Berxwedan jiyan e çünkü direniş özgür yaşamdır 2026-02-02 09:04:45   “Rojava’daki Kürt halkının haklı davası için kenetlenen halkımıza ve dostlarına bin selam olsun. Bu ulusal birlik, dünyanın her yerinde yaşayan Kürtlerin moral kaynağıdır. Bizler de Kürt politik tutsaklar olarak direnen Rojava halkına bin selam gönderiyoruz. Berxwedan jiyan e, çünkü direniş özgür yaşamdır.”   Leyla Güven   Dünyada büyük değişimlerin yaşandığı artık herkesin malumudur. Kapitalist modernitenin bilinçli bir politika olarak yarattığı yapay gündemler, toplumun yaşamsal taleplerinin önüne bariyer olacak şekilde ikame edilmektedir. Dolayısıyla insanlar esas olanı gözden kaçırabilmektedir. Hegemon güçlerin en belirgin özelliklerinden biri de hakikati toplumdan gizlemektir. Eğer bilim insanları dünyanın geldiği kritik düzeyi kamuoyuna açıklasalar, işin ciddiyeti açığa çıkacaktır.   Geliştirilen nükleer silahlar, robotik icatlar ve daha birçok kitle ve doğa imha aracının evreni nerelere sürükleyeceği belli değildir. Hani “güç, düştüğü ele göre şekil alır” denir ya, tam da öyle olmaktadır. Bu güç dün biyotin ve benzeri araçlarla şekillenirken, bugün nükleer silahlar ya da ABD başkanının milyarların karşısında ismini açıklamasının yasak olduğunu söylediği binbir çeşit silah olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten kapitalist modernitenin karakteri, kaos ve krizler yaratarak toplumların hakikati görmesini engellemektir.   Zira halklar için en önemli olgular toplumsal değerlerdir. Maneviyat, eşit yaşam ve demokratik yerelci sistemlerdir. Mevcut gidişatın toplumların lehine olmadığı aşikârdır. Tehlikenin ne kadar farkında olunduğu ise belirsizdir. Doğayı kendi şirketleri gibi yöneten despot ve sadist zihniyetler, gücünü en çok da halkların sessizliğinden almaktadır. Yaşlı bilge, sevgili Jose Mujica bu durumu çok sade bir dille ifade ediyordu:“Hayat gelip geçer, onu satın alamazsınız. Gereksiz ihtiyaçlardan oluşan koca bir dağ yarattık. Bir şeyler satın alıp sonra çöpe atıyoruz. Aslında boşa harcadığımız şey hayatlarımızdır. Bir şeyler satın aldığımızda ödemeyi parayla değil, kazanmak için harcadığımız zamanla yapıyoruz. Hayatlarımızı boşa harcayıp özgürlüğümüzü kaybetmek korkunç bir şey.” Bugün yaşanılanlar tam da böyledir. Adeta muhtevası olan teknolojik aygıtlar yeni bir kişilik yaratmayı hedeflemektedir. Bu kişilik, etrafındaki gerçek dünyayla değil, avucunun içindeki sanal dünyayla ilgilidir. Dolayısıyla bencillik ya da bireysellik ışık hızıyla yayılmaktadır.   Egemenlerin aklının insanları sınıflandırdığını, hedeflerinin kaosları bitirmek değil yönetmek olduğunu söyleyebiliriz. Bu küresel gelişmelerin Ortadoğu boyutuna geldiğimizde, yeni bir tarihsel kırılmanın eşiğinde olduğumuzu belirtmek gerekir. Bu yeni süreçte ilk etapta savaş araçları yerine diplomasi masaları kurulsa da bunun “negatif entegrasyon” temelinde olduğu açıktır. Bu durum hem Filistin’de hem Kıbrıs’ta hem de Suriye’de bu şekilde yaşanmaktadır. Rojava özelinde deşifre olan bu tablo sürdürülebilir değildir. 2014 yılından bu yana varoluşsal bir mücadele veren Rojava, bugün küresel hegemonya tarafından bölgeye dayatılan yeni dizayn projesinin merkez noktası olarak yeniden gündemdedir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, 15 Şubat uluslararası komplosunun güncellenmiş ve “barış” ambalajına sarılmış daha tehlikeli bir versiyonu olarak karşımızda durmaktadır. Ya da güncellenmiş Lozan Barış Antlaşması olarak tarif edilebilir.   Dünün mantığıyla aynı şekilde işleyen fakat daha rafine araçlarla sürdürülen bir durum söz konusudur. Plan aynıdır ve masadaki aktörler de fazlasıyla tanıdıktır: Körfez sermayesi, İsrail güvenlik doktrini, Türkiye’nin beka kaygıları ve ABD’nin stratejik pragmatizmi, Kürt tasfiyesi ekseninde yeniden hizalanmıştır. Amaç; bir halkın statü arayışıyla inşa ettiği özerk iradeyi sönümlendirmek ve bölgeyi “Kürtsüzleştirme” ekseninde yeniden dizayn etmektir. Bu kuşatmayı anlamak için Washington’dan yayılan yeni strateji belgelerini doğru okumak gerekir. ABD’nin emperyal aklı, rotasını Hint-Pasifik hattına çevirebilmek için Ortadoğu’yu kendi açısından daha az maliyetli biçimde stabilize etmeyi hedeflemektedir. Buradaki kilit kavram stabilizasyondur, demokratikleşme değil. ABD’nin strateji belgelerinin alt metni bize şunu söylemektedir: Küresel sistem, denetlenmeyen otonom ve demokratik modelleri kabul etmemektedir. Onların barıştan anladığı, halkların teslimiyeti üzerine kurulu derin bir ittifaktır. En can alıcı çelişkilerden biri de Türkiye’nin rolü ve yaşadığı Ankara paradoksudur.   Kurdukları her cümlede “ülke ve bölge” diyen bir akıl, kurulan tuzakların farkında değildir. İktidar piramidinin en üst tabakasından en alta kadar tek tip bir dille kardeşlik edebiyatı yapılmaktadır. Gözden kaçırılan önemli nokta ise Kürt halkının geldiği politik bilgelik düzeyidir. Bu söylemlerle Arap aşiretlerinin bir kısmı ya da başka halklar ikna edilebilir; ancak Kürtler asla. Kürt halkı, çetin coğrafyasından aldığı direngen, asi ve cesur karakteriyle artık herkesin malumudur. Hiçbir zulme boyun eğmediği için yeryüzünde yaşamadığı acı kalmamıştır. Rojava’nın kahraman evladı Mazlum Ebdi’nin de ifade ettiği gibi: “Kürt halkının asla hak etmediği şeyler yaşandı, büyük bir şovenizm sergilendi, Kürtlere büyük bir hakaret edildi. Kabul edilemez uygulamalar hayata geçirildi.” Kuşkusuz bunların hesabı sorulacaktır; ancak bu şovenist kişilerin oyunlarına da gelinmemelidir. Bazıları halklar arası savaş çıkarmak istemekte, Kürtleri kendi çirkinliklerine ortak etmeye çalışmaktadır. Bizim ölçülerimiz, ahlakımız ve tarihsel duruşumuz bellidir. “Tarih boyunca kimseye zulüm etmedik, hep zulme maruz kaldık” sözü bunun en yalın ifadesidir.   Yaşanan bunca hukuksuzluğa ve vahşete rağmen bu kadar naif ve insan kalabilmek kolay değildir. Kürt halkının temsilcileri bunu başarabilen yegâne aktörlerdir. Dayatılan “hamilerden hami beğenin” anlayışı reddedilmektedir. Kürt halkı bu anlayışı kabul etseydi, Ortadoğu’daki diğer halklar gibi bir uydu ulus-devletçiğe sahip olabilirdi. Bunu reddettiği için bugün bölgenin en özgür halkı olduğu söylenebilir. Bu stratejiyi anlamayanlar Sayın Öcalan’ı yeniden okumalıdır. Rojava’ya objektif bir gözle bakan herkes oradaki maksadı görecektir. Bu durum, Kurt ile Kuzu’nun “suyumu bulandırıyorsun” hikâyesine çok benzemektedir. Zira kurt, kuzuyu yemeye çoktan karar vermiştir. Bu realite gün gibi ortadayken hâlâ konuyu manipüle etmeye çalışanlar başarılı olamayacaktır.   Suriye’de yaşananlar yapısal sistem sorunlarıdır. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin kültürleri, inançları ve yaşam biçimleri; Şara’nın kurmak istediği Suriye Arap şeriat devleti için tehdit olarak görülmektedir. Bu nedenle bir hamle başlatılmıştır. Amaç son derece nettir: Ya bizim çıkardığımız kanunlara göre yaşayacaksınız ya da buraları terk edeceksiniz. Gönüllü ya da zorla. Gönüllü kısmı Şara sahte demeçlerle yürütürken, zorla kısmını kadın düşmanı çeteler koalisyonu üstlenecektir. Açıktır ki Rojava’nın demokratik modeli, Ortadoğu’nun sistem krizine bir rol model olma potansiyeli taşıdığı için hedef alınmaktadır. Ortadoğu’nun çoğulcu yapısına en uygun sistem, hiç kuşkusuz Rojava’nın on yılı aşkın süredir pratikte uyguladığı modeldir. Her halkın kendi kimliği, kültürü ve inancıyla özgürce yaşayabileceği demokratik ve komünal bir birlikte yaşamın mümkün olduğunu kanıtlamıştır.   Ulus-devletlerle yönetilen ülkelerin temsilcilerinin panik hâlinde Şara ve çevresini tanıma yarışına girmesi, bu korkunun en somut göstergesidir. Açıkça ifade edelim: Bugün olmasa yarın, ama mutlaka Ortadoğu halkları demokratik ulus perspektifiyle buluşacaktır.İşte bu korku nedeniyle televizyon ekranları ve akademi cehaletle dolup taşmaktadır. Öne sürülen tezlerin hiçbirinin gerçekliği yoktur; ancak görsel ve işitsel bir kirlilik yaratılmaktadır. En büyük zarar ise akademi camiasına verilmektedir. Keşke bu kişiler, Mandela’nın “Mülksüzleştirmenin, ayrımcılığın, ırkçılığın ve devlet destekli şiddetin acı meyvelerini tatmış bir halk olarak tarihin doğru tarafında duracağımız nettir” sözündeki duruşa sahip olabilselerdi. Ne yazık ki değiller.   Konforlu ve güvenli mekânlarından bakarak, otoriter rejimler tarafından bilginin, bilimin ve hakikatin ters yüz edilmesini izleyenler bilmelidir ki hegemon güçler tarihi kendi amaçları doğrultusunda yeniden yazmaya çalışmaktadır. Buna engel olmak, her bireyin gelecek kuşaklara karşı sorumluluğudur. Cesur bir Kürt kadınının saç örgüsüyle deşifre olan Şara zihniyeti, Suriye’nin Afganistan’ı dahi geride bırakacak bir kadın karanlığına sürüklendiğini gözler önüne sermiştir. Bu nedenle başta kadın hareketleri olmak üzere, tüm evrensel değerleri önemseyenler bilimin ışığında yeni ve özgür bir yaşam için harekete geçmelidir. Artık herkes kast sistemine dayalı katilleri tanımaktadır. Tüm toplumsal değerlerimize kasteden bu karanlık zihniyete karşı en güçlü cevabı vermek gerekmektedir. Kadınlar kendi gücünün farkındadır; dünyayı özgürlük deryasına çevirebilirler. Kürt, Arap, Alevi, Dürzi, Süryani ve diğer tüm Suriyeli kadınlar sesimizi ve dayanışmamızı beklemektedir.    Sevgili kadınlar; su yatağını bulmuş, tohum yeşermiş olacak ki onca yıkımdan, çöküntüden, inkâr ve imhadan sonra birdenbire bir gökkuşağı belirmiştir. Binlerce renk ve binlerce umut açığa çıkmıştır. İnkar, itiraz ve isyan diyalektiğini doğru okuyan kadınlar, dünyanın dört bir yanında “jin jiyan azadî” korelasyonuyla eril sistemin kurumlarına meydan okumuştur. Rojava’da filizlenen kadın aklı, çok da uzak olmayan bir gelecekte tüm dünyada referans alınacak bir yol açmaktadır. “Sildik, süpürdük, yok ettik” demekle bu işler olmamaktadır. Kürt kadınları kendi küllerinden yeniden doğmayı başaran bir geleneğin mirasçılarıdır. Rojava halkı, kendi toprakları üzerinde kendi sistemini ağır bedeller ödeyerek inşa etmiştir. Buna karşı çıkanlar bilmelidir ki azınlıkta kalacaklardır. Hakiki demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ve komünal değerlere susamış milyonlar bu toplumcu sistemi kavrayacaktır. Rojava’daki Kürt halkının haklı davası için kenetlenen halkımıza ve dostlarına bin selam olsun. Bu ulusal birlik, dünyanın her yerinde yaşayan Kürtlerin moral kaynağıdır. Bizler de Kürt politik tutsaklar olarak direnen Rojava halkına bin selam gönderiyoruz. Berxwedan jiyan e, çünkü direniş özgür yaşamdır.