir anlaşma görüşülüyor ve AKP milletvekillerinden oluşan bir grup, yani 76 milletvekili, sahte oy kullanıyor. Ben bunu bir milletvekili olarak söylerken buradan büyük bir mahcubiyet duyuyorum. Bu sahteciliği yapanlar bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek? Batman'da yaşlılara yapılan insanlık dışı muameleyi böyle bir anlayış nasıl önleyebilir?   Meclis irade göstermiyor, çatışmanın sürmesini mi istiyorlar?   Türkiye, küresel çalkantıların ve enerji koridoru gerilimlerinin tam ortasında. Bu jeopolitik gelişmeler, Türkiye halkları için hem büyük bir fırsat hem de çok ağır riskler barındırıyor. Bu denklemde doğru yanıt bellidir. Türkiye halklarını tehditlere karşı korumanın yolu; toplumsal barış, ekonomik adalet, demokrasi ve hukuku inşa etmektir.Böylesi bir atmosferde Türkiye'nin yapması gereken, bölgesel savaşların uzantısı olmak değil, demokratik barışın kurucu gücü olmasıdır. Bölgede bu çizginin öncüsü olması gerekir. Bakın, geçtiğimiz günlerde Kürt toplumunun farklı kesimleriyle bir araya geldik ve bir Kürt yurttaşımız şunları ifade etti. Çok sade ve çok çarpıcı bir şekilde anlattı: “PKK silahları yaktı” dedi. “Ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor. Ama iktidar iyi niyet dilekleriyle vakit geçiriyor. Meclis irade göstermiyor ve şunu sormak istiyorum” diyor. “Çatışmanın sürmesini mi istiyorlar? PKK'lilerin gelip yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirecek? Nedir onları yasal adım atmaktan alıkoyan?” Evet, buyurun. Bu sorular DEM Parti’nin soruları değil. Bu sorular Kürt yurttaşımızın, Türkiye yurttaşımızın soruları. Buyursun Meclis, bu sorulara yanıt versin. Ve şu artık bir gerçek ki şimdiden sonra iyi niyet beyanlarıyla bu süreç götürülemez. Bu nedenle çerçeve yasanın acilen, zaman kaybetmeksizin çıkması lazım.   Barış keyfiyete değil, hukuk düzenine emanet edilmelidir   AKP Sözcüsü, “Bugün itibarıyla yeni bir aşamadayız” dedi. “Yasal çerçeve aşamasına gelindi” dedi. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, hafta sonu yaptığı açıklamada çerçeve yasayı en kısa sürede Meclis gündemine taşıyacaklarını belirtti. Bu sözü önemsiyoruz. Beklentimiz açıktır ve nettir. Bu süre zaten temmuz ayını geçmemelidir. Çerçeve yasa, Meclis bu yasama dönemi kapanmadan gelmeli. “Yetiştiremedik, gelecek döneme kalsa bir şey olmaz” gibi yaklaşımlar kabul edilecek yaklaşımlar değildir. Ümit ediyoruz ki daha sonra bize böyle yaklaşımlarla gelinmez. Bu toplum, barış olacak diye umutlanmıştır. Bunu zamana yayarak bu umutları hiç kimse sönümlendirmeye kalkmasın, kalkmamalı. Bakın, silahların sustuğu yerde çerçeve yasa; kolektif hakların, eşit yurttaşlığın, farklılık içinde birliğin ve yerel demokrasinin zeminini açacaktır. Barış keyfiyete değil, hukuk düzenine emanet edilmelidir.   Çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçiş için bir adım olacaktır bu çerçeve yasa. 21. yüzyılda Ortadoğu'da, başta Kürt sorunu olmak üzere, atılmış önemli adımlardan biri olacaktır bu çerçeve yasanın çıkması. Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır. Kalıcı çözümün teminatı temenniler değil, demokratik güvencedir.   Özgürlük mitinglerinde buluşacağız   Ve şimdi 27-28 Haziran'da Amed'de, İstanbul'da, Van'da, Mersin'de özgürlük mitinglerinde buluşacağız. 86 milyon yurttaşımızla birlikte demokratik bir cumhuriyette yaşamanın yolunu açmak, onun yollarını döşemek ve ilerletmek için bizler bu mitinglerimizle bütün Türkiye'ye ve dünyaya mesajlarımızı en güçlü şekilde vereceğiz. Özellikle bu sürecin devam etmesi ve ilerletilmesi için, bu sürecin baş aktörü ve baş müzakerecisi olan Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür çalışır ve özgür yaşar koşullarının oluşmasının mesajlarını bu mitinglerimizde en güçlü şekilde hep beraber vereceğiz, değerli arkadaşlar. Bu mitinglerimizde de bütün Türkiye yurttaşlarımızın özgürlüğü, mum ışığıyla aradığımız adalet ve demokrasi için güçlü mesajlarımızı hep birlikte vereceğiz.”