Filozof Catherine Malabou: Rojava’yı korumak küresel sorumluluktur 2026-01-30 09:01:28   Melek Avcı   ANKARA - Fransız Filozof Catherine Malabou, Rojava’ya yönelik saldırılar için, “Bu saldırıların hedefinin öz örgütlenme ve yerel demokrasi modeli olduğunu düşünüyorum. Amaç, bu örgütlenmeyi radikal İslamcı bir koalisyonla değiştirmek ve bence bu bir felaket. Bu gerçek bir siyasi saldırıdır. Rojava'yı korumak küresel bir sorumluluk meselesidir” dedi.    HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin Rojava’da halklara yönelik katliamları ve saldırıları sürüyor. Kobane kuşatma altında. ABD başta olmak üzere Avrupa ülkeleri ise Colani’nin katliamlarına sessiz. Daha önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'na ve PKK'nin kongre kararlarına ilişkin dayanışma mesajı gönderen Jacques Derrida'nın öğrencilerinden Fransız Filozof Catherine Malabou, Rojava modeline ilişkin saldırıları değerlendirdi.    ‘Saldırıların hedefi öz örgütlenme ve yerel demokrasi’   Rojava'ya dönük saldırıların salt “askeri bir çatışma” olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Catherine Malabou, “Bu saldırıların, Kürtlerin önderliğindeki özerk yönetimin siyasi, sosyal ve kurumsal kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu düşünüyorum. Bana göre bu, Rojava'nın kendine özgü siyasi örgütlenme biçimi nedeniyle modele yönelik doğrudan bir saldırıdır. Bu nedenle, bu saldırıların hedefinin sadece topraklar veya toprakların kontrolü değil, öz örgütlenme ve yerel demokrasi modeli olduğunu düşünüyorum. Amaç, bu örgütlenmeyi radikal İslamcı bir koalisyonla değiştirmek ve bence bu bir felaket. Yani evet, bunun sadece askeri bir çatışma olduğunu düşünmüyorum. Bu gerçek bir siyasi saldırıdır” sözlerini kullandı.   ‘IŞİD ile HTŞ aynı ideolojik çizgide’   ABD ve uluslararası koalisyonun yıllardır DAİŞ ile mücadele eden yapıyı HTŞ saldırıları karşısında yalnız bırakmasının paradoksal bir denklem olduğunu ifade eden Catherine Malabou, “Kürt güçlerinin IŞİD'e karşı mücadelede en radikal ve etkili aktörler arasında olduğunu biliyoruz. Bu savaşta çok sayıda insanlarını kaybettiklerini biliyoruz. Bu, büyük bir insani kayıptı. Bugün ise IŞİD ile aynı ideolojik çizgide olan HTŞ örgütünün şu anda hoş görülmesi, çok endişe verici bir durum. Bu çok alaycı bir jeopolitik mantık. Terörle mücadelenin ülkeler için genellikle kısa vadeli stratejik çıkarlara tabi olduğunu gösteriyor. Sanki radikal İslam'la mücadele araçsallaştırılmış gibi ve bugün, benim bile anlamadığım çıkarlar uğruna Kürt özerk bölgesine karşı bu örgüt tercih ediliyormuş gibi görünüyor, ama kesinlikle araçsallaştırılıyor” diye belirtti.    ‘Küresel terörizmin yeniden canlanma riskini doğuruyor’   QSD’nin koruduğu cezaevlerinin HTŞ’nin denetimine bırakılmasıyla DAİŞ üyelerinin salıverilmesinin anlaşılmaz olduğunu belirten Catherine Malabou, “Çünkü bunlar radikal hareketler. Radikal İslam hareketleri son derece tehlikelidir ve dünyanın her yerinde gerçekleştirdikleri tüm saldırıları gördük. Bu yeni durum, sadece bölge için değil, tüm dünya için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Bu gözaltı kamplarının kontrolünü, IŞİD ile benzer ideolojik temellere sahip bir örgüte devretmek, küresel terörizmin yeniden canlanma riskini doğuruyor ve yine, bu mantığı anlamıyorum. Bence bu tamamen politik bir karar. Ama yine de bu tutukluları serbest bırakmanın, yeni bir kargaşa, uluslararası terör kargaşası riskini göze almanın ne gibi bir kazancı olacak? Bu gerçekten paradoksal ve dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Dediğim gibi, çok yerel jeopolitik çıkarlarla ilgili. Aynı zamanda, küresel faşizm yükseldiği yerde Trump'ın bunu durdurmak için bir şey yapmamasının nedeni tamamen anlaşılır çünkü bu, onun kendi ideolojik fikirleriyle tamamen uyumlu; terörizm, şiddet, radikalizm, faşizm… Bence mantık burada, hatta orada IŞİD ile savaşıldığı dönemde, birçok kişinin bunu Avrupa'da da yaptığını gördük.”   ‘Rojava’yı korumak küresel sorumluluktur’   “Rojava'nın şiddete karşı eşitliği, cinsiyet eşitliğini, toplumsal özerkliği ve benzeri durumları önceleyen bir sosyal modeli temsil ettiğini düşünüyorum” diyen Catherine Malabou,  “Dolayısıyla Rojava'yı korumak küresel bir sorumluluk meselesidir. Ama aksine sahada ne görüyoruz, tam da sizin söylediğiniz gibi, insanlar işkence görüyor, öldürülüyor. Saldırıya uğrayan şey bütün bir model, bir karşı faşist modeldir” dedi.     ‘Türkiye Kürtler için hiçbir şey yapmaya hazır değil’   Türkiye’deki çatışmalı sürecin sona ermesi için Kürt tarafının gerçek bir irade ortaya koyduğunu hatırlatan Catherine Malabou, “Bir yandan PKK ve Öcalan tarafından Ekim ayında başlatılan barış süreci ve silahlı mücadelenin resmi olarak sona ermesi, demokratik bir süreç talep edilmesi, PKK güçlerinin Türkiye dışındaki Irak'a gönderilmesine karar verilmesi var. Yani kısaca şiddetli çatışmalara son verme konusunda gerçek bir irade var. Ama bakıyoruz diğer yandan ise Türk hükümetinin Rojava'ya saldırdığını ya da saldırıları desteklediğini görüyoruz. Bu tamamen bir çelişki, ama bence bu açıkça gösteriyor ki Türkiye Kürtler için hiçbir şey yapmaya hazır değil. Benim gördüğüm ve düşündüğüm maalesef bu. Öcalan belki de başka seçenek görmedi ve silahlı mücadelenin sonunu getirmek zorundaydı. Ama aynı zamanda bunun bir tuzak olduğunu düşünüyorum, çünkü benim görüşüme göre Türk hükümeti Kürtleri korumak için hiçbir şey yapmayacak” sözlerini kullandı.   ‘Dünyada demokrasiye duyulan nefretin işaretidir’   Siviller katledilirken bölgede yayılan nefret dilinin küresel bir kriz hali aldığını belirten Catherine Malabou, “Burada da (Avrupa’da) demokrasiden nefretin küresel bir eğilim haline geldiğini düşünüyorum. Bu sadece Türkiye, Kürdistan ve Suriye'de değil, tüm dünyada böyle. Demokrasiden nefret ediliyor. Bu yüzden Rojava'ya karşı geliştirilmeye çalışılan direnmenin daha genel bir krizin belirtisi olduğunu düşünüyorum. Her yerde, demokrasiye karşı sadece daha radikal, aşırı ve şiddet içeren hareketler galip geliyor, ama ne yazık ki Suriye'deki durum özellikle şiddetli, acımasız ve insanlık dışı. Ama bence bu, daha küresel bir sorunun belirtisi. Yani demokrasiye duyulan nefretin işareti” dedi.    ‘Rojava'ya güçlü bir uluslararası destek olmalı ama bu olmuyor’   Uluslararası sessizlik ve duruma kayıtsızlık noktasında ise Catherine Malabou şunları belirtti: “Hükümetlerimiz, özellikle Avrupa hükümetleri, perde arkasına saklanıyor. ‘Grönland, Ukrayna veya dünyanın diğer bölgelerinde daha acil sorunlarımız var’ diyorlar. Böylece İsrail'de olanlar, Türkiye'de, Suriye'de olanlar arka plana atılıyor ve kimse umursamıyor. Özellikle Fransa toplumu, bu konuda gerçekten rahatsız. Çünkü bir yandan Fransız hükümetleri, Kürt güçlerin IŞİD'e karşı mücadelesine yardım etti, ama şimdi onları terk etmeye yelteniyorlar. ‘Yapabileceğimiz bir şey yok. Artık çok geç’ diyorlar. ‘Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Elimizden gelen her şeyi yaptık’ sözleri doğru değil. Bu sorunu umursamıyorlar. Tabii ki Rojava'ya güçlü bir uluslararası destek olmalı, ama bu olmuyor. Olmuyor çünkü tüm hükümetler Trump'tan ve bahsettiğim bu yeni küresel düzenden çok korkuyorlar. Ayrıca, insanlar ‘Suriye'de Beşar gittiğine göre yeni bir düzen olacak ve bu iyi bir şey’ diye bir algı içindiler. Kısaca bu yeni düzen bizi rahatsız etmediği sürece, ‘tamam, bırakın yapsınlar’ diye düşünüyorlar. Diğer yandan ise bir kısım da PKK ve Rojava halkını, Türkiye ve Erdoğan’ın yarattığı imaj yüzünden ‘şiddet yanlısı gruplar olarak’ görüyor. Fakat çoğu bu hareketlerin derinlemesine demokratik eşitlikçilik olduğunu anlamıyor. Bu yüzden ‘elimizden geleni yaptık’ demek çok daha kolaylarına geliyor.”     ‘Kahramanca davranan kadınları destekliyorum’   Kürt davasıyla ilgilenen herkesin, olan biteni daha ayrıntılı bir şekilde açıklaması gerektiğine işaret eden Catherine Malabou, “Ben de şimdi bunu yapmaya çalışacağım, durumu anlatmaya çalışacağım. Çünkü, dediğim gibi, Fransa'daki birçok insan bu konuyu görmezden geliyor, neler olup bittiğini bilmiyorlar. Rojava'nın ne olduğunu bilmiyorlar, çünkü bilgi sansürlenerek engelleniyor. Bu yüzden yapabileceğim şey, olabildiğince çok insanla konuşarak neler olup bittiğini anlatmak. Rojava'daki insanları, özellikle de IŞİD'e karşı mücadelelerinde çok cesur ve kahramanca davranan kadınları gerçekten desteklediğimi eklemek istiyorum. Orada yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Bunun çok adaletsiz ve dayanılmaz olduğunu düşünüyorum ve bir çözüm bulunmasını umuyorum.”