İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy: Tarafınız barış olmak zorundadır 2026-01-30 09:03:39   Elfazi Toral   İSTANBUL - Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıyı ve derinleşen insani krizi değerlendiren İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, bölgede kadınlara yönelik sistematik savaş suçları işlendiğine dikkat çekti. Yargının barış savunucularını hedef alan tutumunu eleştiren Oya Ersoy, “İnsan onuru mücadelesine saldırmayı kesin; tarafınız barış olmak zorundadır” dedi.   Suriye ve Rojava’da HTŞ ile Türkiye’ye bağlı çetelerin 6 Ocak’tan bu yana sürdürdüğü saldırılar, insani kriz boyutunda. Çetelerin, Halep’ten sonra yönünü çevirdiği Rojava’da Kobanê’yi hedef almaları sonucu temel yaşamsal ihtiyaçlar karşılanamıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, konuya dair değerlendirmelerde bulunarak Kobanê kuşatmasıyla halkın yaşam kaynaklarının kurutulduğunu belirtti. Oya Ersoy, katliamcı çeteleri meşrulaştıran siyasi dile tepki göstererek, “Tarafınız barış mücadelesi olmak zorundadır” mesajını verdi.   ‘İnsani krizin derhal son bulması gerekiyor’   6 Ocak itibarıyla başta Alevi ve Dürzi halkları olmak üzere Kürt halkına yönelik kitlesel bir saldırı dalgasının başladığını belirten Oya Ersoy, gelinen aşamada Suriye’de tam bir insani krizin yaşandığını ifade etti. Özellikle Kobanê etrafındaki kuşatmaya dikkat çeken Oya Ersoy, halkın gıda, temiz su, elektrik ve ilaç gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığını söyledi. Oya Ersoy, “Bu kuşatmanın derhal kaldırılması için başta Türkiye olmak üzere bütün devletlerin ve insan hakları örgütlerinin hepsinin ciddi anlamda bir sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz öncelikle. Bu kuşatma dışında da 6 Ocak itibariyle başlayan saldırıların öncelikle sivil halka yönelik olduğunu, ikinci olarak bu saldırılardan ve kuşatmalardan en fazla kadınların ve çocukların zarar gördüğünü gözlemliyoruz. Özellikle IŞİD hapishanelerinin boşaltılmasıyla beraber, silahlanan IŞİD militanlarının saldırıya geçtiğini ve bu saldırıları kendi sosyal medya hesaplarından paylaştıklarını görüyoruz. Bir kadın militanın cansız bedeninin, cihatçı sloganlar eşliğinde bir inşaattan atıldığına dair görüntülere şahit olduk. İnsan Hakları Derneği olarak sahadan aldığımız güvenilir bilgilere göre; kadınlara yönelik cinsel taciz ve cinsel işkence eylemleri gerçekleştirilmektedir. Kadın, erkek, çocuk ayrımı gözetmeksizin, insanların vahşi işkencelerle katledildiğine tanık olmuş durumdayız. Tüm bu vahşet, faillerin kendi paylaşımları ve dünya basınına yansıyan görüntülerle dünyanın gözleri önünde yaşanmaktadır. Bu insanlık krizini derhal sonlandırmak ve saldırıları durdurmak üzere, başta koalisyon güçleri olmak üzere Birleşmiş Milletler’i acilen göreve çağırıyoruz” dedi.   ‘Barışı savunmak herkesin temel yükümlülüğüdür’   Oya Ersoy, bölgedeki hak ihlallerini yerinde tespit etmek ve dünyaya duyurmak için yürüttükleri çalışmaları şu sözlerle aktardı: "Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tam da bu tür çatışmaları ve sivil halka dönük saldırıları engellemek amacıyla kurulmuş, sorumluluk sahibi bir mekanizmadır. Bu mekanizmaların bir an önce devreye girmesini ve saldırıların derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Bütün dünya devletlerine ve halklarına mesajımız şudur: Suriye halkının geleceğine, yine Suriye halkları ortaklaşa karar verecektir. Suriye halklarının eşit, özgür ve insan hakları standartlarına uygun bir yaşam kurabilmesi için üçüncü taraflara ancak 'yardımcı olma' konusunda görev düşebilir. Bunun dışında herkese çağrımız; Suriye halklarının üzerinden elinizi çekmenizdir. Bizler şu an bu amaçla yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Başta Rojava olmak üzere bölgeden sağlıklı bilgiler almaya ve bu verileri raporlaştırmaya çalışıyoruz. Ancak sürecin bir boyutu daha var: Saldırılar başladığı andan itibaren coğrafyamızın dört bir yanında düzenlenen gösteriler, son derece haklı bir isyan ve tepkidir. Savaşa karşı barışı savunmak herkesin temel yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün gereği olarak sesini duyurmak isteyenlere yönelik gerçekleştirilen saldırıları, gözaltıları, tutuklamaları ve işkence boyutuna varan kolluk şiddetini de raporluyoruz. Bu ihlallere karşı tüm insan hakları örgütlerini göreve davet ediyoruz. Suriye sınırında hava muhalefeti nedeniyle gerçekleştiremediğimiz basın açıklamasını yapma niyetimizi, ulaşım sıkıntılarına rağmen koruyoruz. Ayrıca savaşın kuşatması altındaki halkların yaşadığı ihlalleri yerinde tespit etmek amacıyla bölgeye gitme girişimlerimiz de kararlılıkla sürecektir."   ‘HTŞ’nin yanında saf tutanlar suç işliyor’   Oya Ersoy, dünyadaki hukuk örgütleriyle kurdukları dayanışma ağına ve Türkiye’deki siyasi atmosfere dair konuşurken, uluslar arası boyutu olan ortak program hazırlıklarının sürdüğüne değindi. “Ancak içeride tanık olduğumuz tablo dehşet verici. Toplu gösterilere yönelik saldırılara, siyaset yelpazesinin her kesiminden yükselen inanılmaz bir nefret ve ırkçı söylem eşlik ediyor” diyen Oya Ersoy, medyanın da aynı ırkçı dili kullanması ve HTŞ’nin yanında saf tutmasının infial yarattığını vurguladı. Oya Ersoy, “Bu vahşeti destekleyen her açıklama, insanlık onuruna indirilmiş bir darbedir. Bu toprakları yöneten iktidar sahipleri başta olmak üzere, bu iktidara muhalif olduğunu iddia eden tüm kesimleri insan hakları değerlerine saygı göstermeye davet ediyoruz. İnsan onurunu korumak bir tercih değil, başlı başına bir görevdir. Herkesi bu bilinçle davranmaya ve sorumluluk üstlenmeye çağırıyoruz. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere herkesi bu tür söylemlere karşı işlem yapmaya davet ediyoruz.  Barışı savunanlara değil, asıl bu söylemlere karşı işlem yapın” ifadelerini kullandı.   ‘Tarafınız barış olmak zorundadır’   Kocaeli'de bir hemşirenin, sadece saçını ördü diye gözaltına alınmasını hatırlatan Oya Ersoy, son olarak şunları söyledi: “Burada kadınlara yönelik vahşice işlenen eylemlerin hepsi birer savaş suçudur. Bu durum, başta Cenevre Konvansiyonu olmak üzere uluslararası sözleşmelerle tanınmış bir suçtur. Bu savaş suçunu işleyenler, emri verenler ve bunda payı olan herkes; bağımsız mahkemeler tarafından yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 'bir daha asla' denilerek kurulan bir sistemden bahsediyoruz. Bizim bir insan hakları örgütü olarak çabamız, bu insanlık krizinden sonra 'bir daha asla' denilecek ve insan hakları değerlerine uygun bir sistemin kurulması içindir. Türkiye başta olmak üzere bütün devletlere aynı çağrıyı yapıyoruz: İnsan onurunu koruma mücadelesine saldırmayı kesin. İnsan onurunu koruma mücadelesinin ve barış mücadelesinin yanında olun; tarafınız bu olmak zorundadır. Bizler, barış için mücadelemize bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her ne olursa olsun devam edeceğiz.”